Elhamdülillahi rabbil alemin melafi bedül hazretlerinden ve min keelamihi onun mübarek sözlerinden akıldan daha izzetli daha üstün bir mal yoktur La ma'le, a'la zuminel akıl. Gerçekten öyle. Tabii aklı olmazsa itaat yapabilir, aklını eğer hayrıda kullanmaz, Kuran-ı Azimüşşan'a dayalı bir akıl olmazsa her şeyi berbat eder. Çünkü atın gemi olmadığı için her yere saldırır o. Gemi olduğu zaman sahibi tutar onu, muhafaza eder. Başkasının bir malına, tecavüzden vesaire hallerden koruduğu gibi Kuran-ı Azimüşşan'a dayalı olan kıl da bizi her türlü kötülüklerden muhafaza eder. Mesela şahsımız olarak der ki, bak sen Allah'ımıza kul olarak halk olundun. Senin görevin kulluk. Bir ticaret yapacak olsa, bak bu ticaretini yaparken Cenabı Hak yaratan Mevla kulunu en iyi bilen odur, kural koymuştur, o kurala uy da haksız diye hıyanete vesaire, yanlışlığa gitme, akıl her yönden muhafaza eder.
Bu sebeple en insanın malının üstün olanı akıldır. Hani aklı olmazsa malını ne yapar? Çarçur diler. Mesela büyük bir serveti çok kısa bir zamanda da tüketebilir. Aklı olmadığı için aklını kullanmıyorsun. Cehaletten daha kötü bir musibet yoktur. Cahil. Bunda da bir kural yoktur. Ortalıkta nasıl görüyorsa, cemiyetin durumu ne ise ona göre hareket eder. Halbuki ilk efendimiz aleyhissalatu vesselama inen ayet-i celile ok ayet-i celilesidir. Allah'ımızın ilk sıfatı ilim sıfatıdır. E bilmezse ne yapar bilmeyen kimseye ne denir? Cahil denir. Mesela yanlışlık yapar, olumsuzluklar çokça görülür, cahil denir. Şimdi cahil dindiği zaman okumaya da bilir. Bunu ifade ederken buyuruyorlar ki Allah'ı ve Resulünü tanımayanlara kullanılan bir ifadedir. Ebu Cehil demiş. Halbuki Ebu Cehil devrinde filozof deniyor. Ebu'l Hikem'miş aslında.
Hikem böyle işleri çok iyi anlayan, bilen, yerine göre iş danışılan, kendisine bu usta ne dersiniz deyince cevap verebilen, bir başkasının da akıl olarak müracaat ettiği bir kimse. Yani o gün de bir deha ama Allah'ı ve Resulünü tanımadığı için cehaletin babası demiştir. Cahillerin babası diye geçiyor. Allah'ımızı tanımıyor değil mi? Tanıyorlar, tanıyorlar. Varlığını biliyorlar, ikrar ediyorlar. Sıfatlarını da kabul ediyorlar, bir kısım sıfatlarını ama hüküm noktasında kabul etmiyorlar. İşte Rabbimizin bu husustaki yemedeki, içmedeki hükmü helal taam. Bunu kabul etti. Mesela beşeri münasebetlerde bir kural var, bir esas var. Mesela diyorlar ki cahiller insan insanın kurdudur. İnsan birbirini yiyecekte şu alemde ne düzen, ne intizam kalacak, bizim dinimiz ne buyuruyor? Kendi nefsin için arzu ettiğin kardeşin için de arzu etmedikçe kamil mümin olamaz. Mesela biz kendimiz için ne istiyoruz?
En güzellerini istiyoruz. Dünyevi de öyle. Mesela uhrevi, asıl önde olması gereken de bu zaten önceliği. Ona vermemiz icab eder. E din kardeşimiz için de en güzelini isteyeceğiz kendimize, istediğimizi onun için de. Hatta İshar diye güzel ahlak içerisinde geçer. İshar, kendi menfaatini kardeşine vermek, önceliği ona tanımak. Ve la mugayirate kel müşavere gibi de müşavere gibi de güzel bir davranış yok. Mesela bir iş yapacak tam daralmış, bunalmış. Nefsi her türlü kötülüğü yapacak şekilde emmare sıfatında olunca, belki de karşısındakini canına kastetmeyi bile düşünür. Yerine göre nefsiyle hareket ettiği için çok yanlışlıklar yapar. O yanlışlıktan sonra da eyvah yapmasaydım der ama iş işten geçer. Ondan dolayı akıllı kimselerine dürüst, ahlak sahibi kişilerle istişare etti. O nedir? Bir hadiseyi hatırlarım, bir yere haber gidecekti.
O götürecek olan kimse de haberi akıllı bir kişiydi, tecrübe sahibi. Dedi ki şu anda söylemeyeyim, dedi. Çünkü dedi hiddetle kalkmış olurum. Bir öfkeyle dedi. Öfkeyle kalktığım için sağlıklı olmaz dedi benim yapacağım hareket. Şöyle bir sabah olsun, sabah olsun o zaman dedi bu haberi iletelim. Hani bir görüş sahiplerine müracaat etmekte fayda var. Yalnız dinimizde bunun ülküleri var, her görüş sahibine varılmaz. Arz ettim ya bunun şartları da var. Böyle akıllı olacak ama dediğimiz gibi vahye dayalı. Mesela güzel ahlak sahibi, cimri olmayacak, sıfatta olmayacak, güzel ahlak sahibi onlar ifade ederler. Ondan sonra da kişi der ki, hey Allah razı olsun. Yoksa ben nefsime uysam ne kadar yanlış Hak. Yalan söyleyen için bir efendilik, bir güzellik, bir tatlılık, bir huzur, bir şahsiyet yok. Çünkü yalan söylüyor.
Doğru söylese bile yalan söyleye söyleye söyleye bunda da acaba yalan mı diye hiç kimse inanamaz mı? Çünkü yalana alışmış. Ve la rahatel yahsudin. Bir başkasını çekememe hali varsa mesela bir baş olma hususunda riyaset diyoruz, mal hususunda daha başka ilim yönünde, irfan yönünde, hakikat yönünde üstün olan kimseleri çekememe hali varsa nimetin ondan gitmesini istiyorsa onda da rahat, rahatı şimdi duyduğumuz sözler var da pek münasip düşmez diye söylemiyorum. Mesela diyor ki bir diğerine genel bir ifade olsun. Öyle bir hale getireceğim ki karşımdaki kimseyi yedi sene kurban kesemeyecek hale sokacağım diyor. Ne demek? Fakir, yoksul hale düşüreceğim. Şeytani bir sıfattır. Allah'ımız muhafaza buyursun. Cimri ile de bir dostluk, bir arkadaşlık olamaz. Cimri, dertli, dertli insanın böyle bir neşe anı da olur. Hep dertli, dertli, sıkıntılı böyle bir kimseyle de yoldaşlık olmaz.
Kötü ahlaklı kişide de efendilik olmaz. Allah'ın haram kıldıklarından sakın. Katliyen yapma. Allah'ımızın emirlerini tut ki ibadet eden kişilerden olasın. İnsana bu huzur ver. Yalnız yaptığımız saatte kime karşı yaptığımızı düşünemiyoruz. Mesela bir sünneti seniyye, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz böyle yaparlardı diye onun kadir ve kıymetini de idrak ederek yapacak olsak gelişigüzel yaptığımızdan çok farklı olur. İnsanın gönlüne de huzur girer. Şimdi efendimiz böyle yapıyorlardı, ben de onu taklit edeyim dersek. Allah'ımızın taksim ettiği rızka razı ol ki Müslüman olasın ve duaları var. Ya Rabbi taatinle beni şereflendir ve le'l-iznî masyetik, isyan ile de beni rezil rüsvay etme ya Rabbi Cenab-ı Hak şefaatlerine mazhar kılsın