Aklı iki şekilde izah etmişler birincisi aklı maaştır dünya işlerinin yürütülmesi fakat aklı vaat olmadan dünya işlerini yürütmek sadece maddeyi düşünmekten ibaret olur, ahiret duygusu olmaz. Cenabı Hakk'ın bizi her an gördüğü düşüncesi kaybolur. Onun için bu dünya işlerimizde de Essair billah Rabbene atina fit dünya hasene ve fili ahirette hasene. Dünya işlerimiz de dinimizin ölçüleri içerisinde götürmek. Yoksa yasaklamıyor bize, evliliği yasaklamıyor ama bir nikahla ibadet ve taate de büründürüyor. Ticareti yasaklamıyor. Mutlak Fifin suresinde alırken verirken Hakk'a hukuka riayet etmeyi bize tavsiye ediyor. Bize işte hava güzel, mevsim artık her taraf yeşeriyor, sular çağlıyor, tabiat çok hoş. Gezmemize mani olmuyor, gezin, dolaşın ama geçmiş ümmetlerin başından geçen helaklerine sebep olan günahları da tefekkürden geri durmayın.
Eğer aklını kişi kullanacak olursa benim gibi de ta Adem aleyhisselamdan beri insanlar ta uzağa gitmeye de gerek yok. Anam da vardı, babam da vardı. Benim okuldan arkadaşlarım da vardı, askerden, askerlik döneminde arkadaşlarım da vardı, iş çevrem de vardı. Onlar da böyle zevkleniyordu. Şimdi acaba neredeler diye düşünebilmek, aklımızın başımızda olması bu demektir. Aklı mahalde, işte ibadetimizde, taatimizde, Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin Miraç hadisesinde Burak, o Burak aşk bineğidir. Kırk bin tane Burak içerisinden Cebrail Aleyhisselam, Rasulullah'ın aşkından gözünden iplik gibi yaş akıtan, vücudu çok zayıf bir hale gelen bineği aldı. İçinde Rasulullah'ın muhabbeti olan. Demek ki bizi ilahi meclislere de bu muhabbet içerimizde doğacak olursa bulunuruz bulunmasak bile onların dilinde oluruz. O bile müstesna. Diyelim ki o mecliste değiliz, o ilahi meclislerden.
Fakat o mecliste anılıyoruz. Bu anılması, işte şöyle bir kimse var, diyor ya, hocalar birbirlerine muallim, şöyle bir öğrencimiz var, bunu gelin yetiştirelim. İslam hukukunda biz başarılı görüyoruz. Siz de destek verin. Bu güzel bir İslam hukukçusu olsun, diyorlar. Bunun gibi ilahi mecliste de bu gerçekten istikbal vadediyor, bu Rabbimizin manevi ellerinden olsun dedirttirebilmek. Yoksa sair kimseler bu ilahi güç ve kuvvet hasıl olan manevi yerler kendiliğinden olmamıştır gayretleriyle, çabalarıyla. En önemlisi Muhammed Zahid Hazretleri konuşurken Rahmetullah Ali, diyor dikkat edebilirsek. Öyle bir ifade kullanıyor ki, tevfik-i Samedani, Allah'ımızın yardımıyla oluyor bunlar. Sami Efendi Hazretlerinin eserlerini okuyoruz. Allah'ımız hakkında Celle Celalü kullandığı ifadeye dikkat edelim. Bakalım, Esad Erbili Hazretlerinin kullandığı, ne kadar güzel ifadeler kullanıyor Rabbimize?
Şöyle bir arkadaşımız da Ali, Mehmet demek var. Bilal Efendi, Mehmet Bey diye çok ikramlı bir şekilde konuşmak var. Bu Allah'ımız Celle Celalühu. Bu şekilde biz Burak bineği ile ne yapıyoruz? Bedeni olan taatlerimizi yerine getiriyoruz. Miraç'la da ruhani taatlerimizi yerine getirip, nefsimizin mertebelerini, ruhun mertebelerinin, sırrın mertebelerinin, bunların hepsini topladığımız zaman on sekiz eder. On sekiz bir aleme tekabül eder yaşayabilirsek. İsmimiz bu alemin bir kopyası, ruhumuz da ilahi alemin bir kopyası olduğunu ancak o zaman anlarız. Çünkü işin farkında olanlar çok azdır. Ariflerin, Arifani ilahinin bir yalvarış yakarışı var Cenabı Hakk'a. Derlermiş ki Ya Rabbi bizi az sayının içerisinde kıl. Buna tabii bizim gibi kimseler bir türlü akıl erdiremez, dedilermiş, efendim ne diyorsunuz yani bu az sayının içerisinde olmak ne demek? Es sahibinler ve galilin min aybadi ya şekur.
Kullarım içerisinde şükredenler azdır. Hepimiz şükrediyoruz, şükretmeyen var mı ki? Elhamdülillah diyoruz, yediğimiz, içtiğimiz, Bu dilin şükrü. Birden kalben şükredenler var. Bir de hal olarak şükreden ibadet ve taat anlamı taşıyor şükür. Şu gözümüzün bakmasının şükrü nedir? Eşyadaki yaratılış sebebini görebilmektir, vesair. Daha sonra Refref ile de Cenab-ı Hakk'a kavuşuyor, Cebrail Aleyhisselam bile uzaklarda kalıyor. Ne diyeceğiz? Öyle bir taat yapacağız ki, bu refrefle ne nebiyy-i mükerrem ne de melekler vakıf olabilsin. Öyle hakkın sevgili kulları var ki, Ya Rabbi diyor, yaptığım taati senden başka kimse bilmesin diyor. Eğer aklımızı çalıştıracak olursak yaptığımız taatleri bu şekilde yapar. Yoksa çok yaya kalırız. Ne zor olur? Eskiden hacca gidiyorlar, sene kırk yedide gitmişler, o yıllarda açılmış. Üç ayda varmışlar.
Birçok zahmetlerine daha bir evvelini düşünecek olursak altı ayda. Bir Mevlana Halid Hazretleri Abdullah-ı Dehlevi Hazretleri'ni altı ayda buluyor. Kırk gün kalınca artık müsteazımının kokusu geliyor diyor, gözyaşları ile huzuruna varıyor. Ama ne oluyor, bir kutbu ağızdan buluyor. Yani kolay ne olur? Her şeyin bir bedeli var. Ama bakıyorsunuz bir uçakla iki saatte Medine-i Münevvere'ye, Medine havaalanını, iki buçuk, üç saat sürmüyor bölgelere göre değişir, derhal ciddiye düşüyor. Bu bedenin süratidir. Ruhun süratine akıl yetmez. Ruhun sürati bambaşkadır. Ne şimşeğe benzer ne bir başkasına. Anında. Ne demek bu anında hatırladığı zaman orada olur. Hatırladığında de derhal orada olur. Böyle bir ref refe ibadet ve taatimizde bineceğiz ki Halık'ımıza vasıl olabilelim. Velhamdülillahi Rabbil Alemin El Fatiha.