Akıl ve Hikmetin Önemi ve Ruhun Arınması | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Akıl ve Hikmetin Önemi ve Ruhun Arınması
Akıl ve Hikmetin Önemi ve Ruhun Arınması kaydında Ervahına bir Fatiha üç İhlas-ı şerif. Hangisine itibar edersek diğeri itibardan düşer? Mesela hayvanlarda olan şehevi duygu. Eğer hep buna kendimizi hasredersek nerede ne yiyeceğiz, ne içeceğiz, nerede gezeceğiz, nerede eğleneceğiz bu düşüncelere dalarsak yani ibadet geri planda kalır da bu şehevi duygu ileride olursa buyuruyor Cenab-ı…
Ervahına bir Fatiha üç İhlas-ı şerif. Hangisine itibar edersek diğeri itibardan düşer? Mesela hayvanlarda olan şehevi duygu. Eğer hep buna kendimizi hasredersek nerede ne yiyeceğiz, ne içeceğiz, nerede gezeceğiz, nerede eğleneceğiz bu düşüncelere dalarsak yani ibadet geri planda kalır da bu şehevi duygu ileride olursa buyuruyor Cenab-ı Hak. Onlar hayvanlar gibi belhümedal daha da aşağıdır. Yok akıl yönünü güçlendirirsek akıl bir nurdur aslında. Akıl Allah'ımızı bulan bir nurdur. Düşündüğü zaman insanın aşamayacağı merhale yok. Mesela şu cami, cami olarak düşünelim, akıl olarak. Cami nedir? Cami Rabbimizin evidir. İçeri girdiğimiz zaman ne olur? İçeri girdiğimiz zaman Allah'ımızın beytine girmiş gibi kötülüklerden korunmuş oluruz. Mesela, Havva diyelim çok soğuk, aklı olan bir kimse nedir? Camiye girdik, ısındık, dışında olsaydık üşüyecektik.
Yani bir korumanın altında olduğunu cami vasıtasıyla ibadet mahallinde bulunursa Bizim ruhumuz dirilir, hayat bulur, o huzura iner. Yok, sıkının altında diyelim yirmi derece. Dışarıda durduğumuz zaman ne olur? O zaman hayatımız tabii ki sıkıntıya düşecektir, öyle düşünürüz. Mesela içinde ne var? Bir kabir var. O kabre bakan akıllı olan insan der ki Ya bak bu kimse de hayat sahibiydi, yaşıyordu, evladı da vardı, ahvadı da vardı, onun da duyguları vardı Bak şimdi kabirde bak düşünür Yani düşünce çok önemli, akıl çok önemli! Mesela şu lamba bile düşündüğü zaman insan aklettiği zaman, bak karanlık bir mahal ama yandığı için her taraf aydınlanıyor. Benim de kalbimde iman nuru yanacak olursa kalbim küfürden kurtulur, sirkten kurtulur, nipaktan kurtulur, büyük günahtan, küçük günahtan değil. Bak aklın ne kadar önemliymiş. Şu lambanın yanması bile.
Yani aklını kullanmış büyüklerimiz, mesela bir tanesi bildiğiniz misal, hamama girmiş, hamamcı çıkarken para istemiş, ağlamış. Parası yok zannetmişler herhalde ağlayınca, hayır hayır demiş. Yani biz şeytanın evine bile para istiyorlar, yarın Allah'ın huzuruna, cennete, cemale kavuşmak ile ucuz mu demiş. Bak kafayı çalıştırmışlar hepsi. Bununla ileri demişler. Akıl aynı zamanda bir merdivendir Mevla'yı bulmak için. Bak iki şeyin sınırı yok. Biri akıl, biri de ruhtur. Bak biri akıl. Şimdi aklın sınırı yok. Neden? Her bilen üstünde bir bilen var buyuruyor. Yani aklediyor, biliyor, çalışıyor. Onun üstünde de bir bilen var. Şimdi teknolojiye bakalım. Mesela savunma sanayii Türkiye neredeydi? Türkiye çok gerilerdeydi bu noktada. Yani biz savunma sanayinde Türkiye öncü değildi ama şimdi ne yapıyor? Kendi arabasını da yapabiliyor. Ondan sonra neyi yapıyor?
Tankları vuracak aletleri de yapıyor, savunma sanayinde. Bak aklın üstünde daha akıl var, daha akıl var. Ondan sonra ne yapıyor? Bir başkaları daha bunun üstünde gelişmelere başlıyor, her yönde! Akıl çok önemli, bir düşünsek onun için diyoruz ki Böyle günümüzün bir kısmını düşünerek geçirelim. Mesela büyükler çilehaneye girmiş, boşuna girmemiş ki oraya. Orada tefekkür etmiş, düşünmüş. Eşimdi nasıl tefekkür edeceğiz? Sen ona bakıyorsun, o sana bakıyor, lambaya bakıyoruz, duvara bakıyoruz, ondan sonra mobilyalara bakıyoruz, koltuğa bakıyoruz, halıya bakıyoruz, tavana bakıyoruz, süslemelere bakıyoruz, pencereye bakıyoruz. Nerede kaldı şimdi kafayı toplama? Aksıyor. Onun için kapalı alanlarda, Necip Fazıl'in dediği gibi Dünyaya kapalı Allah'a açık diyor. Yani gözü yumulu olarak ders çekmenin ders çekmenin ve karanlık loş bir yerde oturmanın anlamı nasıl ortaya çıkıyor? Akıl çok önemli.
Akıl ve Hikmetin Önemi ve Ruhun Arınması ne anlatıyor?
Akıl ve Hikmetin Önemi ve Ruhun Arınması kaydında Ervahına bir Fatiha üç İhlas-ı şerif. Hangisine itibar edersek diğeri itibardan düşer? Mesela hayvanlarda olan şehevi duygu. Eğer hep buna kendimizi hasredersek nerede ne yiyeceğiz, ne içeceğiz, nerede gezeceğiz, nerede eğleneceğiz bu düşüncelere dalarsak yani ibadet geri planda kalır da bu şehevi duygu ileride olursa buyuruyor Cenab-ı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Burada elimde yazılar var. Akıl hakkında bulsam size okurum. Bir bakayım. Şimdi kardeşimizin elinde biz bunu yanlış yaptığımı da biliyorum. Eline kitap veriyoruz hiç okutmadan geri geliyor ama o bizi mazur görür, şey yapmaz Elhamdülillah ve akıl hakkında bir şeye bakacağım. Bulabilirsen akletmek hakkında akıl çok önemli Adam tarikata girmiş. Niye girmiş? Akletmiş de girmiş. Ya bunun akilla ne alakası var? Şimdi Essadi El birliği Hazretleri medreseyi bitirmiş, ne yapmam gerekir demiş aklını kullanmış. Ne yapmış aklını kullanıp? Demiş ki bana akıllı Esad dediler. Akıllı hareket etmem için ne gerekir diye düşünmüş. Bana akıllı Esad diyorlar akıllı olmam için ne gerekir diyor. Düşünüyor, bir bulabilseydim bulamazım Akıl hakkında yani bu telefonu elime aldığımıza bakmayın siz. Bu telefona geçtiğimiz bizim hep asıl şeylerden, kaynak eserlerden. Ne yapayım tek tek yazmak kolay değil.
İşte bunları herhalde Mevla'mızın yolunda da istimal etmiş oluyoruz. Mevla'mızın yolunda kullanmış oluyoruz. Ne yapalım, nasıl yetiştirdim? İşte bunlarla da, akd edip de tarikata nasıl giriyor adam? Tarikata girdin bunun adamın işi gücü ne olacak? Ne yapacak? Elini kolunu kaldırmazlar şimdi yani öyle bir sözler söylemişler ki oğlum sen tarikata girdin değil mi diyor Evet girdin girdin ama iyi düşün bak gençsin diyor Bunlar hep başımızdan geçtin Gençsin diyor. Sana şimdi ders aldığın kimse diyecek ki Ne diyecek sana? Buldum. Diyecek ki sana Yahu dünyayı kötüleyecek. Elin dünyaya kalkmayacak. Oğlum daha gençsin, evlenmedin, itmedin ne olacak, Talat? Adam, İnanıyor iki söz bir büyüğe geçer dille aldanıyor. Halbuki dinimiz fıtrattır. Fıtrat, yaratılışa uygun. Dünyayı ne yapar? Dünyayı el karda, gönül yarda der. Şimdi, burada kardeşlerimiz var. Avukat, hakim, savcı, neyse bilirler.
Mahkemelerin en çoğu nedir? Arazi yüzünden, mal mülk yüzünden. Ene yapar? Dünyanın geçici olduğunu, rızkını helalinden temin et, çalış bir aslan gibi ol, der. Bir tilki gibi olup da başkalarının eline bakma, sen çalış, der. Akleder ne yapar der ki ben burada dünyada ne kadar kalacağım Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin teşbihine göre Teşbih-i Muhammedilerine göre nedir İğneyi denize batırdığımız zaman aynı Hadis-i Şerif böyledir. Bilir kardeşimiz üzere Batırdığımız zaman iğnenin aldığı dünya geriye kalan ahiret. Şimdi vakti oluyor ölenler var Halip getir bakalım onu! Şimdi ne diyor? Kabirde ne diyor? Akledecek olursak onu gözümüzün önüne getirir, yahu yaşıyordu! Aynen bizim gibi düşünürdü, bakkola gitti! Ne kaldı? Yapmış olduğu amel. Onun için iyi çalışalım, böyle dizimizi iyi boş yere harc etmeyelim, israf etmeyelim. Hele hayat israfı kadar kötü bir şey bu.
Efendimiz buyuruyor İnsanlar iki şey de gafildir. Birisi boş vakit, biz de sıhhat. Bak hayat! Sorguya çekileceğimizde, düşünmek çok önemli. Ne yapacakmışız? Günümüzün bir kısmını bir tarafa çekilip, böyle elimizi isterseniz yanağımıza da koyarız, çenemize de koyarız düşünürüz. Düşünürken, düşünürken, düşünürken gönlümüze ilahi fikirler meydana gelir. Yoksa bizi dünya boğup gelecek. Yani iğnenin aldığı su kadar dünya, ene yapar? Boğulup alacağız. E dünyanın arkasından koşmayınca da şey yapamayız. Ama hayatımızı, bak bize efendilerimizin şunu da söylüyor, diyor ki Aman hayatınız programlı olsun diyor. Yani Allah'ımız Kitabı Kerim'de buyuruyor. Gündüz gündüz ne yaparız? Yiyeceğimizi, içeceğimiz, geçimimizi sağlarız. Gece de istirahatımız buyuruyor. Gece herhalde hep horul horul yatılmaz. Bak, sıhhate de uygun olan nedir? Çok uyumamaktır. Uyumazsan ne yapacaksın?
Gözümüzü bilyele dikip hayvani arzuları tatmin mi edeceğiz? O zaman gecemizi de Cenab-ı Hak ne güzel tanzim ediyor. Gecemizi Cenab-ı Hak Al. Yani kafayı çalıştırdığımız zaman şu mesela bizim gönlümüzde yerleşmiş gibi. Kardeşlerim bakılıyor da yazılırsa iyi olur bunlar. Yani bizim cisramlı tahtamız buralar. Yani biz ilahi alemde Cenabı Hakk'ın huzurunda mahcup olmamaya çalışacağız. Yani çok büyük bir huzur. Yani bir mahkemeye geldi, o adam eli ayağı titriyor hakimin karşısında. Bana bir suç isnat ettiler, nasıl kurtaracağım kendimi diye. Yani bu hakimler hakimi, Mevla'mızın huzuru, peygamberler var, bütün nebiler var, melaikeyi var, her şey var. Yani bu düşünceyle alakalı. Efendim bize, Mürşid-i Kamilimiz, ne kadar oturursak oturalım, ne kadar dinlersek dinleyelim, Eğer bizde bir kabiliyet, bizde bir çaba olmazsa hiçbir şey olmaz. Bizim kendimizde çaba olacak. Onların durumu şudur.
Mesela şimdi sokak lambaları var da sokak lambasının olmadığı an düşünelim. Böyle ışık çakar gibi olur. Sana aman ha şura deredir düşmen, şura tepedir yorulma, neyse artık. Şura şöyledir, şura çukurdur, mukurdur der. Sana ışık çıkar başka bir şey değil. Nasıl ışık çıkar? Aman ha ticaretinde faize gitme. Faiz, faiz Kabe yolunda anasının nikahını kabul etmek gibi günahtir sonra ışık yakar. Haksız kazanca gitme der. Eğer bir başkasının hakkına girmiş isen yedi kat yerin dibine kadar hadisi şerif söyledim böyle ışık çakar boğazına dolanacak diye. Haydi kurtaralım kendini. Bak ışık çakıyor. Beynimize ışık çakıyor, bak diyor başkasının namusunu düşünme, nasıl öleceğini düşün diyor. Yoksa elimizden tutup götürmez o. Bu beyinle alakalı. Düşünecek başka bir şey değil. Çok şeyi halleder, düşünmek çok şeyi halleder. Mesela bir idareci, o bile düşünür.
Der ki Ebu Zer radiyallahu anh Efendimiz iki kişiye de olsa baş olma mesuliyeti var buyuruyor. Nasıl düşünülüyor bizi. Hep elinizin altındakinle mesulsünüz diyor. Efendim akledenlere böyle sohbetle zikirle olur da çok güzel. Bizim kendimizi artık derler ya gemisini kurtaran kaptandır dediler. Bir kendimiz çabaya düşeceğiz. Olmaz yoksa, hiç sürmez. Hayatımızı tanzim edeceğiz. Kitabı kerimlerle, Hadis-i Şeriflerle güzel. Mesela İmamı Gazali efendimizin bir hayatını okuyun. O hayatında öyle bir güzel, burada bir kelime vardı. Şimdi İmamı Gazali Rahmetullahi İlbari Hazretleri öyle bir tanzim etmiş ki işini gücünü vaktini, mesela Ebu Hureyre Hazretleri Ben diyor geceyi üç kısma ayırırım diyor mesela Bir istirahat ederim diyor, bir ilimle meşgul olurum. Rasulullah'tan duyduğum sallallahu aleyhi ve sellem, hadisi şeriflerini bir tekrar ederim diyor. Bir de diyor, kendime mahsus ibadetim var.
Onların zaten Efendimiz'i görünce sallallahu teala aleyhisselam vay kalbim zikrediyor mu, ruhunda bir yanma var bu değişikliği gördüğü zaman en yüksek hale geziyor zaten. Sahabe geliyor da biz gelemez miyiz? Biz de kendi konumumuzda eğer akledersek Kuran-ı Kerim'i açıp şöyle derin bir tefekkürle Rabbimizin kelamı deyip yanarak okursak olmayacak bir şey yok. Hep yüzünden geçme. Efendim nerede yüzünden geçiyoruz? Dağa bakıyoruz, dağa şu göz bakıyor. Göz bakarken ibret yönü önemli. Kulak işitirken kulağın işittiğinde ne önemli? Onun esrarı önemli. Ne kulağım benim, bir kuşum ötüşünü duyuyor. Ya ötüşünü duyarken onların Rabbamızın zikri var, ona meylettiğimiz zaman halimiz değişeceğiz. Bu hep akilla alakalı. Yoksa zorlamayla, bilmem planla geçen bir misal verdik ya bizim durumumuz şu Rahim üzerinde, rahim üzerinde ne var? İşte vagon var. Vagonu ne kadar süratle itersen o kadar gider.
Ondan sonra ne olur? Durur. Neden durur? Çünkü lokomotife bağlı değil. Nasıl lokomotife bağlanacağız? Okuduğumuz Kuran'ı bir kere manasında bileceğiz, ondan ders alacağız, o zaman Kuran lokomotifi bizi götürür. Okuduğu yeri çıkaramadım, İsra suresinde son ayetleri okudu mesela. O lokomotif bizi götürür. Nedir, ne buyruldu orada? Mesela en sonundan alayım. Allah'ımız sabredenlerle beraberdir. Cenabı Hak kendisinden korkanlarla beraberdir. Kendisinden korkan deyince korkuyu bir arslan var ırk verir, öyle değil. O korku kalbe nur verir. Emri ilahiyesini tutup tutmamaktan dolayı bir riayet, bir dikkattir o. İhsan erbabı ile beraberdir. Tarikat-ı Aliye ihsan mektebi zaten, alır seni götürür o. Sonra Efendimizin sünnet seniyyesi alır götürür o vagonu orada bırakmaz. Çünkü sünneti seniyye lokomotifine bağlanmış o. Akıl da öyle, daha ne anlar ne söyleyeyim ben.
Yoksa olmaz, deli, deli, deli olmaz, anlayış ister. Bak diyoruz ya şimdi üstadımız şeye giderlerdi Sami Efendimiz Hazretlerine çok dikkat etmelerine rağmen o gideceği zamanda çok hazırlıklar yapardı. Çok hazırlıklar yapardı. Efendim bazı şeyler kalbime geliyor demek istiyorum. Kimse bir şey geçirmesin galimle. Bizim muhafızımız Allah'tır. Ondan dolayı bana bir düşman ne isnat etmesin kimse. Benim tek düşmanım var nefistir, şeytandır. Bir de şeytan sıfattığı insanlardır. Ondan dolayı kimseyle öyle bir hale kimse girmesin. Ben bütün müminlerde dostum. Çünkü Efendimiz aleyhissalatu vesselam öyle buyuruyor. Kendisini Taif'te taşlamışlar, Uhud'da da taşlamışlar. "Kavmüme hidayet ver Ya Rab! Onlar bilmiyorlar da onun için yapıyor. Beni kiminle bıraktım?
Öyle bizim işimiz yok, bizim öyle bir derdimiz var ki, şöyle düşünelim Adamın, mesela bir işi yaptıracak çok büyük bir sıkıntının içinde bu işi yetiştirmek istiyor. Yetiştiremeyecek olsa ne olacak? İşvereni, işi de belki elinden alacak. Ondan dolayı gel bir askerliğini anlat, gel bir şununla anlat, benim işim başımdan aşkındır. Yani bizim derdimiz ahiret derdi olsun, işimiz başımdan aşkın. Yani nasıl öleceğiz? Koskoca ulema-i kiramdan zatlar bile imansız geziyor. Yani korkmayacak gibi değil. Kabir hali sizi ürkütmüş olmayayım da dikkat edelim diye söylüyorum. Herhalde insan çocuğuna bir sobanın yanından geçerken, aman oğlum diye bağırması nedir? Aman yanmasın diye. Bize büyüklerimiz yanmasın diye böyle ifade ediyorlar. Mühim olan bu, bu gönlüme geliyor yapma ya! Dünya zaten birbirine karışmış durumda.
Çok zeki olalım, çok akıllı olalım, basit işlerle meşgul olmayalım, Davamız büyük bizim. Öyle bir dava ki Allah'ın dini hakim oluncaya kadar Kuran-ı Kerim'de geçiyor. Allah'ın dini hakim oluncaya kadar mücadele etmek. Bak bizim kendi nefsimizden bile din hakim değil. Bak beynimiz neleri düşünüyor? Nasıl zengin oluruz, nasıl bizde varlık sahibi oluruz, evet düşünelim ama biz nasıl helal rızık temin edelim ne diye düşüneceğiz? Yani Allah'ımız lütfetsin nimetini, ihsanını o vesile ile biz de fakirini, yoksununu gözetelim diye düşüneceğiz. Yani dünya, şöyle düşünelim, bir anda değişebiliyor. Yani dengeler, dengeler böyle olduğu gibi böyle bir şey yok, ne dediğimiz gibi değil. Dengeler anında değişiyor. Görüyorsunuz işte devletleri. Herkes bir menfaatin içerisinde. Bakın birbirlerine muhalif gibi görünen ülkeler İslam'a karşı nasıl bir araya geliveriyor? İşte bir Filistin.
Ne bitiyor ne ediyor. İşte görmüşseniz haritasını orada İsrail'e ait bir yer yok. Çok az bir yer var ama tamamen onlara teslim olmuş gibi bir hal görünüyor. Hani haritada görüyoruz biz. Dikkat ederiz, bakın şunu hatadan çıkarmayalım. Şimdi, biliyorsunuz Yusuf Aleyhisselam cezaevine girdi, hapse attılar. Orada iki kişi dedi ki biz seni Salihlerden görüyoruz. Bir rüya gördüler, rüyaların yorumunu yaktı. İşte birisinin sarfedileceğini, asılacağını, bir diğerinin kurtulacağını, daha sonra da bunlar kurtuldular bir kısmı. O zamanın meliki bir rüya gördü. Ama şaşırdı kaldı. Siz okursunuz Sure-i Yusuf'ta. İşte yedi arı inek, yedi semiz ineği yiyor. Ondan sonra yedi başa, yedi diğer başağı Kral yeniden geçti. Çözemiyor, çıkaramıyor. Dediler ki Yusuf var, o bu işi halleder. Rüyanın yorumunu Allah'ımız bana verdi. Rüya yorumunu verdi. O dedi ki: Padişahım dedi, şimdi yedi sene kıtlık gelecek.
Yedi senede bolluk. Ondan dolayı biz şu bolluk zamanında şeyleri doldur, dedi: Hazineyi iyi muhafaza et! Yarın kıtlık geldiğinde ne olur? Dikkatli hareket etmiş oluruz. Böyle saçıp savurmak suretiyle elde hiçbir şey koyup hiçbir şey elde etmemektense o kıtlık zamanında bunlardan istifade ederiz dedi. Şimdi bir kıtlık zamanındayız. Dünya bir kıtlıktır. Efendim öyle bir kıtlık ki, mesela bunu şu şekilde de ele alalım. Yarın öleceğiz nedir? Bütün elbiselerimizi soyacaklar bizim çırılçıplak bir kefene bürünüp onu da eğer verirlerse kabre gireceğiz. Hiçbir mal mülk bir şey yok, gireceğiz. Ondan sonra bakın öyle bir kıtlık gelecek ki melekler suale başlayacak. Zizza suresinin son ayetlerinde geçer, zerre kadar hayır ve şer ne varsa hepsini, bir ekmeğin kırıntısından dahi Cenabı Hak soracak bir kıtlık gelecek şimdi.
Ondan sonra biz bunu hikaye gibi görüyoruz ama hakikatler içinden fışkırıyor bunu. Daha sonra nedir? Acaba biz defterimizi soldan mı sağdan mı alacağız kıtlığı gelecek. Mizanda ne olacak, amelimiz ağır mı gelecek, hafif mi gelecek, ondan sonra sıratı geçebilecek miyiz, bunların hepsi bir kıtlık. Ondan sonra cennet fırkasından mı cehennem bir kıtlık. O zaman şu bolluk zamanında hayatın ne yapacak? Yusuf Aleyhisselam'ın yorumladığı o rüyada kralın görmüş olduğu rüyanın manaları bitmez birisini de bu şekilde ele alırız. Şu dünyada ibadet ve taatle kalp hazinemizi doldururuz. Diyor ya Yusuf padişahım diyor kralım mı diyor melikin mi diyor ne diyorsa şimdiden diyor bak o kıtlık zamanı gelmeden hazineleri dolduralım, her şeyi saçıp savurmayalım dikkat edelim diyor. Yani burada dikkat edeceğiz ki o kıtlık zamanında sıkıntı olmasın.
Mesela orada kabirde bizi sıkıştıracak, suale cevap veremeyecek kıtlığında perişan olmamak için burada Rabbimizin emirlerine riayet edeceğiz. Bakın zinalar bildiğiniz gibi değil, üstadımız hep zinadan konuştu. Bir kere derviş merviş sözünü bırakın! Bırak! Yani şu halktır, şu tarikmiş bırakın! O geçti! Bugün altmış yaşındaki, yetmiş yaşındaki adamlar bile internetlerde, bilmem planlarda neler yapıyor, okullarda neler oluyor açmayın yani Neler neler neler neler neler dönüyor Her şeyi Allah korusun şöyle bir düşünüyoruz, şehevi duygulara gitmeye başladı. Hep kafadaki durum bu. Bakın haberlerden ne görüyorsunuz, siz daha iyi bilirsiniz. Bak bir minibüsin içerisinde şoförün müşterisine yapmış olduğu hareketler, bir takside olan durumlar, ticari taksilerden ileride. Böyle bir halin içerisindeyiz biz. Ne olacak şimdi? Eğer Allah korusun harama bakılacak olursa gözlerine kurşun indiriliyor.
İşte bu duruma gelmeden dikkat edeceğiz, riayet edeceğiz. Rabıta, bak biz büyüklerimizden alarak söylüyor bildiğimiz bir şey yok bizim. Bak siz okuduğunuzda bunlar kafalarımıza, gönlümüze gelecek. Hikaye değildir Yusuf ' ın o hadisesi yüzgun bir ayet-i celîle'dir. Her birisi bambaşka bir derya durumuna haber verilemez. Mesela Derdimi tasamı Allah'a açarım diyor. Bir tevevvüle misaldir bu. Neden? Sizin bilmediğinizi ben biliyorum diyor. Bana bunak diyorsunuz ama diyor Yakup Aleyhisselam bana bunak diyorsunuz ama ben sizin bilmediğinizi biliyorum hep sadırla alakalı, basiretle alakalı. Ne diyeyim Allah bizi irşad etsin ıslah etsin! Aynen böyledirdi efendim, hatırlarım şimdi. Allah bizi irşad etsin ıslah etsin! Diye baktı bizim bir adamda bir şeyim yok. Bunu derdi. Anladınız bizi, biz bütün insanlığın salahatı. Konuşursak, görüşürsek bizim bir başka derdimiz yok. Alem burtusun.
Biz böyle kısa vadeli iş yapan kimsede değiliz bizim yolumuz. Uzun vadede iş yapan. Nasıl olacağız, ne edeceğiz? Diye. Basit dişler, bilmem planlar, efsane. Var. Bunlarla vakit geçirmeyelim. Biz kendi yüzümüze dönelim inşallah. Akıl üç şeyle bilinir demiş Ahmed el-Rufai Hazretleri imiş burada. Alametü'l-Akill Akıllı olanın işareti nedir? Sıkıntı, meşakkat, bir şey olduğu zaman ne yapıyor? Sabrediyor, şikayet etmiyor, Allah'tan geldi, deniyor beni. Bu kadar nimet verdi, şükredecek mi diye, işte şimdi de bu halde koydu, sabredecek mi diye. Mesela hasta olduğunda ne diyor, sıhhatli zamanım da vardı, şimdi de bu hale düşürdü, bu da günahlarımdan bağışlanmam için ne diyerek sabırlı olur, buyruluyor. Ondan sonra, böyle bolluk zaman diye hatırlıyorum. Mesela varlık sahibi bilmem filan ama çok mütevazi, çok mütevazi. Efendimiz çok okurdu. Buraya da kaydettim, Arapçasında buldum.
Altı şeyi devamlı haber verdi. Oturuveriyordu hemen iki kişi oluyordu. Camiye geldiğinde iki kişi oturuyordu. Birisi Hayalet dersiniz ama dedem Halevat demiş. Halevat Hacı, birisi de Kimdi Yarabbim, böyle kürüşlerden neden bir tanesi öyle hatırladım iki kişi iki tane ihtiyara iki bin kişi gibi böyle feryat figan kopardı. Anlattı yani konuşmayı. Ne olur ihvanımızın cebinde güzel güzel notlar olsun. Açıp açıp birbirlerimize okuyalım. İlk anda okumazsınız dinlemezler ya şimdi bir araba içmeye toplandı bu nedirler. Neyse araba aşısını içecek mi içmeyecek mi içsin. Ondan sonra çay pastasını biraz şey bırakırsınız. Dersiniz ki hemen içmeyelim çay tıbbende öyle iyi değildir yemeğin üzerine. O esnada hep eğer orada bilen bir kimse varsa, ya bize şuradan bir Efendimizin hayatından oku, yok olmaz dedi. Yok. Biz bu aleme niçin geldik, o ne demekmiş?
Böyle diye diye zaten hayatımızı mahvettik deyip bastırın böyle. Söz sahibi olalım bulunduğumuz yerde. Hep işte şu varında çekindi, bu varında çekindi, bizim dinimiz alidir, tarikatımız alidir. Evet. Şimdi çok şeyler var ya kolaylıklar var zorluklar karşısında biz ihtiyatlı olanı. Böyle hep kolaylığa gitmeyeceğiz, riayet edeceğiz. Mesela abdest alırken bir defa da yıkanabilir ama biz üç defa yıkayacağız, etebine dikkat edeceğiz her şeyde. Ve gerçek akıl sahibiler. Sıkıntı zamanında sabır, bolluk zamanında böyle her şeyim var bilmem filan onları ben paraya gömerim bilmem filan demeden Allah'ımızın lütfu olduğu, ben Süleyman Aleyhisselam gibi her şey elinde olmasına rağmen acaba şükür mü edeceğim yoksa etmeyeceğim mi diye Allah beni deniyor diyerek mütevazi olmak sonra ihtiyatlı yönü tercih etmek Allahu Zülcelal'in rızasına erişmek ona layık amellerde bulunmaktır Aklın iki tane delili var.
Düşündüğüm şu bizim tarikatımız, Hacereyen tarifi biraz kızıyor gibi görmeyin bizi. Şefkatten, merhametten. Kim bir başkasıyla kötü olmak ister? Herkesle iyi olmaya çalışır. Biz dinimiz için ha faydamız olsun şunlar boşuna değil yani yemekte belki hanıma kadar anlatın çocuğuna da doğru bir söz düzgün bir hareket Kuran ve sünnete muvafık bir hareket. Akıllının bir gün içerisinde dört hali vardır. Bir, Öyle bir vakit ki nefsini hesaba çeker. Hayatımızı nasıl geçirdiğimizi böyle hesaba çeker. Allah'u Zülcelal'e münacatte bulunuyor. O hal bizde bir olsa dilleşiyor Allah'ımız ile dilleşiyor. Ünlü tamamen nur olmuş Tarif edilmez bir feyiz iniyor içine, bir Allah'tan bir nur iniyor. Şimdi tabii ki yiyecek içecek evi var, barkı var. Bu ihtiyaçlarının zaruri olan ihtiyaçlarını gidermek demiş. Bir de zannederim, bir de kardeşlerine nasihatte bulunur, onların kurtulması için de çalışır.
Akıllının on tane şu güzel hali var akıllı olan böyle olur demek istiyorum Zannederim şeydir böyle hikmet ehli nurdur zaten yine Kuran-ı Kerim'de geçti okurmuş yani bir şeydi namazda okudun. Yani mücadelemizde hikmetle insanlara, ilmimiz olabilir ama bir Hacı Hasan Efendimiz hikaye anlatır ve onun emsali kimseler sana halıyı anlatır. Gözüne yaş gelmeye başlar, Kalbine bir sızı çöker. Niye? Hikmet ehli onun için. Bu zannederim akıllılık. Bu aynı zamanda bir şahsiyet gibi. Bir şahsiyet gibi böyle bir olgunluğa erişmiş namusunu koruyan her şeyde bu var zaten bu İffet kelimesi basit ifade edilemez korumadır muhafaza olmadır dini emirlere dikkattir ondan sonra hayırlı işlere meyz etmek ve onu devam ettirmek ve Şer'li kaldırmak ve işte şey olan Allah'ımızın razı olmadığı hallere buğz mu dedi buğz etmektir ve Şimdi öğüt ve nasihati kabul etmek diye geçiyor.
Müminlerin Allah'a olan sevgileri her şeyden fazladır.