Akıl Genişliği ve Manevi Derinleşme kaydında Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Konuşmalar çok, görüşmeler çok, anlatılmayan hemen hemen hiçbir şey kalmamıştır. Allah'ımız Celle Celalühü, kitabı Kerim'i ile, Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz ehadisi Muhammediye ile ve yaşantılarıyla ulema-i kiram ve Suluha artık…
Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Konuşmalar çok, görüşmeler çok, anlatılmayan hemen hemen hiçbir şey kalmamıştır. Allah'ımız Celle Celalühü, kitabı Kerim'i ile, Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz ehadisi Muhammediye ile ve yaşantılarıyla ulema-i kiram ve Suluha artık kitaplar almayacak şekilde bir İmam Şarani Hazretlerinin üç yüze yakın eseri var. Hep konuşulmuş, görüşülmüş. Burada bizim için gerekli olan nedir Hatipler hutbe okurken derler ki hitap etmek, konuşmak, görüşmek bizden tesiri Mevla'dan, tevfik ve hidayet Mevla'dandirler. Hatipler hutbede, bayizler de kürsiyle derler ki, dinleyip, belleyip öğrendiklerimizle muceb-i muktezası ile amellere Mevla bizi tevfik eylesin. Çokça duyduk ama bunu yaşamayı hayatımıza geçirmeyi Allah bize Lut etsin denir.
Şimdi okuyacağım hadisi şerif çokça duyduğumuz bir hadisi şerif. Belki yüzlerce duymuşuzdur bunu, yüzlerce duymuşuzdur. Fakat dediler ki, et tekraru hasen Tekrar yüz seksen defa da olsa güzeldir derler Güzel bir şeyi tekrar etmek yüz seksen defa da olsa derler Mesela biz çokça duyduk diyelim, seksen kere duyduk, doksan kere duyduk, doksan dokuz defa duyduk ama yüzüncü defa da ne yapacaktır, belki fayda edecektir. Ondan dolayı bunu duyduk, işte aynı mesele konuşuluyor, bunun dışında hiçbir şey yok denmez. Belki o son dinlediğimiz bize tesir edecektir. Fakat burada asıl tesir kendimize tesir edebilirse bir başkasına tesiri olacaktır bunun. Hiç unutmam ben o zaman talebeydim. O kelimeler de bilmiyordum.
Arabi kelimeleri de farisi kelimeleri de Arabi ve Farisi terkiplerle ifade edilen konuşmayı biz anlayamıyorduk Mesela bir doktora gittik Biz dahi konuşurken doktor dedi ki acaba neyi ifade ediyorsunuz, pek anlayamıyorum dedi. Şimdi bir kuşak farkı oluyor, aslında olmaması gerekir, insanın dilinin değişmemesi icab eder ama bu sıkça değişmelerden dolayı dedik ki ben anlayamıyorum fakat kendisine bizzat sözün tesir ettiği kimse konuşunca yıllar geçiyor unutmuyorsun Yahu bir söz söyledi kalbime adeta yazıldı diyorsun sanki mermere kazılır gibi gönle işliyor Üstadımızın üstazı buyurdular ki Sami Efendi, KaddeSallallahu Hazretleri işte bizim okuduğumuzun haberini alınca marifetullahı tahsil için okuyalım buyurdu. Hiç anlayamadım, ne marifetullahı ne bir şeyi hiç anlayamadım ama benim gönlüme yazıldı bu. Biz, hocalarımızı katiyen kerih görmüyoruz. Birçok faydaları olmuştur. Olmaz olur mu?
Ama bunun yanında, gönül hocalarımızın konuştuklarını hiç unutamıyoruz. Mesela bir söz söylüyor Yine büyüklerimizden duyduğum bir söz Elimizi biz abdestte azalarımızı yıkarken üçer defa yıkıyoruz üçer defa yıkanmayı şu tarzda hiç duymadık Emmare-i tathir mülhimeyi tathir Mutmainne-i tathir Bunu hiç duymadık Emmare-i tathir dediği nedir Emmare-i tathir Nefis kötülükle emreder kötülüklerden korunmak ve muhafaza olmak Mülhime-i tathir nedir ikinci defa yıkayışta Mülhime-i tathir insan bazen çok güzel düşüncelere sahip olur.
Akıl Genişliği ve Manevi Derinleşme kaydında Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Konuşmalar çok, görüşmeler çok, anlatılmayan hemen hemen hiçbir şey kalmamıştır. Allah'ımız Celle Celalühü, kitabı Kerim'i ile, Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz ehadisi Muhammediye ile ve yaşantılarıyla ulema-i kiram ve Suluha artık…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bütün insanlığa faydalı olmayı düşünür, fakir düşünülür, yoksul düşünülür, akıl olarak fakirler düşünülür, yoksullar düşünülür, fikir olarak yanlış düşüncede olanların kurtulması düşünülür, hareket ve tavır olarak bizim riayet edeceğimiz asıl esaslara uymayan tavırların düzeltilmesi için gayret ederiz Bunlar hep güzel düşünceler Kalbe gelen ilhamattır, güzel hallerdir ama bunun yanında tam tersi de olabiliyor İşte bu tersi olmaktan da kurtulmaktır ikinci deva bizim azamızın yıkanması. Üçüncüsünün yıkanması nedir? Biz bundan şikayetçiyiz. Diyoruz ki mesela Ramazan-ı Şerif geçirdik, ya biz Ramazan-ı Şerif'te ağlıyorduk, sızlıyorduk, Yaşantımıza çok dikkat ediyorduk. Çok güzel duygulara sahip oluyorduk. Şimdi ise bunun tersi oluyor. Neden oluyor diyoruz. İşte o neden o andaki yaşadığımız güzellikleri yaşayamıyoruz dememizdeki yakınmamızı bunu temizlemektir bunu park etmektir.
Mesela biz bunu hiç unutamıyoruz hiçbir kimseden de kolay kolay duymadık Emmare-i Tathir, mülhimeyi tatrir ve bunun yanında bir de bir de nedir mutmainne-i tatrir yani mutmainne ile artık gönlünün Cenabı Hakk'a tam çekilmesiyle huzura ermektir Hani öyle güzel sözler söylüyorlar ki yaşayan insanların bu sözlerini unutulmuyor. Diyelim ki namazda biz hıyama duruyoruz. Abdest hususunda ifade buyurdular işte üç defa yıkamak emmare-i tattır, mülhimeyi tattır, mutmainne-i tattır isterseniz abdestten alayım Ellerimizi yıkamayı anlatırken iki el bunda neyi anlatıyorlar? Dünyanın muhabbetinden de temizlenin sadece ahiretteki maddi olan nimetleri hatırlamayı da unutun rızayı ilahi isteyin diyorlar mesela elimizi yıkama hususunda Bir ellerimizi kulaklarımıza kaldırmak Allahu Ekber derken burada bir elimle dünyayı diğer elimle ukrayı attım Mevla'yı istiyorum.
Çünkü insanların bir kısmı dünyayı istiyorlar, bir kısmı ahireti, bir kısmı da Mevla'yı istiyorlar. Yani bunlar hiç unutulmuyor, onların dilinde unutulmuyor. Bunu demek istiyorum. Mühim olan gönlümüze bu güzel sözlerin geçip hayatımızda uygulayabilmektir. Çokça duyduğumuz okuyacağım Hadis-i Şerif saadet alametidir, insanın huzurunda yaşamasının işaretidir. Ed-derul ve siyah geniş bir ev, biz bunun sıkıntılarını çok duyduk mesela dedem Rahmetullahi aleyh Hazretleri Sami Efendi hazretleri teşrif buyuruyorlar on beş kişilik aile iki küçük odanın içerisinde bugünkü odalar gibi de değil çok küçük odalar içerisinde Ne yapıyor?
Evi olmadığı için bir başkasının evine misafir olarak veriyor geniş bir odası olan bir zatın ve kendisine diyorlar ki efendim sizin evlatlarınız içerisinde, öğrencileriniz içerisinde, manevi talebeleriniz içerisinde birçok ustalar var, size bir ev yapalım, nasıl olsa ölüp gideceğiz, ne yapacağım evi barkı, ben o zaman ahiretten mahrum kalırım diyor. Ondan sonra da üzülüyor, misafirlere de gelince keşke geniş bir evim olsaydı da üstazı alimizi misafir etseydim diye. Mesela bize misafirler geldi, biz üstadımızdan da duyuyorduk Kayseri Ulemasından Hacı Hüseyin Aksakallı Hocamızın oğulları Hacı Mehmet Efendi teşrif ediyor Bir tane odası var Annemiz ne Rahmetullahi Aleyh kendileri çok haya ediyorum pek öyle insanın da kalacağı yer değil Hazın da mı diyelim o günün diliyle yani mutfak diyeceğim şimdi bizim mutfaklar gibi değil yine haya ediyorum Hayvanların kaldığı yer.
Orayı temizliyorlar, orada kalıyorlar. Misafire ise evlerini verir. Hiç unutmam, Ankara'dan bir minibüs misafir geldi. Vaizlerde vardı, içerisinde öğretmen olanlar da vardı, öğrenciler de vardı. Böyle on beş, on altı kişi geldiler. Üstad-ı Alimiz çok edepli, tarifi mümkün olmayan, saygı ve sevgi duyulan mübarek bir kimse Vaiz olan zatı bir odaya aldılar. Diğerleri ayaklı başlı, ayaklı başlı öyle yaptılar. Yine hiç unutmam, Ankara'nın Gölbaşı'ndan geldiler biraz da kış günüydü yolda gelirken karın buzun içerisinde elbiselerinin, pantolonlarının paçaları ıslanmış Onları da elektrikli bir sobada ısıttılar inanın hiç böyle ayak basacak bir yoktu, yer yoktu. O odada istirahat ettiler. Üstad zalimiz bir tane ihtiyaç yeri vardı. Lambası yanmadığı sürece serbesttir dedi. E böyle günler geçirildi. E genişliği de Cenabı Hak lütfetti, geniş evlerde ihsan buyurdu.
O zaman insan misafirine karşı çok rahat oluyor, huzurlu oluyor. Fakat bir bakıyoruz şimdi evler geniş, kalpler var. Diyelim ki evladını evlendiriyor. Geçtiğimiz devrelerde dört gelin bir evde bulunabiliyor Bunu doğuda gördüm bulunabiliyor Ama şimdi yok Daha evvelden ev hazırlanıyor Çeyizler neler tamamen yerleştiriliyor hiç ananın babanın evine uğramıyor, oraya geliyor tabii bunun çok şefkatli olanı, merhametli olanı, vazifesini bilenleri müstesnadır Evleri ayrı da olsa beraber yiyor, beraber içiyor. Derdine de, kederine de, süruruna da, neşesine de tamamen ortak o müstesna. Dört, atanın da hakkını bir biliyor. Annesinin, babasının, kayınbabasının, kayınvalidesinin vesairlerin haklarını gözetenler müstesna. Ama sizin de duyduğunuz artık olumsuz haller annesini evinde barındırmayan çok kimseleri duyuyoruz Yaşlanmış, annesini barındırmıyor evinde. Diyor çocuklar ikrah ediyor.
Kadın razı değil. Babasını evinde barındırmıyor. Siz de şahit oldunuz kendisi bir yere sığınmış adam on yedi sene geçmiş bakımevlerinde, huzurevlerinde on yedi sene geçmiş diyor ki bir defa olsun ne oğlum geldi ne kızım geldi ne torunum geldi ne de yakınım bu kapıyı açıp da nasılsın baba nasılsın dede demediler diyor ve ağlıyor adam. Ben diyor on yedi senedir kapıya bakıyorum. Oğlum da gelmiyor, kızım da gelmiyor diyor ama ev çok geniş. Ev geniş ama gönül dar. Büyüklerimiz bir söz söylerler. Derler ki bir kilim kırk derviş derler. Yani kırk derviş bir kilimde oturuyor. Tabii anlatılır. İşte bizim gibi insanlar oturtulmuş sofraya uzun uzun kaşıklar vermiş ev sahibi, birbirinin neredeyse gözlerine temas edecek şekilde bir türlü yiyemiyorlar. Kaşıyı eline aldığı zaman bir diğerinin gözüne yüzüne isabet ediyor.
Ama bir kilim kırk derviş dediğimiz kimseler bir araya oturunca kendi ağzına koymadan kardeşinin ağzına veriyor. O da bir diğerinin ağzına çok rahat bir şekilde yiyip içiyorlar. Şimdi diyorum evler çok geniş ama gönüller dar olmaz inşallah bol olur bol olmasını istiyoruz bir misafir eve gelmesi ne demek? Bir misafirin eve gelmesi on kısmeti ile geliyor birisini yiyor, dokuzunu bırakıyor, bereket oluyor, sonra ev sahibinin de küçük günahlarını bağışlayıp giriyor. Şimdi durum bu. Nerede görüşelim, işte uzaktan gelmiş bir işte bir araya gelelim, misafir olarak bizim askerde birliğimiz oldu, beraber askerlik yaptık, işte okullarda beraber bulunduk, yolculuklarda, değişik şekillerde ticari ortaklıklarımız vesair bizim bir birliğimiz oldu, beraberliğimiz oldu, misafir olarak geldim dediğinde başka adresler gösterilirse ev geniş olsa ne olacak? Kalp geniş olmayınca bir türlü evine alamıyor.
Bakın size başımdan geçen bir hadiseyi anlatacağım. Develi'nin Sarıca diye bir köyü var. Bu köyde Abdullah amca. Bu fakir hanımı da iftihar etti. Kardeşlerimizin de destekleriyle gözetmeye çalışıyoruz. Evine vardık, ayranı yok, çayı yok. Zaten yemek yok, tek başına kalmış. Bakın ne diyor? Sanki bizi sarayda ağırlıyor. Sarayda ağırlıyor. Gönlü geniş olacak olursa sarayda ağırlıyor. Diyor ki bir soğuk suyumuzu da mı içmeyeceksiniz? Çayı kahvesi yok. Görmüyor, babasını barındırmıyor. Misafir şöyle dursun, bir soğuk suyumuzu da mı içmeyeceksin diyor. Artık isim vermeyeceğim. Biz Urfa'da bir öğretmen kardeşimizin evinde kaldık. İnanın diyorum size sanki biz büyük bir sarayda misafir edildik kendisi nereye gittiğini bilmiyorum nereye gitti bilmiyorum bizi herhalde bir tane odası vardı o odasında da buzdolabı vesaire evin ihtiyaçlarını göreceği malzemeler bulunuyor.
Biz buzdolabının neyin bulunduğu yerde yattık. Sabah kalktık diyor ki bir banyo ihtiyacınız var mı? Banyo dediği yer bizim, sizin bildiğiniz bir kara soba üzerinde suyu ısıtacak onu da öyle bir tatlı şekilde ifade ediyor ki bir banyo alır mısınız diyor. Yani açıldığı zaman doğalgaz bir tarafından sıcak su akacak, bir tarafından soğuk su bu yok. Bu nedir? Bu gönül genişliği. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın dört şey saadet alametidir. Birisi de nedir? Ettarul vesiah geniş ev. Biz bunu sadece mekan olarak ele almayacağız. Maddi bir mekan olarak değil, gönül genişliği. Adamın isterse evi çok geniş olsun ama kalbinde bir darlık varsa, misafirin gitmesini bekliyorsa daralmaya başlar insan. Yine bir olumsuzluk zuhur etmesini hiç istemem. Üstaz-ı alimizle Kayseri'de bulunuyoruz. Bir eve gelindi. Şimdi ev sahibinin de bir başkasıyla anlaşması varmış.
İşte tatil münasebetiyle biz bağ evlerine gideceğiz diye. Bunu da söylemiyor fakat adamın gönlünde misafir acaba o misafir de normal bir kimse değil ki zamanın kutbu olan bir zat. Arzu ediyor ki ne zaman tez ayrılır da biz anlaştığımız kimseyle bay evine gideriz diye. Bunu derhal hissettiler. Biz sonra öğreniyoruz bunu. Böyle bir şey söylemedi ama gönlünde misafirin biraz erken gidip de anlaştığı kimse ile beraber bay evine gitmesin. Üstad-ı Alimizi öyle bir gönlü daraldı ki içinden Cenabı Hakk'a tazarruda bulunmuş, yalvarıp yakarıyor. Bir evladı vardı, çok kıymetli bir zat Mükremin Hoca diye Allah'ım diyor yetiştir, derhal kapının ziline basıldı. İşte Mükremin Efendi geldi, üstadımız biz zaten ayrılacaktı dedi. Hani eğer ev sahibinin kalbi dar olacak olursa evi geniş de olsa rahat edemezsiniz. Adana'da mürşid-i kamilimizi fabrikatörler davet ediyor.
Hacı Avni Beydirdi, o gibi insanlar fabrikatörler davet ediyorlar. Hiçbirisine gitmiyor. Talaslı hafız denen Mehmet Efendi çok fakir bir insan. Diyor ki Mehmet Efendi ben sizde misafir olacağım. Efendim sizi misafir edecek benim odamda yok, ikram da yapamam deyince şu sözü söylüyorlar, zenginin türlü taamı geçmez boğazdan kıl gelir. Fakirin, yoksulun kuru ekmeği sanki bal gelir diyor. Tamam söyleyemedim ama bu mahalde söz. İnanın Konya'da adam evini satamadı. O kadar güzel yaptırmış ki o binayı alacak güç ve kuvvet yok. Üsteazımız için canlarını veriyorlar. Orada değil, kaldığı ev yani o kardeşimizi burada yirmi anlamında söylemiyorum. Onun bir tevazusunu söylüyorum. Biz serpenekli deriz. Üzeri böyle ağaçlarla örtülmüş. Sonra kamışlar, kamışın üzerine bir çamur, çamurun üzerine toprak, öyle bir evde kaldılar. Mühim olan burada evin genişliği ile beraber kalbin de geniş olması gerekir.
Mesela ülkemizde biz bu genişliği gördük. O Suriye'den gelen memleketimize sığınan insanlara açılan kapıyı gördük. Gönül kapılarının açılmasıyla binlerce insan memleketimizde bulunuyor. Sadece bir Suriye için değil, bu ecnebi bir ülkede olsaydı, gayrimüslim bir ülkede olsaydı, bizim memleketimizde misafirperverlik var. Onlara da kapılar açılırdı. Çünkü sığınıyor. Misafiriniz kafir de olsa ikram edin diye buyuruyor. Misafiriniz kafir de olsa ikram edin. Bu memleketimizde artık insanlarımızın, memleketimizin bir güzelliğinin neticesidir. Binlerce insanı barındırıyor elhamdülillah. Hiç kaşlarında kırıştırmıyorlar. Sadece bu hükümet şu hükümet olarak değil, hangisi olursa olsun, hangisi gelirse gelsin memleketimizde, insanlarımızda bu güzellik elhamdülillah mevcut. Yani ülke olarak bağrına açıyor.
Öyle bağrına açmış ki Fatih Sultan Muhammed Han Hazretleri için onun gelişiyle medeniyet geliyor. Kiliseleri diyor kapatamazsınız, havraları kapatamazsınız, herkes ibadet ve taatinde hürdür diyor. Halbuki korkuyorlar ne olacak diye. Bu edebi nereden alıyor? Bu edebi efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin Mekke'yi fethinde Kabe'nin kapısına durup acaba diyor kendisine zulmedenler, hayatına kast eden kimseler bizim hakkımızda ne bir, nasıl bir karar verecek diye kardeşim Yusuf'un dediğini diyorum, la tetribaleykumulyabim. Bugün sizin yüzünüze hataları vuracak değilim Allah Gafur ve Rahim'dir Celle Celalühü. Buradan aldığı edeple insanlara ibadet ve taatinde serbest diyor ve bunun yanında Fransızlar, İngilizler vesaireleri diyorlar, bir başkasındansa bir başkasındansa biz Osmanlı serpuşunu görmeyi daha çok arzu ederiz diyorlar. Onlar geldiği zaman Fransız bir şairin sözü bu.
Diyor ki, eğer o Osmanlı bir yere gelecek olursa medeniyet getirir, gelsin memleketimize girsin dedirtmiştir. Neden bu? Kalbinin genişliği, insanlara şefkat ve merhametle bakışı en azından Allah'ımız yaratmıştır diye Halid sıfatını görmesi, sadece buğzunun Mevla-yı Zülcelal'imizin emrine muvaffak düşmeyen tavrındandır. Burada bize çıkan birçok dersler var. Bir kafire dahi, bir kafire dahi, halık sıfatından dolayı ikram ediyor bunun, misallerini anlatmakla bitiremeyiz biz. Değil ki kardeşlerimiz arasında. Bir defasında Sami Ramazanoğlu, KaddeSallallahu Sırrı üstazımız yakınlarından birisine devamlı şu sözü söylüyorlar İhvan'ın beyinleri nasıl usule riayet ediliyor mu? Ozat diyor ki bunu bize çokça soruyor. İşte ihvanın beyinleri nasıl, ihvanın araları nasıl birbirlerine sevgilerini, muhabbetleri, hani sufi anlatılırken sufi aynen bir zamktır zamk. Neden zamk?
İki şeyi birbirine bağlayan nesnedir güçtür kuvvettir. Neden bir sufi zamk olarak ifade ediliyor aleyhissalatu vesselam Efendimiz silmen katak seninle alakasını kesenle alakayı kur işte benim onu içim almıyor benim gönlüm tutmuyor ben onunla hiçbir araya gelemem ne o benim cenazeme ne de ben onun cenazesine bile varmam, o varsa orada yoğun ifadesini kullanmak çok yanlıştır. Hele ihsan mektebinde olan kimseler katiyen, katiyen, gıybet, dedikodu, iftira, böyle bir şeye hiç girmezler. Bu bizim tamamen ruhani ve manevi hayatımızı bitirir bizim. Bir hasetlik, Ateşin odunu yediği gibi amelimizi yer. Gıybet. Yaptığımız bütün taatleri ecir ve mükafatını koymaz.
İmam Şarani Hazretleri buyuruyor ki eserinde Tenbihi'l Muterrin adlı eserinde büyüklerden bir zat, eğer diyor gıybet benim adetim olsaydı, annem de babamı gıybet ederdim çünkü o güzelim ibadet ve taatlerin ecir ve mükafatını diyor öyle sevmediğim insana vermezdim, anne ve babama verirdim diye. Bunlar birbirimiz arasındaki sevgiyi, muhabbeti yok eder, gönül darlığıdır bu. Yine aynı eserde şöyle bir tabirde bulunuluyor. Bizzat diyor ki ben doktora gittim biiznillahi teala benim şifa bulmama vesile oldu. Eğer diyor gıybet olmasaydı şu tabip, şu doktor, şu doktordan daha iyi diyecektim. Ama diyor gıybet olur endişesiyle söylemiyorum. İki tane doktor. Yani biz bunu çok rahat söylüyoruz. Ya doktora mı gideceksin, şu doktora git öteki pek faydalı değil. O bir sıkıntı açabilir. Ama bunu çok düzgün bir şekilde, rencide de etmeyecek tarzda diyelim hepsi birbirinden güzeldir.
Yalnız uzmanlık yönü bu sahada olduğu için daha faydalı olacaktır şekliyle bir diğerini yüzüne karşı söylendiği zaman rahatsız etmeyecek tarzda kullanılmalıdır. Hani üstazı alimizin, Sami Efendi, Katdi Sallallahü Sırrı Hazretlerinin İhvan'ın beyinleri nasıl demesi budur. Gıybet katiyyen edilemez. Yani bir mümine hiç yakışmayan bir sıfattır. Sünnunu Mısri Hazretleri olsa gerek dört şey kafirlik getirir der birisi de gıybet. Efendim nasıl kafirlik getiriyor? Hiyaba hükümdür. Kendi kafasına göre hüküm veriyor. Bilmediği halde konuşuyor demiştir. Sonra dedikodular vesaireler bunları yapmaz zaten mümin olan bir kimse katiyen. Hele Allah'ımızın yolunda adım atmaya çalışan insanın yapması mümkün değildir. Onlar devamlı, ideah harece tellatetün fi seferin pelivem miru ahadvun üç kişi sefere çıktığı zaman birisini imam tayin eder ve onun öncülüğünde hareket eder.
Mesela bize sadatı kiram sıddık-ı azamdan bu zamana kadar gelen üstadlarımız piranı zan ne olarak gösterilmiş? Bize üsve olarak gösterilmiştir. Hareketi bir başkasınca taklit edilecek kimse olarak gösterilmiştir. Biz onlara uymak mecburiyetindeyiz ve usule riayet ediliyor mu, bu da ayrı bir konudur. Usule riayet ediliyor mu? Başta kardeşliğimizin çok güçlü olması lazım. Şimdi eğitim mevsimi artık başladı. Dört artı dört artı dört. Bu şekilde eğitimde bir tanzim, bir sıralama yapıldı. Şimdi ilk okulda çocuk başarılı olmasa eğer başarı elde etmese ikinci bir aşamada başarılı olabilir mi? Ona geçebilir mi? Tabii geçemeyecektir. Birincisini tamamlayacak ki onda başarılı olacak ki geçebilir dinecek ki mesela biz karne diyelim. Karnesini geçer şekilde alacak ki o ikinci devreye adım atabilsin. Onda da geçer alınca üçüncü bir devreye daha sonra takip eder gider.
Yani biz kardeşliğimizi Allah için yaparsak sadece buğzumuz yanlış olan tavra olur, birbirimizi yaralamayacak olursa çünkü kardeşimiz dikkat buyurulursa Hucurat suresinde ikinci sahifenin alt kısmında nefsinizi yaralamayın diye buyruluyor. Nefsinizi yaralamayın. Neden böyle söyleniyor? Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz müminler ancak kardeştir, ceset sanki bir vücut gibidir. Azanın birisi rahatsız olacak olsa diğer bütün azalar onun ızdırabını duyar. Budur. Müminler kardeş olduğuna göre, bir vücut gibi olduğuna göre eğer kardeşimizin aleyhine geçmiş isek mesela olmayan bir şeyi yaymaya başlıyor. Ya böyle bir şey yok. Bu ne demek? Eline bıçağı alıp gözünü oyması demek. Çünkü müminler bir ceset gibi buyuruyor. Kemetelli, ceset. Bir ceset gibi, bir vücut gibi. Bütün kardeşlerimizle neyiz biz? Müminlerde bir vücut gibiyiz. İşte arakan da bir sıkıntıydı. Oradaki kardeşlerimiz bizim nemizdir.
Vücudumuzun parçasıdır o. Onun için koşu diyor. Onun için hizmet ediliyor. Neden? Bir sıkıntı duymasın diye. Kimliği bile yok. Bir cep telefonu bile kullanamıyor. Birçok sosyal haklardan mahrum. Yeri yok yurdu yok. Hiçbir hak tanınmıyor. Onlar bizim vücudumuzdan bir parça gibi. Eğer biz mümin kardeşlerimize yanlış davranışlarda bulunur, onun haysiyetini rencide edecek bir tavra girersek bıçağı alıp gözümüzü oymak gibi Durmuyoruz bir başka hata daha ortaya koymaya çalışıyoruz Ne demek kulağımızı kesmek gibi Elimizi ayağımızı doğrayıp atmak gibi olur Ondan müminler bir vücut gibidir Nasıl ki azamızı korumak için gayret ediyoruz Diyelim ki gözüne bir sıkıntı gelmiş Aman ha gözüm elden gider diye hiç dünya gözüne görünmüyor. Yahu diyor hiç diyor malımız mülkümüz ben bunu düşünmüyorum Yeter ki bu gözüm kurtulsun. Malını, mülkün, her şeyini terk ediyor bir azası için. Canı için yapar insan?
Kangilen olmuş. Diyorlar ki kesilmesi lazım. Yoksa bütün vücuda sirayet edecek. Aman ha diyor, canım kurtulsun elimi kesin diyor. Ayağımı kesin. Yeter ki benim canım kurtulsun. İnsanın canından kıymetli olan nedir? Dinidir. Onun için malını da, mülkün de, canını da feda ediyor. Biz nasip olursa devam ettirebiliriz. Demek ki saadet alametinden birincisi, geniş bir evdir. Geniş bir kalbe malik olacağız. Nasıl bir kalp? Hadis-i Kudsi'de son bölümü İmamı Gazali Rahmetullahi El Bari Hazretlerinin ifadesidir. Cenabı hak beni ne yer aldı, ne sema aldı, ancak kamil müminin kalbi aldı. Leyyinü'l vaadi, çok yumuşak bir tabiatı var. Müminlere karşı çok şefkatli. Yüzünde şefkat gösterdiği gibi gönlünde de şefkatli. Hani içinde düşmanlığını gizleyerek yüzünde bir, sadece bir, nasıl söyleyeyim bir soytarı diyemem ben. Haya ediyorum bu sözleri kullanmayı. Yapmacık bir gülmesi var, yapmacık bir gülme.
Hal ve hatır sürerken belli. Sadece dilinde bir yumuşaklık var. Yüzünde bir yumuşama hali var ama gönlünde tamamen kin var, nefret var, buğuz var. Bu şekilde değil. Çok yumuşak tabiatlı. Çünkü bizim içimizin evetlemediğini dilimiz söylerse bu münafıklık sıfatı olur. Mesela bir söz söylüyoruz. Ya seni çok seviyorum, muhabbet ediyorum, hayatımda çok düşünüyorum böyle sizleri hatırımdan hiç çıkmıyorsunuz diyor ama içinde hatıra gelmesi imiş, sevmesiymiş hiçbiri yok, tamamen tersi bir sevgi muhabbet yok. Bu nifaklık alamet olur, nifak sıfatı olur. Ondan dolayı kalbimizin evetlemesi gerekir. Dilimizin söylediğini ashable, niçin yapmadıklarınızı söylüyorsunuz? Bu ehlullah'a gizli kalmaz. Nasıl ki derler ki büyüklerimiz, hocalar yanında zahirinize, mürşid-i kamiller yanında da kalbinize riayet edin. Dışı görmeden ziyade onlar gönül alemini gördüğü için o söz sırtarır.
Bir zat şunu anlattı bize, ben diyor Acrasen Efendi, Hadisallahu Sırra, üstadımızla diyor bir araya geldim. Efendim, sizi çok seviyorum dedim. Böyle derdime içime bir ses diyor, öyle bir ses geldi ki riya diye diyor. Yani sen bu sözü söylüyorsun ama kalbin söylemiyor, dilin söylüyor sadece ama gönül kalbin bunu söylemiyor diye. Biz bunu açtıkça açarız Allah'ın izniyle. Etderu'l vesiah geniş ev Göz de geniş olacak ibretle bakacak kulak da geniş olacak Öyle müminleri rencide edecek gene büyüklerimizi Üzecek hiçbir sözü dinlemeyecek geniş olacak Geniş olacak Evde çok geniş olacak Mevla yolunda sarf edecek Ayakta geniş olacak uzak yerlerden mescide gelmeyi isteyecek, attığı her adım küçük günahların bağışlanmasına, ecir ve mükafat kazanmaya vesile olduğundan ve derece kazandırdığı için. Ayak çok geniş olacak. Fakirini, yoksununu düşünmek için yürüyecek. Bir hastayı görmek için gidecek.
Ayak çok geniş olacak, geniş olacak. Ne yapacak? Geniş olup Tebliğ ve davette bulunacak. Sonra akıl da çok geniş olacak. Sadece sığ bir düşünce olmayacak. Dar bir düşünce olmayacak. Çok geniş düşünecek, Çok geniş. Düşüncesi öyle dar kalıplar içerisinde değil. Yani nefsani arzularla dolu bir kafa değil. Kendi rahatını düşünen, böyle bir hayatını düşünen, böyle bir saltanatını kurmak gibi, böyle bir düşünceye dalmayacak herkesin saltanatını isteyecek. Bir akıl. Öyle bir akıl ki sadece nefsini düşünmüyor. Ben bu rahatlığın içerisindeyim ama mümin kardeşlerim de bu rahatlığı yaşıyor mu diyen geniş bir akla sahip olacağız. Bakın çok varlık sahibi bir hatun annemiz, aynı zamanda idari noktada bulunan bir kimsenin de zevcesi. Evinde oturuyor. Evinde otururken pencereden bakıyor. Kar yağıyor. Öyle bir geniş düşünce var ki düşüncesi de geniş olacak. Ben diyor kaloriferli evlerde oturuyorum.
Çok rahatım ama şu anda odununu bul bulamayan, kömürünü bulamayan kimseler deyip ağlamaya başlıyor. İşte böyle bir aklın genişliği olacak. Öyle bir akıl olacak ki benim yavrum nasıl irşad olacak, nasıl ıslah olacak, eğitimini en güzel şekilde tamamlayıp da milletimize faydalı olacak düşüncesinin hakim olduğu geniş bir akıl ben Kuran-ı Azimüşşan'ı okuyorum ama bunun batıni anlamları gönlüme tesiri nasıl olacak, onu hayatıma nasıl geçireceğim diye tefekkür eden geniş bir akıl. Duyduğumuz kelamlardan ibret alacak, baktığı eşyadan ders alabilecek bir akıl. Öyle bir akıl ki kainata baktığı zaman Allah'ımızın yüce kudretini görecek bir akıl. İçtiğimiz suda Rabbi Zülcelal'imizin yüce kudretini görecek geniş bir akıl. Diğerlerini sadece sıralayayım, nasip olursa anlatırız.
Ezzevcetü's-saliha, saliha bir vasıta, Salih bir komşu Biz Ettarü'l Vasia buna dikkat edelim Sadece maddi olarak evin geniş olması değil, ülkenin maddi olarak geniş olmasının da bir anlamı yok Ülkemizin geniş olması nedir? Geniş olması yakın ülkelerle de güzel geçimi sağlayabilmektir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem krallara, çeşitli diğer memleketlere, ülkelere, oranın reislerine ne yapmıştır? Mektuplar yazmıştır. İşte bu ülkenin de genişliği demektir, ülkemizin de genişliği. Onlara da hayrı ve hakkı gösterebilmek bak siz ülkenizde şöyle bir sıkıntı içerisindesiniz bu ülkedeki sıkıntıyı aşabilmek şu esaslara riayet etmekle olur aman ha buna dikkat edin, halkınız sizin halkınız, bizim halkımız demektir kurtulsun bu fakirlikten, yoksulluktan. Çünkü birbirlerine kötü nazarla bakacaklar. İyi bir nazarla bakması için şu esasları takip etsin diyecektir.
Hani etrafımızdaki ülkelerle de güzel bir geçim, Nasip olursa anlatmaya çalışırım. Velhamdülillahi Rabbil alemin. El Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini dinlediniz.