Aile Huzuru ve Yuva Yönetimi kaydında Bizim Kayseri'de bir vaiz hocamız, aynı zamanda bu müftülük de yaptı, Diyanet'te başkan yardımcılığı da sürdürdüm. Suriye'den bir alime şunu sorar, o da büyük bir ilim erbabı, kendisi de vaaza başlayacak, diyor ki hocam, ben millete şimdi konuşacağım, bizi dinleyecekler. O zamanda da radyo yok, pek öyle görsel cihazlar da yok, iletişim…
Bizim Kayseri'de bir vaiz hocamız, aynı zamanda bu müftülük de yaptı, Diyanet'te başkan yardımcılığı da sürdürdüm. Suriye'den bir alime şunu sorar, o da büyük bir ilim erbabı, kendisi de vaaza başlayacak, diyor ki hocam, ben millete şimdi konuşacağım, bizi dinleyecekler. O zamanda da radyo yok, pek öyle görsel cihazlar da yok, iletişim vasıtaları bu kadar gelişmemişti. Ondan dolayı halk camiye çok gelirdi. Bilhassa meşhur olan vaizlerin sohbetlerine, vaazlarına iştirak ederlerdi. Ne konuşayım deyince vermiş olduğu misal çok güzel. Bir muayene masası düşün, hastayı oraya aldığımızda başta ne yapılır? Teşhis edilir. Hastalığı ne ise, ne bulunmuşsa ona göre deva. Şimdi cemiyetimizde büyük hastalıklardan birisi, aile meselesi. Bu aile konusu bildiğimiz gibi değil. Diyoruz ki biz seccademiz üzerinde dervişlik yapıyoruz, güzel.
Ama ev hayatında, ailemizle, geçimimizde, çocuklarla, münasebetimizde, işimiz, dostumuz, akrabamız vesairleriyle münasebetimizdeki dervişliğimiz nasıl? Kırık not buradan geliyor. Evet, taatlerimizden ne de geceleri ihyada dikkat ediyoruz ama bunun yanında ailevi hayat pek düzgün değil. Genelde böyle görülüyor, bunu kabul etmemiz gerekir. Avukatlara sorun, hakimlere sorun, savcılara sorun, mahkemeye iki konu gelir. En çok diğer konular olmaz olur mu? Olur tabii. En çok bu gelir. Birisi mal davası, ikincisine aile meselesi. Latife olacak ama bir tanesi böyle bir mal mülk davası, bir türlü neticelendirilmiyor, tarla davası. Yıllar almış, artık gide gele, gide gele usanmış bundan. Hakime bir dilekçe yazmış ya bu meselenin tarla meselesinin haline veya ömrümün uzatılmasına Demiş, bu bizim ömrümüzü aldı, bitirdi, bitmiyor. Böyle, mal meselesi, mülk meselesi. Bir de aile konusu.
Bakıyorsunuz, gerçekten üzülmeyecek gibi değil. Derdimi söylemek istiyorum. Öyle bir tehdit var ki şimdi konuyu bile değiştireceğim. Konuyu bile değiştireceğim aile hususunda. Yaşlanmasına rağmen yaşlanmış, başlanmış. Fakat hanımla münasebet iyi değil, ayrılmaya karar veriyorum. O gelmiş, elli-altmış yaşını vesaire. Diğeri de ondan aşağı deyin. Nasıl olacak bu? Allah'ımız Kitabı Kerim'inde Rum Suresi'nde birbirinize ısınasınız diye eşler halk eden Cenabı hakk'ın şanı ne yücedir. Birbirine daha çok ısınması gerekirken, bu biraz kaide dışı gibi gezse bile oluyor ama oluyor. Gençlerde daha evlenmeden bu işler bırakılıyor, Allah korusun. Ne olması gerekir, ne yapacağız? Burada dikkat edilecek hususlar var. Onlardan sonra aile hakkında gereken bilgileri vermeye gayret ederiz Rabbimizin izniyle. Bu İslam'da küfüv var, denklik. Denklik çok önemli. Bu denkliği sağlamamız gerekiyor.
Sami Efendimiz Hazretlerine bir evlilik hususu sorulduğunda şunu söylemiş. Geçmişinde kıtal olmayacak, yani haksız yere bir adam öldürmek gibi. Bunun yanında bir de buyurmuş Efendimiz Hazretleri adetleri birbirine uyacak adetleri birbirlerine uyacak. Gerçekten öyle. Adetlerde bir uyuşmazlık olursa bu da ters geliyor. Mesela onun da haklı olduğu gün var. Onun da adet olarak farklılıklar, sıkıntılar açabiliyor. Bir üçüncüsü belki sıra değişmiş olabilir de buyuruyorlar ki içki, zina gibi bir hal olmayacak buyuruyor. Bu huzurun temini için ne yapacağız, ne edeceğiz? İşler birbirlerini çok iyi tanıyacak. Görevlerini de bilecek, vazifelerini de bilecek. Şimdi gördüğümüz şu bizim. Mesela evliliğe karar veriyor. Zaten evlenmeme büyük bir sıkıntı. Bu sözler bize yakışmaz ama dert bunu söyletiyor. Sıkıntılar bunu ifade etmemize bizi mecbur kılıyor. Çok utanırız.
Aile Huzuru ve Yuva Yönetimi kaydında Bizim Kayseri'de bir vaiz hocamız, aynı zamanda bu müftülük de yaptı, Diyanet'te başkan yardımcılığı da sürdürdüm. Suriye'den bir alime şunu sorar, o da büyük bir ilim erbabı, kendisi de vaaza başlayacak, diyor ki hocam, ben millete şimdi konuşacağım, bizi dinleyecekler. O zamanda da radyo yok, pek öyle görsel cihazlar da yok, iletişim…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 26 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Özgürlüğümüz kısıtlanıyor diyecek hale geliyor. Evlilik bir ibadettir, taattir. İnsanın tabiatında bu arzu vardır anlayalım. Kadınla erkeği evlilik hususu, bu fıtratında, yaratılışında mevcuttur insanın. Bakın dinimiz ne yapıyor? Bu yaratılışta mevcut olan, fıtratta mevcut olan bu duyguyu ibadet ve saate büründürüyor. Evlilikle üç sahabeyi bilirsiniz. Bunlar bir araya geldiler, dediler ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelmiş geçmiş bütün günahları bağışlanmıştır. Ama biz ne olacağız? Birisi dedi ki ben ömrümün sonuna kadar oruç tutacağım. Bir diğeri gece uyumayacağım, namaz kılacağım. Bir diğeri de evlenmeyeceğim. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz haber aldılar. Buyurdular ki ben peygamber olduğum halde bazen oruç tutuyor, bazen iftar ediyorum. Gece namaz da kılıyorum, istirahat ediyorum ve zevcelerim var. Kim benim sünnetimden ayrılacak olursa benden değildir diye buyurdu.
Ölçüler çok güzel konmuş. Şimdi vakti geldiğinde iffeti korumak ve nesli devam ettirebilmek için evlenmek, aynı zamanda peygamberi de bir sünnettir Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Özellikle de davetçi gençlerin bu konuda daha hassas davranmaları gerekir. Nedir? Görevimizle burada ifade etmiş oluyoruz. Biz Allah'ımızı tanıyacağız Celle Celalü ve onu tanıtacağız. Böyle olan gençlerin, hepimiz bununla mükellefiz. Ne olması gerekir? Bu konuda daha hassas hareket etmelerini icap eder. Gençler evlenmez ve fıtrata aykırı olan bekarlığı tercih edecek olurlarsa yeryüzünde fesat çoğalır. Gerek karın olsun, gerekse erkek olsun, evlilik yaşına geldiği zaman evlendirmek anne ve babanın üzerine nedir? Bir görevdir. Eğer hataya gidecek olurlarsa anne ve baba mesul duruma düşer. Bunu bırak. Yaş otuza geliyor, daha evlenmiyor.
Bu hususta efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem gençlerin imkan buldukları vakit evlenmelerini istemiştir. Kuran-ı Azimüşşan, gençlerin vaktinde evlenmeleri ve evlilik tercihinde hanımlarda aranacak özelliklerle ilgili örnekleri ifade buyurur. Mesela bunlardan birisi Kasas suresinde geçer. Musa Aleyhisselam uzun, çileli bir yolculuktan sonra Medyen ülkesine gelir. Medyene varıp görülen üzüm üzerine Hazreti Şuaybin koyunlarını su varınca kızları kendilerine yardım eden gencin ahlakını babalarına övmüşler. Görüşmeler sonunda Şuayb Aleyhisselam sekiz yıl kendilerine hizmet etmelerine mukabil kızlarından birini Hazreti Musa Aleyhisselam ile nikahlamıştır. Kuran bu olayı, Azimüşşan, Allah'ımız Kuran-ı Kerim'de kendi edebi yöntemi çerçevesinde bizlere anlatmıştır. Mesela Musa Aleyhisselam fesahatiyle ünlü bir peygamber denetimi altında aile sorumluluğunu üstlenerek geleceğe hazırlanmıştır.
Çilesini burada doldurduktan sonra davetine başlamak, Firavun'a karşı büyük bir cihat vermek üzere Medyen'den ayrılmıştır. Dört yüz sene Firavun'la mücadele etmiştir. Biz bu hususta Musa Aleyhisselam'ın Medyen'deki hayatının ayrıntılarına girmemiz çok uzun sürer. Konumuzun başlığıyla uygunluk sağlaması hususunda gençlerimizin, Allah'ımızın emirlerini bildirmekle yükümlü olan gençlerimizin başarılı olabilmesi için evliliğin önemine değineceğiz. Cennetteki huzuru örnek alan güzel bir yuvayı inşa etmenin yollarını anlatacağız. Bu hususta evliliği teşvik edip bekarlığı tercih etmenin doğru olmadığını bir kere bileceğiz. Bu büyük bir sıkıntı şu anda. Fakat konuya girmeden önce evliliğin huzura dönüşmesi için gözetilmesi gereken hususlar nedir? Şimdi evlenecek ama dediğimiz gibi evlenmeden önce yüzüğü kaldırıp atıyor. Tamam bitti diyor.
Yerine göre hızla diyor, oğlan da diyor, evlendikten sonra da bunlar birkaç gün geçtikten sonra başlıyor. Sorunlarımızın çoğu itikadi, ahlaki, hukuki, siyasi, ilmi, ailevi ve iktisadidir. Bu sorunlarımıza kaynaklardan çözüm üretmezsek, kuşatıcı bir çözüm makamı olmaktan dinimiz çıkar, Allah korusun. Hayatta bırakmış olduğu boşluklar din karşıtı düşünce ve ideolojiler vasıtasıyla doldurulur. Böylece din, hayatın kendisiyle anlamlandırılması zorunlu bir kurum olmaktan çıkarılmış olur. Din sadece namaz, oruç, hac, zekatla kayıtlanır, onun dışındakiler unutulur. Halbuki din bir kuraldır. Hayatımızın her alanını içerisine alır. Aile konusunu iyi anlamak için Kuran-ı Kerim'in erkeğe, kadına, çocuklara nasıl baktığını iyi bilmemiz gerekir. Kuran'daki bu bakış sünnette nasıl karşılık bulmuş? Efendimiz nasıl bir aile yapısı inşa etmiştir?
Eğer bir şeyi toplum dinin iki temel kaynağına göre köklü bir eğitimden geçecek olursa ailenin geleceği sağlam temeller üzerine kurulur. Kuran'a ve sünnete dayandığı zaman. Bakın Rabbi Zülcelal'imiz bize Hucurat suresinde Ey insanlar, biz sizleri bir erkekle bir kadından yarattık. Tanışmanız için sizleri böyle kabilelere ayırdık. Allah katında ise sizin en değerliniz, en takvalı olanınızdır. Cenabı hak yaptıklarınız bilir ve her şeyden haberdardır ayeti celilesi. Evliliğin vücut bulmasında her iki türün de olmazsa olmazlığına işaret etmektedir. Bu çok önemli. Bunu bizim yüzümüz tutmaz bu ifadeyi açmaya. Bakın tekrarlıyorum. Evliliğin vücut bulmasında her iki türün erkekle kadının, kadının olmazsa olmazlığına işaret etmektedir iki türün. Herhangi bir cinsin diğerine üstünlüğünü ifade eden bir karine ayette yoktur. İşte kadın burada üstün, erkek burada üstün diyemezsiniz.
Türlerin yaratılması ve yaratılıştaki farklılık, farklılıklar insan özgürlüğüne girmediği için cinsiyetle öğrenmek İslam'da yasaklanmıştır. Türlerle övünmeyi İslam cahiliye adeti saymıştır. Kadın sen konuşma, sen nesin ki diyemez. Kuran, yaratılan ilk çiftin cennete girdirildiğini haber vererek, ilk ailenin de temelinin cennette atıldığına dikkat çekmiştir. Ey Adem, sen ve işin cennete yerleş ayeti buna işaret eder. Cennette nasıl ki sıkıntı yok ve huzur hakim ise cennetteki huzuru aile vasıtasıyla dünyaya taşimamız gerekir. İnsanlar ailede cennete benzer bir huzur ortamı oluşturmalıdırlar. Bu şekilde ortamı oluşturmanın ilk veren önemli şartı nikahtır. Nikahın olmadığı birliktelik vahiyden onay almadığı için huzurdan ve meşruiyetten uzaktır.
Aileye meşruiyet kazandıran nikah, evlenme ehliyeti olan erkek ve kadının şahitlerinin huzurunda ebediyet üzerine kendi hür iradeleriyle yapmış oldukları ahitleşme sözleşmedir. Ebedilik üzerine olmayan, muta, geçici nikah. Efendimiz kaldırmıştır bunu Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dan. Üç günlük, beş günlük evlilik. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem tarafından yasaklanmıştır. Çünkü böyle bir nikah kadını sadece haya ediyorum, kadın olarak düşüren, bir ihtiyacı karşılama olarak düşüren ve kadının onurunu ayaklar altına alan bir uygulamadır. Yani bunu yabancılar bile söylüyor. Ben isimlerini söylemek istemiyorum. Allah'ımız buyuruyor, Efendimiz buyuruyor sallallahu aleyhi ve sellem. Kadını sadece fiziki yönüyle 7 hayvandan biterdir diyor, daha aşağıdır. Bunu Said I Nursi hazretlerimiz anlatır. Kendisi cezaevindeyken penceresinden lise öğrencilerini görür.
Okulun avlusunda kız çocukları oynuyorlar. Onların yaşlılıkları gözüne gösterilir ve der ki, geçim için yaşlandığı zaman, işte artık sen şu hale geldin, bu hale geldin fiziki yönünü ayıplamaya başlarsa, güzel geçim için buyuruyor, gençken yapmış olduğu hizmetleri düşünsün. Kuran-ı Kerim, Efendimiz Aleyhisselam evliliği teşvik etmiştir. Bu teşvikten gençler gerekli payı aldıkları gibi toplumda iki önderlik makamında bulunanlar da gerekli payı almalıdır. Evliliğe teşvikle alakalı ayet-i celleler var. Ey İslam toplumunun yöneticileri, aile reisleri, mahalle büyükleri ve içinizden evli olmayan evlilik çağında dul veya bekar bütün Müslümanları ve evlilik hayatının sorumluluklarını yerine getirebilecek fikri ve ahlaki olgunluğa ulaşmış köle ve cariyelerinizi evlendirin. Eğer onlar fakir oldukları gerekçesiyle yuva kurmaktan çekiniyorlar ise korkmasınlar.
Çünkü Allah lütuf ve bereketi sayesinde onları hiçbir kimseye muhtaç etmeyecektir. Unutmayın ki Allah Celle Celalü kudret kudret ve merhametiyle sınırsızdır, her şeyi bilmektedir. Efendimiz evliliği teşvik hususunda çiftler arasında nikah evlilik gibi muhabbet doğuran bir şey görmedim, buyurmuştur ve nikahın imanı ikmal ettiğine dikkat çekmiştir. İmanı güçlendiriyor, imanı tamamlıyor. Kim ki Allah için verir, Allah için men eder, Allah için sever, Allah için buğz eder ve Allah rızası için namusunu korumak için evlenirse imanını kemale erdirmiş olur. Evlenmemek suretiyle neslin devamına engel olacak kurumlar oluşturmayı Efendimiz şu ifadeleri ile yermiştir. Evlenmeye gücü yettiği halde evlenmeyen bizim ümmetimizden değildir. Bilinmelidir ki evlilik, insanı haramlara düşmekten korur.
Kuran-ı Azimüşşan sadece eşler ile yetinen iffetli Müslümanları övdüğü gibi, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kuran vasfediyor onları. Efendimiz de bu gibi durumda haramdan koruyorsunuz, yani namusunuzu haramdan evlilikle koruyorsunuz. Kim namusunu haramdan korursa onun için cennet vardır. Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhisselam bir defasında bizzat gençleri muhatap alarak şu uyarıyı yapmış. Ey gençler topluluğu, sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa evlensin çünkü evlilik gözü haramdan korur ve namusu haramdan muhafaza eder. Evlenmeye gücü yetmeyenler ise oruç tutsun. Oruç insanın bu hayvani duygusunu kırar. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki çenesi arasındaki dilini ve namusunu haramdan koruma garantisi verenlere Allah'ın Celle Celalühu izniyle cennetlik olmalarının garantisini vermiştir.
Efendimiz Aleyhisselam'ın zina eden mümin olarak zina edemeyeceğini bildirmiş ve şu ikazda bulunmuştur. Sizleri zinaya karşı uyarırım. Zina yapan kimsede dört özellik vardır. Yüzünün güzelliği ve nuru gider. Rızkı kesilir. Allah Teala'yı gazaplandırır ve cehennemde ebedi kalmasına sebep olur. Evlenmeye gücü yetenlerin evlenmemesi yeryüzünde fesat çıkarmaya sebeptir. Herhangi meşru bir neden olmadan sudan bahanelerle erkek veya hanımların evliliklerini engellemeyi Efendimiz hoş karşılamaz. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyuruyor Sizden birinize emanetinden ve ahlakından razı olacağınız biri geldiğinde onu evlendiriniz. Şayet evlendiremezseniz dünyada büyük bir fesat ortaya çıkar. Evlilik kurumu oluşturulduktan sonra geçerli nedenler olmadan aileyi dağıtmak, bireysel, ailevi ve toplumsal açıdan telafisi zor sorunları ortaya çıkarır. Bu durum çocuklar için daha da zordur.
Toplumu ve bireyi sarsan olumsuzlukları yaşamamak için evlilik öncesi tedbirler almak her iki taraf için önemlidir. Eğer bu tedbirler alınır ve evlilik kurumu karşılıklı saygı, sevgi ve bilinç üzerine oturturacak olursa aile sağlam temeller üzerine bina edilmiş olur ve bahsetmiş olduğumuz tehlikeler ortaya çıkmaz. Fıkıh alimlerimiz ailenin temelinin sağlam ve evliliğin devamlı olabilmesi için kefaat, denklik üzerinde çok vurmuşlardır. Mesela biz burada denklikle beraber ailenin devamını sağlayan etkenleri anlatacak olursak velinin, velinin izni alınmalıdır. Nikahta velinin izninin şart olup olmaması İslam hukukçuları tarafından uzun tartışmalara sebep olmuştur. Bir kimse kızını evlendirmek istediğinde onun iznini alsın. Bu ve benzeri birçok rivayetin varlığına rağmen Efendimiz Aleyhisselam evlilikte velinin iznine de vurgular yapmış.
Mesela herhangi bir hanım velisinin izni olmadan evlenecek olursa nikahı batıldır. Nikahı batıldır, nikahı batıldır. Nikahın geçersiz olduğuna dair hüküm cümlesi efendimizin üç defa tekrarlaması velinin iznine verilen önemi gösterir. Kadın kadını. Kadın bizzat kendisini evlendiremez. Ahlaksız kadınlar kendi kendilerini evlendirirler hadisiyle beraber sahabenin bizler kendi kendilerini evlendiren kadınları zani gibi addederdi küründen uyarıcı rivayetler velinin izninin kaçınılmaz olduğuna işaret etmektedir. Velinin iznini şart koşan rivayetlerle beraber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam İbni Abbas'tan gelen bir hadis yerinde babasının zorla evlendirdiği bir şahısla evlenmek istemediğine dair itirazını Resulullah'a arz eden kıza, sallallahu aleyhi ve sellem, sen dilediğinde evlen, o nikah geçersizdir buyurması ve evlenecek kadının tercihinin bağlayıcı olduğunun ifadesidir.
Bunun üzerine kadın Ebu Lübabe ile evlenmeyi tercih etmiştir. Bu bölümdeki hadislere dikkatle baktığımızda görürüz ki evlenmek isteyen kadınlar velileriyle görüşüyorlar ve bu görüşmeler bir aile ortamında geçiyor. Kimse velisine rağmen ondan habersiz evlilik yapmıyor. Yukarıdaki rivayetlerden hareketle hiç kimse Ebu Hanife'nin Rahmetullahi aleyh'ye kadının özgürlüğünü önceliyor, velinin iznini önemsemiyor veya İmam-ı Şafii Rahmetullahi'nin kadınların özgürlüğüne hiç değer vermiyor, velinin iznini özgürlüğün önüne geçiriyor türünden çıkarımlarda bulunmasın. Her iki imam da insanı, aileyi, toplumu, ahlaki ve insani değerleri korumayı amaçlamaktadır. Ayrıca şunun da bilinmesi gerekir ki her iki alim de içtihatlarını din haline getirmemiştir. Görüşlerini mutlak doğru benim içtihadımdır anlayışıyla kimseye dayatmamıştır. İçtihatlar izafidir.
Asıl mesele bu alimlerimizin görüşlerini yarım yamalak öğrenip sonra da kadını köleleştirmek, hatta Allah'ımız muhafaza buyursun, böyle bir sadece o hayvani duygusuna meta haline getirmek ya da ailesine rağmen henüz hayatı doğru dürüst tanımayan genç kızlarla masa başında yapılan uydurma nikahları cahilce savunmaktır. Özellikle İmamı Ebu Hanife rahmetullahi, günümüzde daha çok istismar edilmektedir. Evlerinden ayrılıp üniversiteye gelen veya ortaöğretim kurumlarında bu duyguyu keşfeden dindar ailelerin dindar kızları nikah yapabilmek için iki tarafla beraber iki şahit yeterlidir hükmünce parklarda, kantinlerde ve öğrenci oturumlarında nikahlarını kıymaktadırlar. Modern gençlerin nikaha inanmadan işledikleri suçu diğerleri de özenerek ama dindarca hesabına uydurarak işlemektedirler. Kitabına uydurarak diyemiyorum çünkü yapılan işin kitapla ve sünnetle bir ilgisi yoktur.
Sonunda doğacak felaketleri yazmak bu çalışmanın konusu olmadığı için değinemiyoruz. Sadece şunu yinelemek gerekir, bu istismarcı ve ahlaksız kişilere fırsat vermemek için zamanımızda ilim adamlarının ve aile reislerinin nikahta velinin iznini şart koşan görüşü öne çıkarmaları ve ahlaksız kişilerin yaptıklarının dinle ve içtihatla alakasının olmadığını, çocuklarının iffetine değer veren halka bildirilmelidir. Nikahta velinin izninin psikolojik ve sosyolojik önemi de izah edilmelidir. Genel fetvalar vermek yerine fetvalarda bireyin çok yönlü durumu göz önünde bulundurulmalıdır. Hele de fetva verme ehliyeti olmayanların fetva vermekten kaçınmaları gerektiği gibi toplum da bu cahil insanlara asla itibar etmemelidir. Eğer bu hususlarda Müslümanlar gevşeklik gösterecek olurlarsa toplumda hiç de istemedikleri sonuçlarla karşılaşabilirler.
Yukarıda geçen velinin izni olmadan yapılan nikah batıldır hadisi öncelenmeli ve ahlaksızlığı prim verilmemelidir. Müslüman gençlerin diğer insanlardan farklı olduklarını kavrayarak bu duygunun yani fıtratında mevcut hayvani duygu demekle, çekil, haya ediyorum, Hassas konularda dikkatli olmaları şarttır. Onların davranışları İslam'ı bilmeyen insanlarca fetva gibi algılanır. Eğer kötülükler referans alınırsa Allah katında günahların karşılığı da iki katıyla verilecektir. Şimdi İmam-ı Azam efendimizin istismarcı bir neslin gelebileceğini hesap etmeden yapmıştır derken İmam-ı Azam Efendimiz asıl meseleye parmak basmışlar, ifade buyurmuşlar. Yalnız burada hesap etmemiş ne derken İmam-ı Azam Efendimiz'e haşa ve kella yanlış bir düşünceye dalmak çok büyük bir hata olur. Ebu Hanife'nin kadının özgürlüğünü önceliyor.
Çünkü Efendimiz aleyhissalatu vesselam razı olmadığı halde babasının zorla evlendirmesini rıza göstermiyorlar. Yani bunları çok güzel bir şekilde ele alarak ifade etmek gerekir. Her yönden huzurun temini için. Yoksa İmam-ı Azam Efendimiz en güzel şekilde ne yapmıştır? Meseleyi ortaya koymuştur. Evlenecek taraflar birbirlerini görmelidir. Efendimiz evlenmeden önce eşlerini gördüğü ve evlenecek insanlara da evlenecekleri şahsı görmelerini tavsiye ettiği için evlilik öncesi tarafların birbirlerini görmeleri sünnettir. Bu anlayış çerçevesinde Muğire bin Şube Efendimize ensardan bir hanımla evlenmek istediğini söylediğinde ona evleneceği kadını görmesini söylemiş ve hikmetini de şöyle açıklamıştır. Evleneceğin kadına bak. Aranızda sevginin bu vasıtasıyla bu sebeple buyuruyor, bu vasıtayla sevgi oluşur. Birçok evlilik yapmasına rağmen Muğire hiçbir işinin onun yerini tutmadığını söylemiştir.
Efendimiz aleyhissalatu vesselam evlenecek kimselerin birbirlerini görmesini şu hadis-i şerifiyle teşvik buyurmuştur. Allahü Teala bir kimsenin kalbine evlenmek istediği kadını ilham ettiğinde o kişinin evleneceği hanıma bakmasında bir sakınca yoktur. Birbirlerini gören şahıslar en azından fiziki kusurların olup olmadıklarını anlarlar. Konuşmaları vasıtasıyla nezaket sınırlarını tanırlar. Belki de aralarında bir muhabbet doğar. Üçüncü şahsın refakatinde gerçekleşen bu görüşmeler meşrudur. Tarihte insanların hiç görmediği kişilerle yaptıkları evlilik olmuştur. Birbirlerini zifaf esnasında görmüşler ama olumsuz bir irade beyanında bulunmamışlardır. İstemeden ve nefretle bu evlilikler ya devam etmiş ya da çok geçmeden yıkılmıştır. Tarafların psikolojileri bozulmuş, ailelere zarar görmüştür. Bu olumsuz ve kötü yapının dinle ve imanla bir alakası yoktur.
Din, ailenin ebedilik üzerine kurulmasını istediği için bu isteğine kapı açacak her türlü meşru davranışı onaylamıştır. Modern hayat tarzında olduğu üzere bu gezmeler, tozmalar, aylarca ve yillarca beraber yaşayıp nikahsız karı koca hayatı süren insanların yaptıklarının hiçbir insani ve İslami tarafı yoktur. İslam nazarında yapılan iş zina veya zinanın mukaddemeleridir. Bu anlayış, bu anlayışı insanların gözlerinde meşrulaştırmak için filmler, diziler, tiyatrolar çevirmekte gençler böyle sorumsuz bir hayata özenlendirilmektedir. Nikah ve evlilik kurumu küçük düşürülmektedir. Böyle bir yaşam tarzı tamamen Avrupai verdin dışıdır. Bu tür davranışları onaylatmak için rasyonel çıkışlar yapmak ve hümanist gerekçeler sunmak haram olan davranışların meşru hale getiremez. Üçüncü olarak evlenecek şahıslar arasında dini denklik esastır.
Allah'ımız Kitabı Kerim'inde iman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah'a ortak koşan kadının hoşunuza gitse de mümin bir cariye Allah'a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan erkekler de kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah'a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de iman eden bir köle Allah'a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar Allah ise izni ile cennete ve bağışlanmaya çağırır. Afva ve mağfirete davet eder. O insanlara ayetlerini açıklar ki öğüt alıp düşünsünler. Ayet celleye'den öğrendiğimiz hiçbir Müslümanın evlilikte bir müşriği tercih edemeyeceğidir. Kadın olsun erkek olsun müşrikle evlenme haramdır. Bu ayette bazı incelikler vardır ki onlardan birisi evlenme yasağı olan şahıslarla ilgili müşrik kavramının seçilmesidir.
Müşrik kavramının içerisine Allahu Teala'ya Üzeyri oğul olarak isnat edilen Yahudiler de İsa aleyhisselam, peygambere Allah'ın oğlu kabul eden Hristiyanlar da girmektedirler. Dolayısıyla her iki dini grup da İslam nazarında müşriktir. Kuran her ne kadar ehli kitap kadınlarla Müslüman erkeklerin evlenmesine ruhsat verse de bu bir tavsiye veya emir değildir. Tercihte serbest bırakmaktır. Üstelik Yahudilik ve Hristiyanlığın tarih içerisindeki evrilmelerine bağlı olarak. Eski karakterlerini bile tamamen kaybettiklerini biz görmekteyiz. Kendi kitaplarını kendi elleriyle değiştirmiştir. Onların bu değişimlerini Hazreti Ali zındıklaşmak kavramıyla açıklamıştır. Kuran-ı Azimüşşan ehli kitabın sapıtma sürecini Bakara, Al-i İman, Nisa, Maide, Tevbe ve Meryem surelerinde detaylı olarak izah etmiştir. Bunları ayrı bir çalışma ile ele alınabilir.
Ehli kitabın müşrik olması hasebiyle Efendimiz Aleyhisselam Muaz bin Cebel'i Yemen'e vali atadığında evvela onları Allah'ın birliğine, imana davet etmesini emretmiştir. Çünkü ehli kitap İslam nazarında müşriktir. Müşrik olmaları hasebiyle efendimiz Aleyhisselam ehli kitaba bir şey sormayınız. Çünkü onlar sapıttıkları için sizlere doğru yolu göstermezler. Eğer onlara soru soracak olursanız neticede ya bir batılı tasdik edersiniz ya da bir hakkı yalanlarsınız. Şayet Musa Aleyhisselam'a bile aranızda olsaydı, Musa Aleyhisselam bile aranızda olsaydı bana tabi olması gerekirdi. Nitekim Selman-ı Farisi radıyallahu anh Hristiyanlarla ilgili bir soru sorulduğunda Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendilerinde de dinlerinde de hayır yoktur buyurmuştur.
İslam'ın bütün emirlerine teslim olmakla Müslüman olunacağını vurgu yapan Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Vali Amr ibn Hazm'a şüne bir mektup yazıyor. Yahudi veya Hristiyan birisi içinden gelerek samimi bir şekilde İslam'ı kabul eder ve İslam'a hakkıyla boyun eğerse onların Müslümanlardan kabul edileceğini belirtmiştir. İslam'ın dışındaki hiçbir din Allah Teala katında makbul değildir. Sahih din Allah'ın emrettiği faillerinden razı olup amellerine sevap verdiği dindir. Hristiyanların ve Yahudilerin durumunu bizlere açıkça haber veren Ayet-i Celile adamın birisi Efendimize geliyor ve diyor ki ey Allah'ın elçisi, Hristiyan birisi İncil'e sarılıyor. Yahudi birisi de Tevrat'a sarılıyor. Allah da kendi peygamberlerine de iman ediyorlar. Fakat sana iman edip tabi olmuyorlar. Bunlar hakkında ne dersin? Resul-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu soruya şu cevabı vermiştir.
Yahudi olsun, Hristiyan olsun, kim benim peygamberliğimi iştir de bana tabi olmazsa o mutlaka cehenneme girecektir. Aynı konuda bir başka rivayet ise şöyledir. Bu davet ümmetinden ister. Bu davet ümmetinden ister Yahudi olsun, ister Hristiyan olsun. Her kim ki benim peygamberliğimi işitir de benim kendisiyle gönderildiğim şeylere iman etmeyecek olursa mutlaka cehenneme girecektir. Yahudi ve Hristiyanlar kitapların tahrif etmek suretiyle sözde kitaplar yazmışlar, Sonra da bunlar Allah katındandır diyerek dinlerini dünyalık uğruna satmışlardır. Tevhidden sapan bu gruplarla evlilik çerçevesinde Hz. Ömer valilerine bak, mektupta ediyor. Müslüman bir kimse ehli kitap bir kadına, Müslüman bir kimse ehli kitap bir kadınla isterse evlenebilir ama Müslüman bir kadın onlardan birisiyle evlenemez.
Müslüman bir kimse ehli kitap bir kadınla isterse evlenebilir ama Müslüman bir kadın onlardan birisiyle evlenemez. Hazreti Ömer'in oğlu radiyallahu anh, Hazreti Abdullah radiyallahu anh, kendisine Yahudi ve Hristiyan kadınlarla nikahlanmak sorulduğunda babasından daha farklı düşünerek şu görüşü bildirmiş. Allahutaala müşriklerle evlenmeyi haram kılmıştır. Allah'ın kullarından bir kadının Rabbim İsa demesinden daha büyük bir şirk bilmiyorum, Fatiha'da gazaba uğrayanlarla Yahudilerin dalalete uğrayanlarla Hristiyanların kast edildiği malumdur. Hal böyleyken batıl bir dine iman eden, sonraki süreçlerde ise bu dinle bile bağlantıyı keserek tamamen pozitivist bir dünya görüşüne teslim olan kimselerle Müslümanlığı kabul etmedikçe elbette evlenmemek gerekir. Şirk denilen Allah'a yaratma ve emretmede ortak koşma olayı en büyük itikadi günahtır.
Evlilik dahil hayatın her alanında şirkten ve müşriklerden uzak durulması şarttır. Bu çerçevede bilinmesi gerekir ki Kuran-ı Azimüşşan'a göre şu davranışlar şirktir. Allah'tan başkasına uluhiyet vermek, tabii varlıklara uluhiyet vererek tapmak, ruhani varlıklara uluhiyet vererek tapmak, salih insanlara, peygamberlere uluhiyet vererek tapmak, Allah'tan başkasına sığınmak, yardım dilemek, Allah'tan başkasının mutlaka tasarrufa malik olan yegane güç bilmek ama biz diyoruz biiznillahi Teala, güzel, Allah'ın izniyle onun Cenab-ı Hakk'a olan ibadet ve taati yakınlığını vesile ederek yoksa böyle bir yardım değildir. İzni ilahiyle. Çünkü izni ilahi olmadan bir ağaç dahi yaprağını yere düşürmez. Allah'ın izniyle dememiz gerekir.
Allah'tan başkasına tevekkül etmek, putlardan şefaat beklemek, Allah'tan başkasına Allah'ı sever gibi sevmek, Allah'ı bırakıp kafirleri veli edinmek, Allah'ın insana veya aleme hulul ettiğine inanmak, heva ve tutkuları ilahlaştırmak, batıl gelenek ve inançları dinleştirmek, buyuruyor Zalimlerin yaşadığı gibi, batılların yaşadığı gibi yaşamayın. Yoksa size ateş dokunur, buyruluyor. Yani yaşantımızı Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın yaşantısına muvafık kılmamız gerekir. Şeytanın vesveselerini dinin önüne geçirip ona itaat etmek, insanları şari yani hüküm koyma makamına koymak, Allah'tan başkasına secde etmek, putlara kurban kesmek, riyakarlık yapmak, amelleri Allah'tan başkasına arzetmek. Adiy bin Hatem, biz dedi nasıl müşrik oluruz? Söyle buyurdu aleyhissalatu vesselam Efendimiz, size hahamlarınız, başlarınız dese ki şöyle hareket edeceksiniz.
O da emri ilahiyeye muvafık düşmese bu bir şirktir buyurdu. Şirkle ilgili anlaşılan Müslüman olduğunu söyleyen kimse Allah'ı hayatının bütün alanlarında celle celalühu müdahil varlık olarak kabul edip hayatına onun emirleri doğrultusunda anlam vermelidir. Hayatının genişlik alanlarını parçalar ve emir alanında Allahutaala'yı reddedecek olursa bu kimse Kuran nazarında elbette ki batılca bir hayatın içine girmiş demek. Kutsal dinler var. Bir de kutsallığını kaybetmiş dinler var. Ne yapmıştır? Kendi elleriyle değiştirmiş, peygamberlerini katletmişlerdir. Bir de dinle hiç alakası olmayan, zar düştük vesaireleri vardır. Şirkle ilgili yaptığımız çalışmalarla beraber ayrıca sayacağımız meselelerde de itinalı olunmalıdır. Bu itina gösterilmez ve insanlar dinden çıkabilir ve varılan kötü sonuç nikahlarına yansıyabilir.
Bilinmesi kabilinden kişiyi İslam'dan çıkaran konular, Allah'a ibadette başka varlıkları ona şirk koşmak, bizim ehli sünnet vel cemaat görüşü, üç zümrenin şefaati haktır. Enbiyanın şefaati, ondan sonra ulema-i kiramın ve şühedanın, ne diyoruz? Allah'ın izniyle. Allah'ın izniyle diyoruz. Müşrik olduğu kesin delillerle belli olan birisinin müşrikliğini kabul etmemek ve onların yaşam tarzlarının doğru olduğuna inanmak. Efendimizin getirmiş olduğu sallallahu aleyhi ve sellem ilahi emirlerden herhangi birisine kin duymak ve hoşlanmamak küfre üzülür. Allah'ın Celle Celalühu göndermiş olduğu emir ve yasaklarla alay etmek, evlilik öncesi taraflar birbirlerini inanç hususunda tanımak zorunda oldukları gibi evlilik sonrasında birbirlerine şahitlik ederek inançlarının karşılığı olarak denetlemelidirler. Bu hususta işler birbirlerinin siyasi, hukuku, iktisadi ve sosyal tercihlerini denetlemelidir.
Evlenecek kişiler ahlaken de birbirlerine denk olacak. Ahlaki denklik evliliğin devamını sağlayan en önemli ilkedir. Allah'ın emrine uyulmayan, Resulullah'ın sünnetine de dikkat edilmeyen bir evlilik bereketsiz olur. Cenabı Hak korusun. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yuvanın kurulmasındaki seçenekleri saymış ve bizleri doğru tercih noktasına yönlendirmiştir. Bakın kadın ancak dört özelliği sebebiyle nikahlanır. Malı için, asaleti için, güzelliği için ve dini için. Siz dinini mükemmel yaşayanı tercih edin ki mutlu olasınız. Ahlakın önemini daha da önce üne çıkarılması gerekir. Efendimiz kadınlarla sadece güzellikleri için evlenmeyiniz. Güzellikleri tamamen yok olup gözden düşebilir. Onlarla kendilerini azdırıp şımartacak malları nedenleriyle evlenmeyin. Allah korusun. Fakat dinleri ahlaki güzellikleri sebebiyle evleniniz.
Evlilik kurumunu iman ve ahlak temelleri üzerine oluşturan Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam kadınlara karşı kaba davranmayı şiddetle yasaklamıştır. Onlara vurmayı, yüzlerine karşı ayıplamayı ve evde bile olsa onlara küsmeyi reddeden Efendimiz aleyhisselam kadınları önce dövüp gün sonunda da yüzsüzçe Allah korusun bir beraberlik kurmak isteyen erkekleri şiddetle kınamış, kendisi de hanımlardan hiçbirisine el kaldırmayarak ümmetine en büyük sünnetlerinden birini koymuştur. Hatta kadınlara kaba davranıp dayak atmayı zulüm yapan, Allah korusun böylece zulmeden bu tip kaba erkeklerle evlenilemeyeceğini de belirten Efendimiz Fatıma binti Kays örneği üzerinden bizleri de uyarmıştır. Fatıma bin Kays Efendimize gelerek sallallahu aleyhi ve sellem kendisiyle evlenmek isteyen taliplerinden bahsedip onun görüşünü almak istemiş.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dünürlerinin kimler olduğunu sorunca Ebu Cehim, Muaviye b. Ebi Süfyan ve Üsame b. Zeyd'in adlarını vermiş. Bunun üzerine Efendimiz Ebu Cehm'in elinden sopası düşmez, seni döver diye ifade etmiş, Hazreti Usame ile evlilik yapan Fatıma binti Kays böyle bir evlilikten çok memnun kalmıştır. Böylece Resulullah Efendimiz hem irşad görevini yapmış hem de evlilikleri ölçüsünü bizlere belirtmiştir. Müslümanların iman bakımından kamil olanlarının ve ahlaken en güzel olanlarının aile fertlerine en nezaketli davrananlar olduğunu atıfta bulunmuş, kişinin hanımının ağzına verdiği lokma sebebiyle bile sadaka sevabı alacağını söylemiştir. Söylediklerini önce kendisiyle uygulayan Efendimiz Aleyhisselam kibarlık ve narinlikle kadınları eyağı kemiğine teşbih etmiş ve şu ikazda bulunmuştur. Kadınlar eyeyi kemiği gibidirler.
Yaratılışına, yaratılışına baskı yaparak, doğrultmak isterseniz onları kırarsınız. Fıtratına müdahale etmezseniz onlardan istifade edersiniz. Bu hadislerin bazı tariklerinde teşbih edatı kaldırılmıştır. Belaat sanatının inceliklerini ifade eden bu farklı söylemleri bilmeyen usulsüz Müslümanlar farklı rivayetlerden yola çıkarak bir sürü lüzumsuz beyanda bulunmuştur. İslam düşmanlarına fırsatlar vererek yeni polemik alanları oluşturmuşlardır. Onlara sadece metodoloji ve belagat okumalarını ve indirgemeci kompleksli bir dille konuşmamalarını tavsiye ederiz. Hanımlarını ve tüm kadınları, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem narinlikleri ve hassaslıkları nedeniyle kristallere benzetmiştir. Dünyada böyle bir benzetme yapan bir kimse yoktur. Kristalin ne o kristalin ne olduğunu ve onun korunmasının inceliğini bilen insanlar Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'i daha iyi anlayabilirler.
Anlayışlarını işlerine sevgi ve saygı olarak yansıtabilirler. Bera Bin Malik ve Enşece gibi bazı sahabiler şiir okumada rece söylemede maharet kazanmış kimselerdir. Develer onların uyumlu şiirleri ile ritim tutarlar. Zaman zaman üzerlerinde kadınlar olduğu halde koşarlardı. Onların bu durumunu gören efendimiz aleyhisselam şiir okuyan bu sürücülere şöyle diyerek hanımları taltif etmiş ve tüm insanlığa onların ne olduklarını tarif etmiştir. Ey enceşe. Yavaş olunuz. Kristalleri incitirsiniz. Eşlerini incitmeme hususunda da bizlere örnek olan Efendimiz sevginin bir tezahürü olarak onların eğitimleriyle de yakından ilgilenmiştir. Doğal hastalık durumlarında bile onların morallerini yüksek tutmuş, onları yanından ayırmamıştır. Bu durumda Kuran okuyamayan annelerimize Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kuran okumuştur. Onun bu uygulamasını Aişe annemiz, Hz.
Meymune şöyle anlatmışlardır Radıyallahu Anhüm'e. Biz yine Kuran okuyamaz durumda olduğumuzda anlaşılır artık. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem başını göğsümüze kor ve bize Kuran okurdu. Hastalık hallerinde işlerini rahatlatan, böyle rahatlatan Efendimiz Aleyhisselam bu uygulamasıyla doğal hastalık durumlarında işlerinin odalarını ayıran Yahudilerin yaptığı kaba uygulamaların ne kadar yersiz ve yaratılışa aykırı olduğunu göstermiştir. Kadınlara karşı erkeklerin, erkeklere karşı da hanımların nezaketli davranması ahlaki bir davranmıştır. Kibarlık her zaman güzel olmakla birlikte evlilikte daha güzeldir. Konuyla ilgili sünnetten onlarca örnek bulmak mümkündür fakat evlilikteki ahlaki denkliği sadece kibarlığa da indirgememeliyiz. Daha önemli olan böyle namus hususundaki ahlaki denkliktir. Kuran'ımız bunda ahlaki denkliği şöyle dile getirmiştir.
Zina etmiş erkek ancak zina etmiş olan veya Allah'a ortak koşan bir kadınla, zina etmiş kadın ise zina etmiş olan ve Allah'a ortak koşan bir erkekle evlenebilir. Bu tip bir evlilik müminlere haram kılınmıştır. Ayetin nüzul ortamında fakir Müslümanları Mekkeli ahlaksız kadınlarla evlenmek istemeleri vardır. Kureyş kabilelerinin zengin müşrikleri cariyelerine para karşılığı fuhuş yaptırıyorlardı. Bu kadınlar kendilerini evlerine bayraklar asarak halka teşhir ediyorlardı. Mekke döneminde devlet kuramayan Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam bu çirkin gidişatı önleyememişti. Medine'de İslam devleti kurulduktan sonra yoksul Müslümanlar Mekkeli bu kadınlarla evlenmek istediler. Kuran-ı Azimüşşan bu ayetle onlara cevap vermektedir. Zinakar kadınlarla ve erkeklerle evlenmek bu ayetle yasaklanmıştır.
Yukarıdaki ayet daha sonraki muhataplarına da hayatında zina olan kimselere karşı evlilik temkinli olmasını emretmiştir. Mesela şu ayeti celle de kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadınlara, temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır. İşte bu temiz olan iftiracıların söylediklerinden çok uzaktırlar. Kendileri için bağışlanma ve güzel bir rızık vardır. Ayet-i celleden anlaşılan iz seçiminde iffetli olanı aramanın şart olduğudur. Esefle belirtelim ki toplumumuzda bekaret, iffet ve namus kızlarda aranmaktadır. Bu arayış doğru olmakla beraber eksiktir. Aile reislerinin çocuklarını evlendirirken erkeğin iffeti, namusu ve ahlaki konularında da derin araştırmalar yapmaları gerekir. Aksi bir durumda meydana gelen alışkanlıklar yeniden dönerek yuvaların yıkılmasına neden olabilir.
İffetli kadınları namussuz erkeklere denk görmeyen Efendimiz aleyhissalatu vesselam sopa cezası ile cezalandırılan zinakar bir erkekle ancak kendisi gibi biri ile evlenebilir. İffetli hanımlar onlara onların denkler değildir hadisi ile konuyu neticeye kavuşturmuştur. Evlilik hayatını inşa ederken bu ayet ve hadislere göre aileye anlam vermek huzurun ve geleceğin teminatıdır. Evleneceklerin Nur suresi okumasını zaten tavsiye ederler. Evlenecek kişiler sosyal açıdan birbirlerine denk olmalıdır. Efendimiz Aleyhisselam insanların üstünlük derecesinin soyda değil ve dinde ve takvada olduğunu göstermek için sosyal açıdan denk olmayan Zeynep bint Cahş ile Zeyd bin Harise'yi evlendirmiştir. Böyle bir evliliğe hazır olmadığını söyleyen Hazreti Zeynep'i Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam uyarmıştır. Hatta onun bu itirazına karşılık Cenabı Hak şu ayeti göndermiştir.
Allah ve Peygamberi bir işe hükmettiği zaman gerek mümin olan bir erkek, gerek mümin olan bir kadın için ona aykırı olacak şekilde işlerinde kendilerine seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve resulüne isyan ederse muhakkak ki o apaçık bir sapıklıkla yolunu sapıtmıştır ayetin nazil olmasına rağmen. Hz. Zeynep dilediğinle evlenebilirsin diye Rasulullah'a haber göndermiş ve bu evlilik gerçekleşmiştir. Böyle bir evlilikte efendimiz bütün insanlığa İslam'da bir kasıt sisteminin olmadığını göstermiş. Ayrıca evlatlığın öz çocuk gibi olmadığını açıklamak suretiyle cahiliye geleneğini yıkmıştır. Her ne kadar bu uygulamadan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yıpransa da Allahu Teala hükmünü yürürlüğe koymuştur. Neticede Hz. Zeynep'in istemediği bu evlilik Hz. Peygamber'in istemesine ve bir boşanmanın olmamasını arzu etmesine rağmen yürümemiştir.
Efendimiz aleyhissalatu vesselam bu evliliği kurtarma gayretini şöyle haber vermiştir. Resulüm, hani Allah'ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye eşini yanında tut Allah'tan kork diyordun. Allah'ın açığa vuracağı şeyi insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana layık olan Allah'tır celle celalühü. Zeyd o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık ki evlatlıkları karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde, o kadınlarla evlenmek isterlerse müminlere bir güçlük olmasın, Allahu Zülcelal'in emri yerine getirilmiştir. Hz. Zeynep'in evliliğinin yürümemesindeki ana nokta kendisini Zeyd Radiyallahu Anh'a denk görmemesidir. Biz burada bunun nedenini tartışmayacağız. Varmak istediğimiz sonuç aileler ve evlenecek çiftler birbirlerine ne kadar denk olur ve evliliği sürdürmekte istekli olurlarsa yuvanın huzurla devam edeceğidir.
Evlenme adayları sosyal denkliği işin başında ciddiye almazlar ve aileleri karıştırmayacak olurlarsa daha sonra meydana gelecek olan ailevi yıkımları önleyemezler. Bu nedenle gençlerin aile şereflerini ayaklar altına alacakları ve buna bağlı yalnız kalacakları uygulamalardan kaçınmalarını öneririz. Çünkü sonuç, Hazreti Zeynep örneğinde olduğu gibi boşanmalar olabilir. Kadın için belirlenen mihir verilmelidir. Çünkü buyruluyor ki kadınlara mihirlerini seve seve verin. Eğer kendi istekleriyle mihrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yiyin. Nikah akdi yapılırken mihir belirlenmemiş veya belirlenmesine rağmen böyle bir cinsel bir yakınlık olmadan ayrılık olmuşsa yapılması gereken husus ayet-i celilede bakın şöyle izah ediliyor. Eğer kadınlarla ilişki kurmadan ve mihir kesmeden onları boşarsanız bunda size bir günah yoktur.
Ancak böyle durumlarda onları örfe uygun olarak faydalandırınız. İmkanı geniş olan kendi gücüne, dar olan da kendi gücüne göre bu güzel davrananlar üzerine bir yükümlülüktür. Eğer onları bu ilişkiye girmeden boşar da mihir tayin etmiş bulunursanız o vakit üzerinize düşen yükümlülük tayin ettiğiniz mihrin yarısını vermektir. Ancak kadınların vazgeçmesi veya nikah bağı elinde bulunan vazgeçmesi hali müstesnadır. Kadınların vazgeçmesi veya nikah bağı elinde bulunanın vazgeçmesi hali müstesna. Mihrden vazgeçmeniz takvaya daha uygundur. Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayınız. Şüphesiz ki Cenabı hak yapmakta olduklarınızı hakkıyla görür. Kadının hakkı olan mihrin asgari miktarı belirlenmediği gibi malın dışında bazı değerlerin ve menfaatlerin Rasul-ü Ekrem Efendimiz döneminde mihir olarak tayin edilmesi de farklı şeylerden mihir verileceğinin ifadesidir.
Eğer kişinin evleneceği kadın az veya çok bir mala razı olacak olur ve şahitler huzurunda evlenecek olurlarsa bundan dolayı adama bir günah yoktur, buyuran peygamberimiz gönül rızası olduktan sonra bir misveyin bile mihir olabileceğini söylemiştir. Ayet-i celilede mihrin üst sınırı olmadığı gösterilmiştir. Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz onlardan birine yüklerle mihr vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz iftira ederek veya apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız? Kantarla altın bile vermiş olsanız ifadesi mihrin üst sınırının olmadığının delildir. Mihr, nikah akdi esnasında acil ödenmesi şart koşulmuşsa hemen, süreye yayılmışsa vakti geldiğinde ödenmelidir. Toplumda bekarların çok olmasını sosyal bir rahatsızlık olarak değerlendiren Hz. Ömer radiyallahu anh, evlenmenin kolaylaştırılmasını istiyordu.
Mihrin yüksek olmasını evlenmeyi zorlaştıran bir sebep olarak algılıyor ve mihrin tavanının, Rasulullah'ın hanımlarının mihri olan dört yüz dirhemden fazla olmasını istemiyordu. Bu görüşünü dile getirdiğinde Kureyş kabilesinden bir kadın mescitte ayağa kalktı ve Hazreti Ömer'in varmış olduğu sonucun yanlış olduğunu söyledi. Arkasından sen Allah'ın indirmiş olduğu şu ayeti işitmedin mi dedi. Ona ilgili ayet okur. Bir eşin yerine başka bir eş almak istediğiniz takdirde onlardan birine evvelki eşinize kantarlarca mal vermiş olsanız dahi verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayın, iftira ederek ve açık günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız? Kadın bu ayeti okumakla Hz. Ömer ' ın mihre dört yüz dirhem sınırlama getiremeyeceğini, insanın gücüne göre kantarla bile mihir verebileceğini hatırlatmıştır.
Bu ayetten böyle bir içtihatta bulunan kadını Hazreti Ömer efendimiz sanü vesselam onaylamış ve ey Allah'ım beni affet, herkes Ömer'den daha fakih olmuş demiştir. Böyle demekle daha önceki içtihatlarından da dönüş yapmıştır. Kadının mihri onun en doğal hakkı ve mülkiyetidir. Onu kimseye verme ve bağışlama mecburiyeti yoktur. Hz. Ömer ' ın talebinde olduğu gibi mihri yüksek tutmamak ve evlenmeyi zorlaştırmamak bir erdemdir. Bu zorunluluk değildir zira mihrin en hayırlısı ödemesi kolay olanıdır. Mihir akitle belirlendikten sonra belirlenen mihri hakkıyla ve vaktinde ödemek şarttır. Eğer evlenme bir niyetle akit esnasındaki miktara ses çıkarmıyorsa efendimizin hem tehdit hem de uyarı içeren şu hadis-i şerifini görmelidir. Herhangi bir kişi içerisinden belirlenen mihir miktarını ödememeyi geçirerek bir kadınla nikahlanacak olursa Allah Teala o kimseye zinakar muamelesi yapar.
Başka bir tarikle bu davranışıyla o şahıs hanımı aldatır, cinselliğini haksız yere helal kılarsa kıyamet günü Allah Celle Celalühu bu şahsa zina etmiş gibi muamelede bulunur denilmiştir. Peygamberimizin bu uyarılarının tehdit ve uyarı kabilinden gelen terhip hadisleri olduğu malumdur. Biz bu rivayetlerden yola çıkarak bir hüküm bina etmiyoruz. Kadınları mağdur etmeme hususunda sadece rivayetleri hatırlattık. Yaşadığımız toplumda mihrin en anlama geldiği bakıyoruz yaşadığımız toplumda mihir ödenmezse kul hakkının doğacağı pek bilinmez. Bazı yerlerde de mihir ile fasit bir adet olan başlık parası birbirine karıştırılmıştır. Toplumumuzun erkeklerinin büyük bir çoğunluğunun hanımlarına mihir borcu vardır. Ödenmeyen bu borçlara bu borçlarla kadınların hukuku ihlal edilmektedir.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bunları bilip yaşadığı için ümmetini vefatından hemen önce şu buyruğu ile uyarmıştır hanımların haklarını koruma hususunda Allah'tan korkunuz. Velayetiniz altındaki kimselerin hukukunu korumada Allah'tan korkunuz. Yukarıdaki ayet ve hadisler çerçevesinde hayata anlam verilip varsa önce hanımların mihir borçları ödenmeli veya haklarını helal etmeleri istenmeli. Yeni mihirler belirlenirken işin ciddiyeti bilinip ödemeler vaktinde ve tam yapılmalıdır. Çünkü eş de olsa kul hakkı hakların en ahırıdır. Kişinin eşinden kaçacağı gün uyarısının içerisinde ödenmemiş mihir parasının da olmadığını kim iddia edebilir? Şu hususu da bu başlık altında açıklamak gerekir Mihrin maddi bir değer olması gerekirken bazı durumlarda kadınların isteği ve rızası üzerine maddi olmayan şeyler de mihir yerine konulmuştur.
Sahabenin önde gelenlerinden Hazreti Peygamber Medine'deki halalarından Ümmü Süleym kendisiyle evlenmek isteyen Ebu Talha'ya mihir olarak Müslüman olmasını şart görmüştür. Böyle bir ideal evlilikten günümüz gençlerinin iman ve ahlakın öncelenmesi hususunda alacağı dersler ve ibretler vardır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem mihir bulamayan ama evlenmeye azimli ve ehil bir kısım insanların bildikleri sureleri işlerine öğretmelerini mihir olarak belirtmiştir. Böylece hem bir yuva kurulmuş hem de ilmi kalkınma tabana yayılmıştır. Yuvanın teşekkülünde alenilik çok önemlidir. Tarafları fuhuş şüphesinden tezkiye etmek için şahitler huzurunda kıyılan nikahın ilan edilmesi zaruri olduğu gibi doğacak çocuğun nispetinin sübutu için de ilan çok mühimdir. Nikah, şahitleri seçilirken elbette şehadete layık Müslüman, akıllı, ergen, takvalı Kuran ve sünnet ehli kimseler tercih edilmelidir.
Gizli yapılan şahitsiz nikahlar batıldır, yok hükmündedir. Nikahın ilanı çerçevesinde Efendimiz aleyhissalatu vesselam helal meşru olan nikah ile meşru olmayan nikah arasındaki farkın nikahı ilan için def çalmak ve ilan olduğunu belirtmiştir. Ensar eğlenceyi sever, meşru şekilde eğlenin tavsiyesi ile de göğün evlerinin cenaze evlerinden ayrılmasını ifade etmiştir. Şimdi iki yuva ve aile cennette kurulmuştur ama cennetteki huzurun bir benzerini dünyada taşı dünyaya taşımak ve yuvayı cehenneme çevirmemektir. Bu söylenenleri yapabilmek için evlenecek kadın ve erkeğin İslam evlilik hukuku ile ilgili meseleleri bilmesi şarttır. Çeşitli fıkıh, ilmihal ve sahih kaynaklardan bu konuları öğrenmek icap eder. Öğrenecek olurlarsa işler birbirlerine zulüm etmedikleri gibi hayatlarını da sağlam temeller üzerine oturtular.
Mutlu bir yuva kurma konusunda yapılacak en önemli çalışma önce zihinlerde evlilik idealizine Allah mutlu bir yuva kurma konusunda yapılacak en önemli çalışma önce zihinlerde evlilik idealize edilmelidir. Sıradan ve sadece şehevi duygu temelli yuvalar uzun ömürlü olmaz. Evliliğin idealize edilmesi hususunda şu ayette açıklandığı gibi eşlerin birbirlerini huzurun ve sükunun kaynağı görmeleri esastır. Kaynaşmanız için ve size kendi içinizden işler yaratıp sevgi ve merhamet meydana getirmeniz de onun varlığının ve yüceliğinin delillerindendir. Doğrusu bunda düşünen bir toplum için dersler vardır. Ayet-i Cennet'in anlaşılacağı üzere karı koca arasında sevgi ve rahmet varsa sükunet de vardır. Ailede sükun yerine şiddet hakim olursa yuva olmaktan çıkar ve cehenneme döner.
Nitekim Efendimiz aleyhissalatu vesselam, Ensardan bir hanıma, kocasıyla ilgili bazı sorular sorduktan sonra aldığı cevap üzerine ne dediğine dikkat et. Cennetin de cehennemin de senin kocandır buyurmak suretiyle ailenin huzurlu olmasının önemine dikkat çekmiştir. Huzurlu aile ve ortamlarda yaşayan çocuklar huzurlu huzursuz ailelerde yetişen çocuklar ise sorumlu olurlar. Yüce Rabbimiz ideal aileyi bizlere haber vermiştir. Böyle bir aileyi kurabilmek için Cenabı Hak'tan yardım istemek gerekir. Rahman'ın salih kulları Rabbimiz bize gözümüzü aydınlatacak işler ve zürriyetler bağışla. Bizi takva sahiplerine önder kıl derler. İdeal bir ailenin amacı sıradan insanlara önderlik değil takvalı insanlara önder olabilmektir. Böyle üstünlük ahlak ve ideal sahibi bir ailenin temeliyse ancak Kuran ve sünnete göre hayata anlam vermekle atılabilir.
Vahiy bilgisi ve uygulaması olmayan ailelerin ideal aile olması söz konusu değildir. Velev ki bir yuva kurulsa bile bu yuvadan, halifeliğinin şuurunda ve ümmete önderlik yapabilecek bir çocuk yetişmez ideal, huzurlu ve mutlu bir aileyi kurabilmek için aile bireylerinin anne ve babaların riayet etmesi gereken hususlar vardır. İzah etmeden sadece maddeler halinde kadın ve erkek kendilerini birbirlerine ve varlıklarının amaçlarını çok iyi bilmelidir. Nedir? Evlenen dininin yarısını tamamlamış olur. Bir yarısı hususunda Allah'tan korksun izahına geçmeden eşler arasında karşılıklı sevgi olmalıdır. Birbirlerini 7 iki kimse için nikahın benzeri bir şey görülmemiştir buyruluyor. Mesela Efendimiz aleyhisselatu vesselam Aişe Hatice annemiz için ben ona aşıktım diyerek sevginin farklılığını dile getirmiştir. Efendimiz yanlış anlaşılmasın sevgi için söylüyor.
Örnek o sallallahu aleyhi ve sellem Muhammed Allah'a aşık oldu diye buyuruyor ya bu aile arasındaki sevginin zuhuru içindir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem işlerinin her birine karşı bu sevgi dilini kullanırken tek işine bile sevgi dilini kullanamayan, gözlerinin içine bakarak ben seni seviyorum diyemeyen çiftlerin haline acınmalıdır. Evli çiftler birbirlerini ayıplamamalı ve kınamamalıdır. Asıl sıkıntılar buradan geliyor. Kadının kocası üzerindeki hakkı çıktığı böyle, acıktığı zaman onu yedirmek, ihtiyacı durumunda onu giydirmek, kesinlikle yüzüne vurmamak ve ayıplamamak, evde de olsa ona küsmek ve yalnızlığa terk etmemektir. Kadın kocasının meşru isteklerini reddetmemelidir. Kadınlar ve erkinler ciddi bir din eğitimi almalıdır. Asıl sıkıntı bundan doğmaktadır. Bu din sağlamdır. Siz rıfk ile dinde derinleşiniz buyrulmaktadır.
Ne yapılacak karı koca dinde derinleşmek için ilmi hasiyer, hadis, fıkıh…
Kaynak transkript servisinin gösterim sınırına ulaşıldı.