Var ki, kumlar gibi hatta sayılamaz bile diyor. O böyle dedikten sonra bizim dertlerimiz, sıkıntılarımız, manevi hastalıklarımız hiç sayılamaz. O zaman bir doktor bakıyoruz hastasının muayenede, evvela kalbine müdahale ediyor. Kalbinde bir rahatsızlık varsa, bura önemlidir diyor. Şimdi kalp gibi bizim rahatsızlıklarımızdan birisi nedir? Aile hayatı. Haber verildiğine göre boşanmaların artık haddi hesabı yok. Hatta evlenmeden önce başlıyor boşanmalar. Daha evlenme ne yok? Evlenmeden önce. Hatta evlenmeyi bile istemiyorum. Çok haya ederim ama olan bir hadise bu. Birine yetinmekle istemiyor. Yani bunun dinimizde de bir esası var, bir kaidesi var, bir şartı var. Evliliğe mani bir durum olur. Namazında, taatinde Allah korusun. Yapmama gibi hali olur. Diyelim kötülüğü tebeyyün eder, bu kadar söyleyebilirim. Bunun dışında, işte bir yere giderken neden boşarın diyorlar. Çantasını ister.
Çantamı verdir. O da hazırlamada geç kalmış. Hazırlamada geç kalmış. Sen geç mi kaldın deyip, artık bütün talakları verin. Boşamak bunlar ne kadar yanlış. Tabi bunun çok değişik şekilleri var. Kadın da kocasını boşuyor. Dinimizde tabi kadının zafiyetinden dolayı, hislerinde ve duygularında olan zafiyetinden dolayı zafiyetleri mevcut. Zaten yaratılışta bir zafiyeti var onun eksikliği. Nebi-i Ekrem aleyhissalatü vesselam efendimiz eğri kemikten yaratıldığını, hubuk ve kemiği. Eğer tam istediğim gibi olsun diyecek olursanız, kırarsınız. İşte benim tam dediğim olacak demeyin. Eğriliğinden istifade edin. Dinen de malum, o kirli halinde namaz kılamaz. Oruç tutamaz. Şahitlik meselesi, erkekten bir ise onlardan iki tane şahidin olması icab eder. Buna benzer. Bir de hislerine mağlup oluşu ile bu yönde hak erkeğe verilmiştir. Kocasını boşar, sorar hatim. Gönlü razı olmaz böyle bir işe.
Dedim nedir, bunu neden sen bırakıyorsun? Kocası için çok kaba tabirini kullanır, çok kaba. Bir misal ver, işte pilavı kaşıkla yiyor. Bunun gibi. Gibi. Hiç mühim olmayan sebeplerden dolayı. Bunun asıl sebebi ne? Bunu bilmemiz gerekir. Asıl sebebi dinimizi bilmeyişimize öğrenmeyişimize. Çok şey bilirsiniz, bildiğinizi tekrar güzel olursa yüz seksen defa söyleyeyim. Ebul Hasan ı Harakani gibi, Bayezidi Bistami gibi. Çokça gördüğümüz eserlerde ulema-i kiramdan ve velilerden. Mesela İmamı Şafiii Rahmetullahi aleyh Hazretleri, ben diyor bir hata edecek olursam, ne güzel bir değerlendirme. Hata edecek olursa, atım diyor benim huysuz aşır. Bunu nereden alıyor İmamı Şafiii Rahmetullah Ali hazretleri evdeki bir olumsuzluğu nasıl ibadet ediyor? O diyor benim yapmış olduğum hatadan, Bu hem bizim enfüs hem de afakımız dışımızda olan bir durumdur. İçimizde nedir? Biz içimizde sulh olmaz. Ne var?
Bizim içimizde bir harp mi var? Bir dövüş mü var? Bir savaş mı var? Asıl savaşta o. Bizim ehlullah'a müracaatımızın sebebi de bu savaşı durdurmak olsa gerek. Nedir, ne var, içimizde ne var bizim? Devamlı bir savaş var. Malum, nefsimiz var. O kötülükle emreder, mutmainne sıfatına irmedikçe, ilahi hitaba mazhar olmadıkça. Ruhumuz var, Allah'ımızdan nefkululmuştur. Şimdi biz bunu ne yapacağız? Uzlaştıracağız. Nasıl uzlaştıracağız? Ehlullah bize misal olarak huysuz hakları ve hatırları verir. Bir eğitimden geçmesi gerektiğinin üzerine yük kurulması icap etti. Biz öyle bir hak hukukla kuşatılmış durumdayız ki, bu yükü mutlak çekeceğiz biz. Bu bir zorunluluktur. Hem içimizdeki sulhhan, nefsi ruha arkadaş etmek. Nasıl olacak bu? Bu az yiyeceğiz, az uyuyacağız, az konuşacağız. Her dediğine uymayacağız.
Yükünde vuracağız istiğfarımızı, tevhidimizi, salatü selamımızı, ölüm tefekkürümüzü, rabutanızı, Zikullah'ı emrolunan bütün vezaif-i ilahiyeyi, cihadı, tebliği, daveti, emri bil maruf nehyi anil münker vazifemizi, Allah için sevgi, Allah için buğz ve haccımız, zekatımız, orucumuz, tevhidimiz, tehlilimiz vesaire. Görevlerimiz. O zaman uysallaşacak. Öyle bir hale gelecek ki, Bekir suresinin son ayetleri tecelli edecek. Cennetime gir dinecek kadar, nimeti ilahiye mazhar olacak. Biz bu sunuhu temin edersek ne olacak? Dünyada da sulh olacak. Çünkü bize hak ve hukuklarla kuşatıldık ya biz, nedir o hak ve hukuklar? Bir, nefsimize karşı olan görevlerimiz. Hepsinin üzerimizde hakkı var. Ne hakkı var? Şu aklımızın, şu beynimiz var ya, onun bizde çok büyük bir hakkı var üzerimizde. Onu isteyecek mi? Ne hakkı var?
İbrahim Aleyhisselam, En'am suresine baktığımız zaman, yıldıza, Ay'a, Güneş'e bakıp, ondan sonra da Doğup batan benim Rabbim olamaz. Ben yönümü tamamen Rabbime hanif olarak, hanif, tevhit inancı üzere her şeyi, hükmü Allah'a vererek ona teslim oldum, O'na bağlandım, O'na yöneldim demiş ve Rabb'ımızı tesbih etmiştir. Akıl, Rabb'ımızı bulacak. Habibinin tavsiyesini, bütün diğer tavsiyelerin önünde kabul edecek. Akıl, öyle hakları var ki üzerimizde, ahireti dünyaya tercih edecek. Baki olanı fani olana tercih edecek. Eğer çalıştıracak olursak kapanmış. Biz buraya diyelim ki yarım günlüğüne geldik, büyük iş merkezleri bilmem filanlar kurma hayali düşüncesi içerisindeyiz. Bunu anlatsak ne derler bize? Sadece deli derler. Ya sen nerede kalıyorsun? Ben Tokat'ta kalıyorum. Sen nerede kalıyorsun? Osmaniye'de kalıyorum. Nerede kalıyorsun? Ben Konya'da kalıyorum. Kayseri'de kalıyorum.
Git evini oraya yap. İş yerini oraya koy. Korur. Hem de saadet alametidir bu. İşiğin memleketinde olması da bir saadet alametidir. Git öyle yap haksızlık yapma, bir de. Eğer biz aklımıza mugayir, çünkü akıl bir nurdur, onun da dizginlenmesi gerekir. Salim olan akıldır asıl. Aklın salim olması için kusurlardan arınmış emri ilahiye muti bir akıl olması için vahyin vahyin ölçüleri içerisinde olması gerekir. Yoksa tökezler. Bak aklın üzerimizde çok büyük hakları var. Akıl. Öyle bir idrak eder ki yüce kudreti çalıştırdığımız zaman, Mesela iki tane kitabımız var bizim. Biri Kuran-ı Azimüşşan'dır. O Allah'ımızın artık isimlerini, sıfatlarını, fiillerini bize ifade buyurur. Ahireti anlatır. Rabbimizin yolunda sarfı bildirir. Bir de kainat hitabı var. Baktığımız zaman her eşya Hazreti Ali efendimizin radiyallahu anh buyurduğu gibi görmediğim Allah'a inanmam. Her eşya onu zikrediyor.
Her varlık onu ispat ediyor. Her varlık. Her nereye baksanız onu ispat ediyor. Şu şırın şırın akan su, yüce kudretten haberin. Ne diyor bize? Su ne diyor? Şimdi iki tane su düşünün. Bir kabın içerisinde bırakmışız. İki tane su. Birinin üzerine, birinin üzerine hayırlı kelamlar yazmışız. Mesela el mau kulla şeydin hay demişiz. Her şeyin hayatı sudur demişiz. Bir besmele yazmışız. Bir diğerine de onun tam muhalifi uygunsuz bir söz yazmışız. Ne oluyor? Onu biz termal kameralarla incelediğimiz zaman, baktığımız zaman, bir müddet sonra o uygunsuz yazı yazılan su olumsuz tepkiler veriyor. Diyor Allah'a dönün diyor. Beni zalime malzeme etmeyin. Beni ibadet ve taatte kullanın diyor. Daha anlatmakla bitiremeyeceğimiz bir husustur. Eşya Rabbimize haber veriyor. Biz bu hak ve hukuklarla ne yaptık? Çepeçevre kuşatıldık. Bir, nefsimize karşı vazifemiz. Yapmazsak ne olur?
O nimetin küfranında oluruz Cenabı Hak korusun aklımızı. Onun, onun yüce kudretini ispakta, emirlerinin yerine getirilmesinde kullanmakla mükellefiz biz. Müşriklerden bire bir tanesi, ben dedi şair birisiyim, akıllıyım deyin. Siz ne yapıyorsunuz beyim, müşrikler siz yanlış yapıyorsunuz. Siz Muhammed'e şair diyorsunuz, Kuran-ı Kerim'in şiirle alakası yok, biz şiiri çok iyi biliriz. Siz sihirbaz diyorsunuz hiç alakası yok. Biz sihri de biliriz. Kahin diyorsunuz hiç alakası yok. Biri kafayı çalıştırın, yanlış yapıyorsunuz. Diye. Kafayı çalıştırdığı zaman, yüce kudreti görmemek mümkün değildir. Her şey onu ispat ediyor. Parmağınızın ucu onu ispat ediyor. Parmağımızın ucu onu ispat ediyor. Namaz kılarken yedi aza ile secdeye varıyoruz. O yedi aza bize Rabbimizin kudretini gösteriyor. Kafamızı çalıştırırsak bu Azağımızın bizim üzerimizdeki bir hakkıdır. Nedir? Şu diz secdeye varıyoruz.
Bu nasıl Allah'ımızın varlığını ispat ediyoruz? Söyle bakalım. Nedir o dediğin? Alnımızı koyuyoruz, burnumuzu koyuyoruz, ellerimizi koyuyoruz, parmaklarımızı koyuyoruz, ayak parmaklarımızı ellerimizi nedir? Vücudumuzdaki o elektriklenmeler var ya, onun daha tabi, güzel tabirleri vardır. Onların tamamen vücudumuzdan atılmasını temin ediyor. Bir secdeye varış. Bir markete girsek de alışveriş yapsak, o bile o bile bize Rabbımızın kudretini gösteriyor, aklımızı çalıştırırız. Neden? O kasadaki oturan kimseye biz yapmış olduğumuz alışverişin, artık karşılığı olarak vereceğimiz kıymette bir inceleniyor, o dediğim kameralarla termal, inceleniyor, bakılıyor, hiçbir değişme yok. Ama kapının önünde oturan, marketin önüne oturmuş Allah için bana bir şey diyor, ona da bir yardım ediyorsun. O zaman ise değişim meydana geliyor.
O damarlarda bir genişleme gibi bir güzellik hasıl oluyor, olumlu bir tepki hasıl oluyor. Diğerinde öyle değil. Efendimiz de öyle buyurmuyor mu sallallahu aleyhi ve sellem? Cimrilerin, cimrilerin halini bize tasvir buyururken, sanki üzerindeki bir zihin diye hatırlıyorum, bir demir kaftan inneke. Onun sıktığını, cömert olduğu zaman ise ayaklarına doğru indiğini, hakikaten öyle bir yardım etseniz fakire yoksula, ne olur? Gönlünüzde bir ferah, bir sürur, bir huzur meydana gelir. Her şey onu ihmal etmek. Sadece biz beynimiz diyoruz, beynimize anlatmamız mümkün değildir üzerimizde olan hak ve hukukunu. Çalıştırıp göreceğiz. Bu sebeple diyoruz ki, beynini en güzel çalıştıran nebilerdir. En güzel çalıştıran velilerdir. Çok güzel düzenlemişler dünya ile ahiretin dengesini çok güzel ayarlamışlar.
Belki dünyanın en zenginidirler helalden helal yoldan kazanıp, yolunda sarf etmek için uhrevi amellerini sadece namaz, oruç, hac, zekat ve tesbihat olarak sınırlamamış. Hayatının her alanını Rabbimizin emrine muvafık getirmenin taat olduğunu haber vermiş. İkinci olarak onu sadece maddeler halinde söyleyebilirim. Rabbimize karşı görevimiz bu bir haktır, hukuktur. İnsanlara karşı vazifemiz, onların hidayeti için çaba göstermek, Rabbimizin izniyle. Şu eşya ile bile dördüncüsü, kendi dışımızda, şu elbisenin bile üzerimizde hakkı var. Ayakkabının, giydiğimiz ayakkabı. Kibritmemek ve hakkı kaybetmemek şartı ile giyeceğiz. Bastığımız toprağın bile hakkı var. Araplarda bir söz var. Şimdi bir arazi diyelim sulanmayacak olursa ona zulmetlidir. Yani onun da hakkını vereceğiz. Çiğnerken bu toprak bir gün beni bağrına alacak değil. İslam'da aile çok önemli bir kurumdur.
Aile hayatının devamı, düzeni ve sıhhati için bir işin bu sorumlusunun bulunması gerekir. Bu önemli kurumun sorumlusu başta nedir? Aile reisidir. Biz şimdi ayet-i celilelerde ayeti celilesini okurlar. Bu bir zorbalık değildir. Bu bir hava kuvvet değildir. Bu nedir? Game fiilinde. Onu idare etmek, onu terbiye etmek, onu ıslah etmek, onu Müslüman bir anne haline getirmek, çoluğunu çocuğunu itebilecek bir güce, kuvvete, huyu ahlaka erdirebilmektir. Çok önemli, çok mühim bir vazifedir. Bir babanın öyle görevleri var ki ileride gelecek anlatabilirsin. Çatısı bir kere erkektir. Yuvanın temeli ise kadındır. Şimdi biz evlilikleri ele aldığımız zaman, düz konusu çok önemli. Tabi bilen insanın böyle bir fikre sapması mümkün değildir. İşte düğün evinde oynanır, ölü evinde ağlanır. Bunun kadar daha safsata sözü yok. O zaman nasıl düzenteceğiz? Gelin bu sözü biz sulh edelim.
Ölü evinde yine ağlayalım. Düğünde de eğlenelim. Gel bu sözü çok güzel bir şekilde ifade edelim. Cahince bir kafaya göre değil, ilim ehlince ifadeye gayret gösterelim. Ölü evinde ağlayalım biz. Veysel Karani hazretlerini ararken, Hazreti Ömer anh demişler ki ya Ömer bir deli divanedir. Biz, gülsek o ağlar, biz ağlasa o güler. Meğer, hakikat delilleri hep böyledir. Sadece Veysel Garani benim der ki hepsi böyledir. Ağlandığı zaman kişi kendine ağlamıyor. Hatalarımıza ağlamıyoruz diye bunu tefekkür ediyoruz. Ve gülüyor, hatalarımıza ağlamıyoruz. Gülündüğünde de Efendimizin sellem kahkaha bir cemaatin yanından geçerken bunlar ölümü hatırlamıyorlar. Buyurunuz. Bu şekilde alacağız. Hani eğlenecektik düğünde? Düğünde bir neşe günü. Efendimizin Aişe-i Sıddıka validemizi radiyallahu anh'a omuzuna alıp da Habeşilerin ok atışını seyrelişi gibi. Meşru olan eğlencelerle ifade edeceğiz.
Temelle çatı sağlam olursa, o yuva yıkılmayacaktır. Boşanmalar had safhaya ulaşmayacaktır. Elhamdülillahi rabbil alemin.