Ahiret ve Dünya Denge ve Merhamet kaydında Ahmet bin Hanbel Hazretleri sıra geçse de Rabbimizin lütfuyla bir anlatabilsek, Ahmet bin Hanbel Hazretleri. Rahmetullah Ali, üstasından çekinirmiş, çektiğine çok önemli bir konu. Şu dediklerimizin hepsi ayrı ayrı bir konudur. Üstad-ı Alileri mezhep imamı der diye çekinmesini hissetmiş. Kelam olarak duymamış da biraz çekindiğini…
Ahmet bin Hanbel Hazretleri sıra geçse de Rabbimizin lütfuyla bir anlatabilsek, Ahmet bin Hanbel Hazretleri. Rahmetullah Ali, üstasından çekinirmiş, çektiğine çok önemli bir konu. Şu dediklerimizin hepsi ayrı ayrı bir konudur. Üstad-ı Alileri mezhep imamı der diye çekinmesini hissetmiş. Kelam olarak duymamış da biraz çekindiğini hissetmiş. Onun için görmediği yere otururmuş. Ahmet bin Hanbel Hazretleri üstağzının görmediği yere oturur. Efendi Hazretleri sohbetini yapıyor. Ahmed bin Hanbel Hazretleri yerinden kalktığı zaman böyle bir bardak su dökülmüş gibi kalkıyor, bir bardak su dökülmüş gibi kalkıyor. O şekil daha oluyor. Ömer ibn-i Abdülaziz rahmetullah Aleyhü'yle günler tespit edermiş, inşallah biz de öyle yapalım. Günler tertip ediyor, o iş anlaşırız. Gün tertip ediyor, mesela bugün diyorlar kabirden konuşacağız.
Ömer ibn-ül Abdülaziz, Ömer ibn-ül Abdülaziz gözünden yaşlar öyle akıyor ki aynen Ahmet bin Hanbel Hazretleri'nde rahmetli Kulu aleyhi olduğu gibi, sırılsıklam oluyor, oturduğu yer öyle ağlıyorlar. Bak şimdi hak vereceksiniz bize, hiç gözümüzden damla yaş gelmiyor. Bak bunu kabul edin. Kabul edelim, başta nefsim gözümüzden yaş gelmiyor. Eskiden sohbetlerde ne de görürdüm. İşte o sohbetler yok. Efendimizin çok güzel bir şairi vardı Elvan diye, zaman aynı zaman Elvan değişti. Değişen bir şey yok. Biz değişiyoruz. Sıddık Hazam radıyallahu anh dedi ya Resulullah da esamne innek kem meyyütün ve inneküm meyyütün, bir beşer olarak beşerliği de müstesna irtihal etmiştir. Cenabı hak hay ve bakidir, kulluk vazifemizi yapalım diyor. Bu dertlere düşeceğiz. Bu dertlere düşersek zaten Ayet-i Kelleyi açmamın sebebi de o, Rabbimiz bu dertlere düşün buyuruyor. Essaizübillah.
Ey insan, sen cidden Rabbine doğru gayret gösterir, elinden geldiği kadar, acaba ben ona layık bir kul nasıl olurum, şu gösterilen hedefler daha anlatalamıyoruz. Aynel yakini, Hakgal yakini diyeyim artık, ilmel yakin delillerle, aynel yakin kalpten perdeler suretiyle, onun için rabıta diyoruz, onun için zikrullah diyoruz, daha sonra da hakkal yakini gayb alemine pencereler açılıyor. Bunlar burada olmaz değil, olur bu. On sekiz bin alem insanın kalbinin içerisinde, onun için insan nankör buyuruyor, Cenabı hak ben haya ediyorum yani şu konuşmaları yaparken çok utanıyorum size karşı. Ey insanlar, sen cidden Rabbine doğru çabalar da çabalar nihayet ona ulaşırsın diye buyruluyor ve Rabbimiz buyuruyor. İnsan Rabbine karşı gerçekten nankör buyuruyor.
Yani on sekiz bin alem ölsün, bir çanakta insanoğlunun kalbinin içine konsun, bunları da bu fakir gibi hiç bilmeyerek İnna lillah ve inna aleyhi raciun deneb gitsin, böyle mi olacağız? Yoksa okuduğum gibi Ayet-i Celileyi Yasin suresinde ne güzel Biz ona aleyhisselatu vesselam'a şair diyorlar. Biz ona şiir öğretmedik. Zaten bunu o gayrimüslimlerin, müşriklerin ileri gelenleri dediler topladı hepsini, ileri gelenleri müşriklerin, Gel Ebu Cehil dedi, gel gel Ebu Leheb, toplanın şöyle bir. Bak biz şiirin kalıplarını çok iyi biliriz. Dedim Muhammed'in okuduğu şiir değil. Ya biraz düşünelim dedi. Bak akıllı insansınız. Dünyevi olarak akıllı kimseleriz. Bak önde gelen kişiler şair değil. Ondan sonra sihirbaz diyorsunuz, hiç alakası yok kahin diyorsunuz, bir düşünelim dedi artık Ama Allah hidayet vermesin, bu şekil oluyor.
Ahiret ve Dünya Denge ve Merhamet kaydında Ahmet bin Hanbel Hazretleri sıra geçse de Rabbimizin lütfuyla bir anlatabilsek, Ahmet bin Hanbel Hazretleri. Rahmetullah Ali, üstasından çekinirmiş, çektiğine çok önemli bir konu. Şu dediklerimizin hepsi ayrı ayrı bir konudur. Üstad-ı Alileri mezhep imamı der diye çekinmesini hissetmiş. Kelam olarak duymamış da biraz çekindiğini…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Es-Sübhanallah ve meal ve ille zikrun ve Kuran'ın mübin zaten ona yarışmazdı yaraşmazdı da onun söyledikleri ancak Allah'tan gelmiş bir zikir ve apaçık bir Kuran'dı. Ben tebliğciyim buyuruyor zaten. Yasin-i Şerif'te ne güzel, o gelen tebliğciler var ya İsa Aleyhisselam'ın havarileri yalvarıyorlar, siz diyorlar bir uğursuzluk getirdiniz bize, başka ne olacak diyor. Uğursuzluk, bak onlar ne diyorlar, öyle bir peygamberler ki. İnsan üzülmez mi, gayretle geldiler, bir çaba ile geldiler. Elçiler dediler ki Rabbimiz biliyor, biz gerçekten size gönderilmiş bir elçileriz, yapmayın dediler, ne uğursuzluk. Allah bizim üzerimize açık bir şekilde Allah'ın emirlerini size tebliğ etmekten başka bir şey yoktur dediler. Hep peygamber bunu söylüyoruz. Bizim görevimiz budur dediler, size hakkı duyurmak. Düşünürüm de Üstadımız Hazretleri'ne Mekke'de en güzel evi hazırlamışlar.
Efendim burada kalabilirsin diye. Medine'de her yer ona Elhamdülillah gönlünü ve bağırını aştı. Niye? O Allah'ımıza bağırını açtığı için. Efendimiz öyle kitaplar devirmedi ki, nefisler devirdi, ruhunda kemale erdi. Bizi de o yola götürmek istiyor, bütün çabası o. Ondan bak şiirlerine bakalım, gayretli bir salih bulamaz oldum diyor. Yani efendimizin cebini altumla doldursaydınız, evine bütün nimetler yağdırsaydınız buna üzüldü zaten. Acaba helal mıdır, haram mıdır diye üzülür, dağıtırdı Ama şeri edebe riayet eder, dikkat edersek sevinçleri buyurun onların Bizim halimiz bir acayip, Allah'ımız bildiriyor diyorum ya, onlar biz kütüphaneler, kitaplarda okumamış değil, üstadımız okumuş. Hazin tefsiri ilim ehlinin bir okuyacağı kitaptır. Tarikatı Muhammediye Berika hep okumuştur.
Bakmayın bunu bizim gibi böyle nefsine yenik düşenleri yola getirmek için hocalarım, hacılarım, görüyor musun onlar Mekke'de de kalabilirdi, Medine'de de kalabilirdi. Sufyani Sevri'nin dediği gibi Mekke'de mücavir olmaktansa Horasan'da ezan okumak iyidir diyor. Mesela kalıyor Medine'de aman ha diyor evlatlarım niye olacak, onların icadı ıslahı. Biz onların yüzünü güldürebildik mi bilmiyorum. İnşallah dikkat edersek emri ilahiye işte bizim kısa devre bir askerlikte söylediği söz, Siz Allah'a sevgili olun, biz de sizi sevelim. Niçin o bizim malımızı mülkümüzü zaten elinin emeği ile geçiniyor, ihtiyacı yok. Bizden beklediği nedir? Efendimiz aleyhisselatu vesselam'a Ya Resulallah bunları size hazırladım diye takdim etmek, istediği bu. Kitabı deviren bizler, ashable. İnşallah bu sıfatta olmayız, inşallah. Böyle bir sıfatta olmaktan Rabbimize sığınırız. Nedir o sıfat?
Kendilerine Tevrat üretildiği halde, onun gereğini yapmayanların durumu, sırtına kitap yüklenmiş merkebin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan kimselerin durumu ne kötüdür. Allah zalimleri doğru yola eriştirmez diye buyuruyor. Ahrettin Razi Hazretleri, Necmettin Kübra Hazretleri ile bir araya geldi, zaten tefsirinde geçer. Geldiler, bütün develer üzerinde kitapları, hoca bende kitaplarını ver buyurdu. Kitapları aldı, böyle suyu atıyor. İşte bütün attı bir kitabı var ki onda bütün okuduğu ilimlerin uklasası mevcut. Onu koltuğunun altında vermek istemeyince, Efendi Hazretleri hiç vakit geçirmeden, kitapların suya atmış olduğu kitapların tozlarını silkeleyerek, al hoca efendi, al hoca efendi, al, Bunu Allah'ın izniyle gönlüne atıyorum diye. Onların, onların kitaplar gönüllerine atılmış kimselerdir. Onun için rabıtamız çok güçlü olsun, kuvvetli olsun ancak böyle yürürüz.
Birbirilerimizde sohbetlerimizde hayırlı sözler olsun. Böyle gülüşmeler ne etmiyor onlar bize yakışmaz artık. Nasıl olur bilmiyorum. Mesela adam kazanıyor, dineyle diyor ben koyu kazdım, kazandı, kazanıyor. Eğer fazla harcanacak olsa böyle diyor ki ben bu nimeti elde edinceye kadar ne çektim, nasıl böyle bir harcama yapıyorsunuz diyor. Allah'ımızın bize şu azalar en büyük kazançtır, en büyük kazanç. Nedir o kazanç? Bu göz mesela Allah'ımızın cemalini görecek, bundan büyük kazanç mı olur? Bu gönül Rabbimizin muhabbetini taşıyor, bundan büyük bir kazanç olamaz. Onun için yersiz düşüncelerle olmaz, özümüze dönmemiz diyor yüzümüze. Yaptığımız saatlerle, saatlerde de özümüzle yapabilmek, kalbimizle yapabilmek, bu. Yoksa burada çok anlattım. Böyle cemaatten bir kısmı bir yerde varmışlar, cami imamından birisi. Tabii biz Kuran'a saygı duyarız.
Varmışlar, hocam bize evrad ve ezkar tarif et, etmiş. Koskoca bir zamanın kutbu var. Demek istediğim şu da, bu da, bizim gibi acizleri de tarif eder ama bir zamanın kutbunun bizzat icazetli bir kimsenin tarifi başka. Öyle oyuncak değil ki. İşte biz şöyle takip ederiz, burayı takip ederiz. Bir kere takip edeceğimiz Hadis-i Şeriflerde mesela Anibi Hüreyre radıyallahu anh, An İbni Abbas senin radıyallahu anh ve madiye böyle ravilerle gelir. Bunlar hep işaretle gelirler. Efendimiz Aleyhisselam'dan işaretle gelir. Böyle bir oyuncak değil. Şimdi yağmur yağıyor, yağdığı zaman çisenleme diyoruz ağır ağır yağdığında toprağa işliyor. Bakın Allah'ımızın nuru nasıl kalplerimize işleyecek onu Fetih Suresi'nde buluyoruz ashabıyla. O odur ki müminlerin kalplerine, o manevi iltifatını, ihsanını indirdi, imanları üstüne iman arttırsınlar diye. Füyuzat-ı ilahiye iniyor, tecelliler iniyor.
İner mi, inmez olur mu? İyisin illa-i Teala. Neden mahrumuz? İşte bunu düşüneceğiz. Konuştuğumuzun hepsi bu. Halimiz nedir? Çeşmelerde bardağın, doldurmadan kor isen kendi olası değil. Rabıtaamızda mürşid-i kamilimizin mübarek kalplerinin altına gönlümüzü tamamen yerleştirip, Rabbımızdan isteyeceğiz, Ya Rabbi füyuzat-ı ilahiyyeni lütfet diyeceğiz. Bu kanaat hususunda Lugaten, Lugaten, lügat anlamı olarak Allah'ımızın vermiş olduğu az çok neyse O'na razı olmak, illa şu kadar olacak, bu kadar olacak diye bir başkalarını emsal göstererek tamağa gitmemek. Göstererek tamağa gitmemek. Neml Suresi'ndedir, diyor ya Süleyman Aleyhisselam acaba şükredeyim, şükredecek miyim, etmeyecek miyim diye Rabbim beni deniyor Neml Suresi'nde. Belkıs'ın tahtı getirilmiş, o tahtın getirilişinde Süleyman Aleyhisselam'ın bu ifadesi bambaşka, ashab-ı kerim'de.
Hatta o gelişinde söylediği söz şu, bunu söylememizin sebebi şu, şimdi nimete mazhar olduğumuz zaman böyle şımarmamak, yoldan çıkmamak, örneğimiz Allah'ımızın kitabı, Kerim'i. Bu nimete mazhariyette söylemiş olduğu söz, ashable. Bu benim Rabbimin ihsanıdır, ikramıdır diyor. Ayet cellerinin devamında Diyor ki her kim şükrederse sırf kendi lehine, her kim de küfrederse Allah korusun, yani nimetin şükründen mahrum kalır küfran-ı nimette bulunursa şüphe yok ki Rabbim gani'dir, kerim'dir diyor. Onu söylüyor. O zaman o iç alemine ibadet ve taatimizde namazımız, oruç haccımız, zekatımız, tebliğimiz, davetimiz vesaire. Mesela sözümüz geçmiyor diyelim, niye? İçimize geçmediği için ondan Fetih suresindeki ayet-i celileyi okudu. Bu lügat anlamı hiyarruda bilyesi yeri minel ata Allah'ımızın ikramı az ve çok ne ise ona razı olmak bana böyle takdir buyurdu demektir.
Onun ıstilahi anlamını şu şekilde, Allah'ımızın verdiğine razı olmak, hepsine razı olmak, elindeki mevcut olandan dolayı da Rabbimize bir şükür içerisinde hamdediyor. Hadis-i şerifte de bildirildiği üzere, zikrin hayırlısı hafi, ıskın hayırlısı da yetecek kadar olan dünyalara malik olur. Mesela önümüzde eser Hace Ubeydullahi Ahrar Hazretleri. Bu Sadat-ı Kiram efendilerimizin hayatını ele alıyor. Burada anlatılırken kendisi üç bin işçi çalıştırıyor. Bunun yanında atları, ondan sonra koyunları vesairleri pek çok, pek çok fakat kendisi çok az ile yetiniyor, dünyalara malik, çok az bir nimetle yetinmeye çalışıyor. Mesela yatağa girmiyor seccadesi üzerinde, uykusu geldiğinde biraz başı önüne düşüyor, o kadar yanına belki az bir yaslanıyor, bu şekilde. Nedir, nedir kanaat? Burada güzel bir ifade olacak. İnnel Ebrarah lefin naim.
Bu naimi anlatamayız ama burada ulema-i Kiram'mızın müfessirini izamın beyanları var. O gün iyiler, iyiler dediğimiz zaman bu şekilde değil, ihlası ile seçilmiş, Allah'ımızı görür gibi taatiyle seçilmiş, takvasıyla seçilmiş, mukarrebun bir kul olmuş, nazı ve niyazı, Allah'ımıza yalvarış ve yakarışı, her şeyiyle ona dönüşü, böylece hayra eren kimseler sonsuz cennet nimetleri içinde mutluluğu tadarken, sonsuz cennet nimetler, bakın biz huri ve menkuhat ve menkülat diye geçer, yiyecekler, içecekler ve evlenmeler bunun dışında Cennetül maariftir. Bize ulema-i kiram ve Meşşai izam efendilerimiz bunu açmazlardı. Çünkü bizim halimiz belli, durumumuz belli. Diyorum ya dikkatimiz belli, ona dikkat eden insanlar için bu lehin naim hal ehli insanlara anlatıyorlardı. Gale Razi Rahmetullahali, Gale baduhum en naim elganaha Nimetler kanaatler olarak haber verilmiştir.
Velcehim ateş ise et tama doyumsuzluktur. Yine Nisaburinin ifadesine göreve galen galennisaburi ve diğerleri Ennaim el-gana, kanaattır ve tefekkür, tevekkül diye geçiyor ve fil hadis-i sahih galen Nebi sallallahu teala aleyhi ve sellem, ey adem oğlu, erdama gasemallahü leh, Allah senin için ne taksim etmişse ona razı ol ama burada çalış çabala, gayret göster. Ömer Nasuh'u Bilmen Hocamızın buyurduğu gibi siz diyor topal tilki gibi olmayın. İşte bu yiyeceğin nasıl temin edecek derken bir boğa ona nasıl olursa bir aslan çarpıyor. Sonra ölüyor boğa, bir topal tilki ayağını bir tuzak, işte kesmiş, topallayarak geliyor. Ondan günlerce yetecek nimet diyor ki siz böyle topal tilki gibi olmayın, aslan gibi olun, bir başkası sizden faydalansın. Bu şekilde.
Böyle kanaat derken illa yokluğa gitmek değil, dünyalara malik olup, az ile yetinip Allah'ın yolunda sarf etmektir celle celaluhu, asıl nimet de odur tabii. Rabbimizin verdiğine razı olmak ne takdir etmişse tekun'anen nas, o zaman insanların en zengini olursunuz. Kanaat öyle bir Allah'ın bereketi, ihsanı öyle bir güzel ahlak ki, sahibine şeref kazandırır, fazilet kazandırır. Rabbi zülcelal'miz Kuran-ı Kerim'de bizim hallerimizi de beyanla esamnek ve innehu lihru bilhayrileşedi insanın tabiatı anlatılıyor, ruhani hali anlatılıyor. Muhakkak o mal sevgisinden ve dünyaya düşkünlüğünden dolayı bencil ve cimri davranmaktadır ve çok şiddetli katıdır, vicdansızdır, tefsirlerden söylüyorum. Gerçekten insan, salatullahü'l-arzm, gerçekten insan, salatullahü'l-arzm, gerçekten insan, gerçekten insan pek hırslı ve tiz canlı yaratılmıştır.
Kendisine kötülük dokunduğunda sızlanır, feryat eder, bir şey yok, geçinemiyoruz. Ne olacak bağlar, bahçeler kurudu Soğanlar, patatesler, bilmem filanlar, fiyatı arttı mı dertler çoğaltıyor. Halbuki bizim derdimiz iman derdi olmalı, unutmuşuz. Geçmiş tarihi söyleyecek değilim, siz bilirsiniz. Bir iyiliğe konunca da iyice cimrileşir, onu başkalarıyla paylaşmak istemez. Ben kazandım der Allah korusun. Bir kısım hikmet ehilleri buyurdular. Eğer eğer yetecek kadarın fazlası varsa o israftır demişlerdir. Biz burada fazileti kanaatin ifade ediliyor ama bir yerde kaldık. Hatırlarsanız ilk başta biz Sıddık-ı Azam radiyallahu anh efendimizin işte soruyorlar, Ali Kerem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz neden sen bizden ileridesin, bunun sebebi nedir deyince beş şeyi sayıyor, bununla tamamlamaya çalışalım. Birincisi Vecedünnas sınıfeymi İnsanları ben iki sınıf gördüm.
Bu ta efendimiz devri Sallallahu Aleyhi ve Sellem Talib-i dünya, bakıyorum bir kısım insanlar hiç Allah'ımızdan Celle Celaluhu Habibinden, böyle kainatın yaratılışındaki ilahi kudretten hiç bunlardan bahsetmiyor. Bir kısmı dünyayı istiyor ve talibi ukba bir kısmı basa değil, zaten aç gitmişlerdir. Ve salisu ravaytu min şerabit dünya, dünya içeceğinden de kana kana içmedim ve rabi dördüncüsü, beni iki amel karşıladı, işte kanaat budur demek istiyoruz. Amelün lid dünya, dünya işi ve'l ahiru dil ukba, ahiret işi ihtartu amelel ahira ala amelid dünya, dünya işindense ben ahiret işini seçtim, terk mi etti bir köşeye mi çekildi, Mekke'nin en zenginlerindendi, tacirdi. Ama gönlünde yoktu. Velhamis beşinci olarak ben diyor, Resulullah'ın sohbetinde bulundum, hiç de ondan ayrılmadım.
Ve gale lehü aliyyun radıyallahu anh heni ellek ya Ebabekir, sana mübarek olsun ya Eba Bekir, sen yolunu tutmuşsun dedi. Burada bir Hadis-i Şerif aradım, o da şuydu, maalen söylerim de o lafzını da ifade etmek istiyordum Arapça. Şu Ebu Bekir-i Sıddık Radıyallahu Anh ne fazla namazı ne de fazla orucuyla ileri geçmedi sizi, ancak kalbi vakarı bu murakabeye işaret ediyor. Bunlara dikkat edelim diye söylüyorum. Şimdi diyorlar ki insanlar bunalıyor, daralıyor. Aslında daralacak, bunalacak yeri yok, bunun da ayrı bir izahı gerekir. Bir misal olsun vereyim. Bir mahallede Efendimiz Hazretleri, devir ancak buna müsaitmiş ki hayvanlara ot verilen bir yerde gündüzleri oturur o gençliğine rağmen, o belirsiz kirli taşlar bana gümüş kaplı gibi görünürdü Rabbime döner, insanlar içerisinde pek bulunmazdım.
Yalnız yerleri seçerdim ona muhabbetimle, öyle bir haldeydim, o sebeple bana cennet gibi olurdu diyordu. O çilehaneleri biliyoruz. Efendim biz cenneti dışımızda aradığımız için dünyada böyle oluyoruz. İçimizdeki cennetler hiçbir şeye benzemez. Ve emma men hafa makama rabbiyi cennete an. İki cenneti izah ederken Esad Erbili Hazretleri birisini bu dünyada iken ehlullah'ın Rabbimizle olan münasebetini tecelliyat-ı ilahiyeye haber vererek böyle bir cennettir, bu cennetlerin üstünde bir cennettir. İnşallah dua buyurun, Cenabı hak erişmeye bizi muvaffak kılsın, cuma gecesi yalvaralım, yakaralım, azalarımıza sahip olalım, bir başkasındansa kendimizle meşgul olalım, bunları elde edebiliyor muyuz, edemiyor muyuz? Bunlar sadece bir müddet nedametle geçişmemeli, geçirilmemeliyiz biz bunu.
İşte bir müddet duyduk neler anlatıldı deyip ondan sonra unutup geçme değil, her zaman, Rabbimiz bizi her zaman görüyor. Allahu naziri, Allahü şahidi, Allahümay, Rabbimiz bizimle beraber bizi görüyor ve biliyor. Bu düşünceyi işimizde, gücümüzle, yatağımızda, yorganımızda neyse artık, nerede olursak olalım, unutmadan devam edebilmek ancak böyle gelişir bu. Yoksa kafalara yerleşen bizim bu kafamızda işte bunları yaparsam dünya işimi terk ederim, İmam Rabbani Hazretlerini defalarca söyledik, layık olmayarak. İmam Rabbani Hazretleri zikri daima anlatırken, dünyevi işlerimizi görürken Ya Rabbi helalinden lütfetmek zikri daim buyruluyor. Terk edin demiyorlar. Aleyhissalatü vesselam Efendimiz dünyasını terk eden ahiretine zarar verir, ahiretini terk eden dünyasına zarar verir, dünyasını terk eden evet, Ahireti terk eden dünyasına dünyayı terk eden de ahiret neti güzelce izah buyuruyor.
Velhasıl dengeli bir şekilde götürmek ashable rabbena atina fi dünya hasanı ve fil-ahireti ahene, Tamamen dünyaya döndüğümüz zaman ahiret hayatı diye bir şey kalmıyor. Tamamen ahiret dediğimizde de ölçüyü bilemediğimiz için ölçüyü söyleyeceğim inşallah, o zaman dünyaya zarar veriyoruz. Ne yapacağız? Dünyada da ahirette de güzellik, dünyevi işlerimizi şer'i emirlere uygun şekilde yürütmek. Zenginlik bu mani değil ki. Zenginlik nedir Bir gani Allah'ımızın gani sıfatı üzerinde saatlerce durulur. Gani yunanil alemin, Gani olmak, zengin olmak dinin kıvamı ayakta durması zenginlerin cömertliğiyledir. Bak şimdi kurban yaklaşıyor, var gücüyle çalışıyor. Yapacağımız yardımlarla fakirini, yoksulunu İdlib'e binlerce koliler hazırlandı. Zaten Rabbimizin katında inşallah rızasını talep ederek diyoruz, makbuliyetimize sebep Rabbimizin kullarına şefkatli olacak.
Siz yeryüzündekilere merhamet ederseniz, Allah'ın melekleri de rahmet-i mağfirette size yağar, semadakiler de size merhamet eder diye buyruluyor. Burada kafamızda biz ahiret işlerine işte şu dinen hususlara dönersek mahrum oluruz, kafamızdan silelim, dünyevi işimiz mesela bir çoluğumuzu çocuğumuzu İslam'ın edebi üzere yetiştirmek kadar büyük bir taat olamaz. Elhamdülillahi rabbil alemin aleyhi salat ve selam efendimizin ruhu tayyibelerine ehline ashabına, peygambere nizam ve piranizam ve bütün geçmişlerimizin ervahına bir Fatiha üç İhlas-ı şerif.