Her zaman ahdimizi tazeliyoruz aslında biz namazlarda bile öyle. Taatlerimiz de öyle. Tekrar tekrar ahdimizi tazeleyelim. Efendimize itaatımız çok güçlü olsun. Ne büyük bir örnek bize. Ne büyük bir örnek. Ahdizelim böyle. Böyle hırslanmazsak olmaz bu. Şeytana hırslanalım. Dünyanın geçici zevklerine hırslanalım. Nefse hırslan alın, şeytan sıfatlı insanlara hırslan alın, peygamberimizin sözüne sımsıkı tutunalım sallallahu teala aleyhi ve sellem. Emelimiz bu olsun kurtuluşumuz bu olsun öyle bir esas ki Rasulullah'a tabi olmak her hususta örnektir bizi Şimdi anlatmakla bitiremeyiz. Efendimize bütün peygamberler ümmet olmayı isterken Cenabı hak bu nimeti bize lütfediyor, bize ihsan ediyor. Uyandım. Bize büyüklerimiz şöyle anlatırlardı. Sizin gibi bizim de nefsimiz vardı ama ona muhalefet ettik. Diyelim ki namaz kılacağız. Kılarken ağır geliyor. Ağır geliyor. İşte farzından başlayalım.
Hayır diyeceğiz. Sünnetiyle kılacağım. Şöyle bir onun ümidini bir kestirsek bu melun'un, o bizim gevşek tavrımızdan dolayı bir fırsat bulmaya çalışıyor. Yani öyle takip ediyor ki şu vücutta damarlarımızda kanın devri gibi şeytan dolaşıyor aldatmak için. O mel'una karşı sen böyle mi diyorsun? Sen Allah'ımıza beni asi etmek istiyorsun, sana mı uyacağım, rabbime mı diye bir iddia edelim böyle. Bu dinecek bir söz olmayabilir ama kurtulalım diye. Bir ahd edelim, bir cehd edelim gayret göstermezsek devleriye dökme suyla değirmen dönmez bir azim istiyor, bir gayret istiyor Bak burada büyüklerimizden de anlatılıyor bir Sami Efendi hazretleri için Esad Erbili hazretleri şevku şatoatını gördüm diyor bir kabiliyet görüyor Yirmi beşinci mektupta görürsünüz bunu.
Mektubat'ta evladım diyor şu hayatın hayatın sonbahar olmadan diyor gel de biraz çalışalım onu da görüyor zaten ilahi nimetleri görüyor onda öyle bir kabiliyet var ki onda yerimi ihraç edecek koruyacak kimse geliyor geliyor diyor Galata Köprüsü üzerinde karşılaştığı zaman Hepimizde bu kabiliyet var. Allah'ımız öyle donanımlı göndermiş ama bunun da vebali var. Bu sebeple kaderi ilahiyi unutup müneccimleri tasdik etmemek ve imanı bulandırmamak gerekir. Belki biraz zor gibi olacak ama burada Hud suresinde ayeti celilenin ışığında iki esasa dikkat çekiliyor. Bir, mevhibe-i ilahiye olarak bazı makamatın tadını alan bazı müşahedelere nail olan sonra hatalarının son derece münasebetsizliği ve nimetlere karşı sui edebi sebebiyle bu hal alınan kimse halini düzeltmeye gayret edip Cenabı hakk'ın rahmetinden ümidini kesmemeli. Öyle bir nimete kavuşmuş ki onu tarif edilmez o. Bal değil börek değil.
Kalbin duyduğu bir hazdır. Böyle bir hazzı duyduğu halde nefsine uyan bir kimse diyor Cenabı Hak'tan ümidini kesmemeli ve iblis gibi küfran nimet etmemelidir üstelik. Her bakımdan perdelenmekle ve kapılar yüzüne kapatılmakla müptela kılınsa bile şartı ubudiyet olarak yine Rabbine müracaat etmeli. Adem Aleyhisselam'da olduğu gibi rabbena ve lemnennen fuzene ve illem tahfirlene ve terhamna alenen kunen neminel hasirin. İşte biz zaman şöyle dikkatliydik, böyle riayet ederdik. Şimdi böyle olduk, böyle demeyin buyuruyor. Deme Rabbimizin kapısına başımızı koyacağız. Nasıl ki Es'adi Erbili Hazretleri bu bir şiirinde çok güzel diyor. Hatta bu şiirini Elmalılı Hamdi Yazır hocamız takmis yapmış. Yani iki mısrağın üzerine üç mısra daha eklemiş. Çok güzeldi.
Piri muvane bende ol, iskendderi darayı kov diye bu da değişik bir beyitler oldu aynısı olmadı piri muğane bende ol mürşidi kamile bende ol İskender-i daraiko yani şöyle bir hale geleceğim, şöyle bir makama geleceğim, şöyle zengin, şöyle üstün mertebeleri elde edeceğim bunları bırak. Dünyayı koy, ukbaiko. Ula ile ukray koy var ol kuru sevdayı koy matlab yeter sübhan sana buyuruyor Allah yeter sana ne bu dünya hatta ahireti bile buyuruyor burada aleyhissalatü vesselam Efendimiz insanları üç kısma ayırıyor birileri dünyayı ister Hadis-i Şerif bu birileri ahireti ister öyle bir Allah'ın sevdalısı ki Celle Celalühü Mevla'yı ister. İkincisi affı ilahiye nail olmanın serinliğini ve ibadetin halavetini tadan bir kimseye gereken kendisini masum ve muahhar addetmemek. Öyle bir zevk alıyorum ki bayılasım geliyor. Bu zevki kimse tadamaz ki demeleri neleri terk et. Kendini masum ve mutahhar addetme.
Ben artık isyandan uzak temizlenmiş bir kimseyim deme. Gözlerinden hicapların kalktığı zannına kapılmamak asla ucube düşmemek yani kendisini beğenip başkalarına hakaret gözüyle bakmamaktır. Efendim misal verilecek olursa Esad Erbili Hazretleri kutbu azamdır. Dedem rahmetullah Ali hazretlerine yazmış olduğu o icazetnamenin son kısmında hadi mülü'l fukara diyor. Dervişlerin hizmetçisi diyor. İşte üstadımızı okuyorsunuz burada, okuyoruz. Kölenin ücreti olmaz ya diyor. Sizin kölenizim diyor koskoca bir zamanın kutbu. Buna göre bir azim, buna göre bir gayret. Bir gün bu caminin de yeni yapıldığı süraydı içeri giriyorum öyle bir mübarek sesi gür çıkıyor ki herhalde dedim cami dolu ama çok gür geliyor sesleri baktım ki iki kişi oturuyor o iki kişiye heyecanını bir görseniz bizim hiç mi heyecanımız olmayacak? Sıddike azam iman edince diyor eşi dostu akrabasından kimse kalmadı, iman etmedik.
Yani biz bir dala tutunmuşsak bu daldan tutunmak için eşimiz, dostumuz, akrabamız, torunumuz, dostluğumuz hepsinin bu güzel yolla münasebet kurup nura ermesine gayret ve çaba göstermeliyiz. Bir müminin nefsinin yedi sıfatında terakki edebilmesi için vücudunun müştemil bulunduğu letaifi sebadenle letaifinde zikir fikir tefekkür tasfiye ve terbiye görmesi lazımdır. Bu biraz ağır gelecek gibi görüyorum. Şöyle diyeyim, yaptığımız ibadet ve saatler bizi belli bir noktaya getirir. Böyle günahlardan korur biiznillahi teala ama terakki ve gelişme mürşid-i kamilin tasarrufu ile olur, teveccühüyle olur. İşte ben dikkat ediyorum, yapıyorum, bulunmuyorum ama çok fikirdeyim demekle olmaz bu. Onun bizzat gözetimi manevi ışıklarının altında kalmakla olur bu iş. Allah'ımız öyle bir nur gönüllerine lütuf etmiş ki o nurun aksetmesi ile insanda bambaşka ufuklar açılır