Bir İnsan, Bir Hatıra. Mahmut Sami Efendi'den hatıralar. Ahde sadık kalmak. Allah dostlarının sözlerinde can vardır. Heyecan ve dirilik vardır. Kuvvetli tesir vardır. Kalbi hastalıklara şifa vardır. Erenköy'de oturan Lütfiye Raslan abiden dinlemiştim. Şöyle anlatmıştı. Bin dokuz yüz yetmiş senelerindeydi. Ankara'dan on kişi İstanbul'a Erenköy'e ziyarete geldik. Muhterem Üstat Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretlerinin Güllü Köşk'teki odasına ikişer ikişer kabul edildik. Fakir son gruba kalmıştım. İçeri girdik ve huzurunda oturduk. Nur gibi parlayan yüzüne edeben ancak ara ara bakabiliyorduk. Muhterem üstad Rahmetullahi aleyh söyleyeceklerini hep bana bakarak söylüyordu. Sanki karşısında sadece ben oturmuştum da başka kimse yok gibi davranıyordu. Bir hikmetinin var olduğuna inandığım bu hareketin inceliğini kavrayamamıştım. İşaretlerden anlayamamıştım.
Muhterem üstaz bizi uğurlarken, siz bu kardeşimizi ders almaya getirmiştiniz ama biz istiharesiz ders vermeyiz, buyurdular. Fakir heyecan ve telaşla, efendim kardeşimiz derstidir, dedim. Bu cevaptan hoşnut olmayan Muhterem Üstad Hazretlerinin nur cemali birden de işi verdi. Celalli bir şekilde kardeşimize döndü ve, siz demek dersi terk ettiniz öyle mi, dedi. Peşinden Şah-ı Nakşibend efendimizin şöyle söylediğini nakletti. Bizden bir kimse inabe alır da terk edecek olursa suyu hatime ile gider, yani sonu kötü olur. Ders bir ahittir, Allah'a söz vermektir. Bunun için işi ciddi tutmak gerekir. Muhterem üstadın birazcık sertçe davranışı bizim intibaha gelmemiz içindir. O kardeşimiz boynu bükük bir vaziyette mahcubiyetinden derin bir sükutta bürülmüştü. Neleri kaybettiğinin farkına varmıştı. Pişmanlığı yüzünden okunmaktaydı.
Muhterem üstad ona tekrar merhametle davranarak, siz şimdi gider istiharenizi yaparsınız. Musa Bey'den dersinizi alırsınız buyurdular. Fakir o kardeşimizin bin dokuz yüz altmış üçte Arafat'ta ders aldığını biliyordum. Demek ki dersini yapmıyormuş. İnsanoğlu eline geçen nimetin kadrini bazen bilemiyor. Şükrünü eda edemiyor. Lütfi abi, ne kadar zayıf, aciz bir varlığız, diyerek hayıflandı. Allah dostları hep hilm ve merhametle değil, yerine göre celallenerek de sevdiklerini terbiye ederlerdi ama ders alabilene. Hakikat ortaya çıkınca celallenirlerdi. Allah'a verilen ahde, söze sadık kalınmasını isterlerdi. Onlar hep ahde sadakat çizgisinde yaşama mücadelesi vermiş yiğitlerdir. Ahdine sadık kalmak ne yüce ahlak. Sadakatli insan olmak ne büyük şeref. Allah'ım bizlere de o şerefle yaşayabilmeyi lütfet. Amin. Mahmut Sami Efendi'den hatıralar. Bir İnsan, bir Hatıra.