İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde Konulu sohbeti aktarmaya çalışacağım. Alimler demişlerdir ki: Oruç ve açlıkta on güzel haslet vardır. Açlıkta kalp safhası, gönlün hakka inkıyadı, göz keskinliği vardır. Tokluk ise aptallık ve tembellik verir, basireti kör eder. Dimada buharı fazlalaştırır. Bu sebeple kalpte bir ağırlık olur. Söylenen fikirlere intikal ve intibak edemez. Edemez. Sırları anlayamaz. Açlıkta kalp inceliği olur, rikkati kalp olur. Kalp safhası da insanı münacatın lezzetini idrak etmeye hazırlar, zikrinin vesair ibadetlerinin tesirini görür. Kalpte zillu inkisar olur, şımarıklık gider. Cenab-ı Hak hadis-i kudside Ben, benim rızam için kalbi münkessir olanlarla, kalbi kırık olanlarla beraberim buyurmuştur. Lüzumsuz ferah ve tuğyanın başlangıcı olan, aynı zamanda büyük mahrumiyetlerin sebebi olan övünmek ve böbürlenme duygusu gider.
Nefis, açlıkla kırıldığı kadar hiçbir şeyle kırılmaz. İnsan, zararlara ve afetlere düçar olanları unutmaz. Tok olan açları unutur, aç olanlar ise açlığın ve belaların elemlerini bilirler. Elemleri, fakirleri ve zayıfları unutmazlar. Açlık, bütün masiyet arzularını kırar. Devamlı kötülüğü emreden nefsin, nefs-i emmarenin üzerine basar. Açlık, insana betaat ve hamakat veren fazla uykuyu def eder. Çok yiyen ise çok içer. Çok içen çok uyur, çok uyuyanın gafleti artar. Kimin gafleti artarsa hüsrana uğrar ve nedameti artar. Bu sebeple Meşşaif-i Kiram müritlere çok yemeyiniz, çok içmeyiniz. Bu sebeple çok uyursunuz ve hüsrana uğrarsınız diye buyurmuşlardır. Açlıkta ibadete devam kolaylaşır. Toklukta ise ibadet zorlaşır. İbadete ise daha güçleşir. Açlıkta bedenler ve uzuvlar sıhhatli olur. Hastalıklar defolur. Çünkü umumiyetle hastalıkların sebebi çok içmek, çok uyumak kan fazlalığıdır.
Hastalık ibadetlere mani olur, kalbi huzursuz eder, ibadet şevkini kırar. Gayet sade bir hayat sürer, sıkıntısı olmaz fazla yemek yemeyenin. Az yemeği alışkanlık haline getiren az mala kanaat eder. Bu sebeple Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, iktisada riayet eden fakra düçar olmaz. Yani geçiminde orta yolu tutan fakir olmaz, buyurmuşlardır. Açlıkta lıkta sadakasını gönül huzuru ile verebilir. Yemeğinin fazlasını yetimlere, miskinlere dağıtır. Kıyamette de sadakası altında gölgelenir. Muhammed bin El-Haris radiyallahu anh der ki: Beş zümreye beş şeyi sordum, hepsi de aynı cevabı verdiler. Tabiplere devaların en şifalı sordum. Açlıktır ve az yemektir, dediler. Hikmet ehline Allah'a ibadete en fazla yardımcı olan nedir, diye sordum. Açlıktır ve az yemektir dediler. Zahitlere zühte en fazla kuvvet kazandıran nedir diye sordum. Açlıktır ve az yemektir dediler.
Her vakit dikkatli bulunmanın çaresi veren güzel, en lezzetli taam nedir diye sordum. Açlıktır ve az yemektir dediler. Yahya bin Muaz der ki: Eğer açlık çarşıda satılır bir şey olsaydı ahiret talibine gereken şey çarşıdan açlıktan başka bir şey satın almamak olurdu. Hikmet nuru açlıkla elde edilir. Tokluk insanı Allah'tan uzaklaştırır. Miskinleri, fakirleri sevmek ve onlara yardım etmek insanı Allah'a yaklaştırır. Tok bulunmayınız, İbn-i Ömer radıyallahu anh'dan rivayet olunduğuna göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: Muhakkak ki mümin bir bağırsakla yer. Kafir veya münafık da, hangisini dedi bilemiyorum, yedi bağırsakla yer. Ebu Hureyre dan rivayet olunduğuna göre bir adam her vakit çok yerde. Müslüman oldu, az yemeye başladı.
Bu hal Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e arz olunca, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, muhakkak ki mümin bir bağırsağı doluncaya kadar yer, kafir ise yedi bağırsağı doluncaya kadar yer, buyurdular. Aişe radıyallahu anha'dan rivayet olunduğuna göre şöyle demiştir: Muhammed'in ailesi Medine'ye geldiklerinden beri üç gün üst üste ekmeğiyle doymamışlardır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu haliyle vefat ettiler. Ebu Hüreyre radıyallahu anh'dan rivayet olunduğuna göre şöyle anlatılır: Al-i Muhammed vefatlarına kadar herhangi bir yemekle üç gün üst üste doymamışlardı. Doymamışlardı. Ebu Hazim, Ebu Hüreyre'nin şöyle anlattığını rivayet eder: Bir gün son derece acıkmıştım. Yolda Ömer bin Hattab radıyallahu anha kavuştum. Al-i İman suresinden bir ayet-i celile okuyarak istifade etmekliğimi rica ettim. Maksadım karnımı doyurmaktı. Fakat Hazret-i Ömer anlamadı.
Yanından ayrıldım. Uzak gitmeden şiddetli açlık yüzünden yüzüstü yere düştüm. Bu baygınlık sırasında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem başucuma geldi bana: Ey Ebu Hureyre, diye seslendi. Ben de, buyur ya Rasulallah, Lebbeyk ve Saadeyk, dedim. Elimi tuttu. Beni yerden kaldırdı. Halimi anladı. Beni evine götürdü. Hemen bir bardak süt içmemi emir buyurdu. İçtim. Tekrar iç ya Ebu Hureyre, buyurdu. Bir bardak daha içtim. Sonra bir daha süt emretti. Ben de tekrar içtim. Artık karnımın Ey Ömer, Cenab-ı Allah benim karnımı doyurmaya senden daha layık Resul-i Ekrem'i görevlendirdi. Vallahi ben senden bir ayet okumanı rica etmiştim. Halbuki ben o ayeti senden daha düzgün okurdum, dedim. Bunun üzerine Ömer radiyallahu anh, vallahi ey Ebu Hüreyre, seni evime koyup doyurmak benim için kızıl develer misali kıymetli dünyalığa kıymetli dünyalığa malik olmaktan daha sevimlidir, dedi.
Ömer radiyallahu anh onu doyuracak taamın hanesinde bulunmadığına işaret etmişti. Hakikaten Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin Ebu Hüreyre'ye bu iltifatları Hazreti Ömer'in takdir buyurdukları gibi dünya ve içindekilerden hayırlıdır. Sevgili dinleyiciler, oruç kalbe safa verir. Açlıkta hafıza kuvvetli olur, kalbe rikkat verir. Kalp de zill ü inkisar husule gelir. Oruç şehveti kırar. Açlık uyanıklık verir. İbadetlere devama vesile olur. Oruç bedene sıhhat ve ferahlık verir. Hadis-i Şerifte: Her şeyin bir zekatı vardır. Cesedin zekatı da oruçtur. Oruç sabrın yarısıdır, buyrulur. Lokman Aleyhisselam oğluna şöyle nasihat etti: Mide dolarsa tefekkür uykuya varır, azalar da ibadetten kalır. Helal lokma ile beslenen kalp ve cesetten salih ameller sudur eder. Haram lokmada kanı bulandırdığı gibi, azaları da bozar.
Haram lokmadan neşvü nema bulan insanın vücuduna cehennem ateşi evladır. Hadis-i şerifte efendimiz şöyle buyuruyor: Helal olan şeyler Kuran-ı ifade ile aşikardır, bellidir. Haram da bellidir. Fakat ikisinin arasında birtakım şüpheli şeyler vardır ki, çok kimseler onu bilmezler. Her kim şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve ırzını kurtarmış olur. Ve her kim şüpheli şeylere dalarsa, muhakkak haram vaki olur. Ve her kim şüpheli şeylere dalarsa muhakkak haram vaki olur. Onun hali şu çobana benzer ki, beylik korunun yanında koyunlarını otlatır. Çok sürmez koyunları ekine, koruya girer. Cenab-ı Allah'ın da yeryüzünde korusu haram ettiği şeylerdir. Harama yakın şüpheli şeylerden sakınmayan, tıpkı çobanın sakınmayıp da ekin yanında koyunlarını otlattığında koyunlar ekini yiyerek haram vaki olduğu gibi haramdan sakınmayana da öylece haram isabet etmiş olur.
İnsanın cesedinde bir et parçası vardır. O düzgün olursa, ceset de düzgün, sağlıklı olur. O bozulursa, ceset de bozulur. O et parçası kalptir. İnsanın bedeninde günah işlemeye sebep olan başlıca cismani hastalıklar. Haram lokma ile bulunan kalp, günahı kebair ve sagayırle kararan kalptir. Ruhani hastalıklar riya, gadap, şehvet, hubbi mal, mal sevgisi, yöneticilik sevgisi kin ve kendini beğenmektir. Kalbin büründüğü fazla yağ et ve kanda kalbin nuraniyetine perde olacağından ibadete tembellik ve gaflet de verir. Hadis-i şerifte Midenin üçte biri yiyecek, de boş kalmalıdır, buyrulmuştur. Sevgili Nijerim, İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna geldik. Bugün sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü'l-Aziz'in Musahabe isimli eserinden Oruç ve Açlığın Faziletleri konulu sohbeti