Tasavvufta kulluk mertebesinin ibâdet, ubûdiyet ve ubûdet olmak üzere üç şekli vardır. İbâdet avâm için, ubûdiyet havâs için, ubûdet ise havassu’l-havâs içindir. Diğer yandan ibâdet ilme'l-yakîne, ubûdiyet ayne’l-yakîne, ubûdet ise hakka’l-yakîne karşılık gelmektedir. İbâdet Hakk’a boyun bükerek kulluk etmektir. Ubûdiyyet; ahidlere vefâlı olmak, İslâm'ın çizdiği sınırları muhafaza etmek, mevcut olana râzı olmak, elden çıkana da sabretmektir. Diğer yandan ubûdiyyet; nefsin hevâsına uymaktan sakınmak, nefsi temennîlerle oyalanmaktan kurtarmak ve Allâh'ın emrine boyun eğmektir. Ubûdiyetin nihâyeti hürriyettir. Ayrılık durumunda olan kişi, Allâh'a kul olarak, vuslata eren ise hür olarak ibâdet eder. Vuslat durumunda olan kulun kalbi, Allah'tan gayri her şeyin tahakkümünden kurtulmuştur. O, bu hâliyle mâsivânın değil Allâh'ın kulu olmuştur. Hakka’l-yakîni ifâde eden ubûdet ise kulluğu sâdece Hakk’a nisbet etmek, hattâ söz konusu nisbetten dahi kurtulmaktır. Yakîn mertebesinde bulunan âşığın kulluğuna “ubûdiyyet” adı verilmektedir. Âşıklar ubûdiyyet bilinciyle Allâh'ın hükmüne tam teslîm olurlar ve ilâhî rızâya sadâkatleri tamdır. Yûnus Emre ubûdiyyet gerçeğini tarîkat makamları arasında zikretmektedir.İkincisi tarîkat kulluğa bel bağlayaYolu doğru varanı yarlıgaya hocası.Yûnus Emre’ye göre tarîkat ehlinin kulluğa bel bağlaması esastır. Yûnus Emre şiirlerinde kulluğu; Allâh'ın emir ve yasaklarına uyma sorumluluğu, Allâh'ın dâvâsına hizmet ve Allâh'a candan ibâdet olarak değerlendirmektedir. Dünyâya bağlanan insanın dünyâ işleri ile oyalanıp karşılığını dünyâda beklediğinden bahseden Yûnus Emre, Allâh'a bağlanan kişinin ise takvâ sâhibi olduğuna vurgu yapar. Dünyâya değil de Rabb'ine bağlanan kişi her zaman Allâh'a kullukta samîmî olur, her an Rabbini sever. Onda dünyâ ve âhiret kaygısı olmaz, onun belâ ve musîbetlerden çekincesi bulunmaz. Onun gözü Allah'tan başka hiçbir şeyi görmez. Böylesi bir hassâsiyete sâhip tarîkat şeyhlerinden mürîdlerinin doğru yolda olup olmadıklarını kontrol etmesini beklenmektedir. Seyr u sülûk eğitimi alanların kullukları, gönüllerini Hakk’a vermekle, namazlarını niyâz içerisinde gerçekleştirmek ve gafletten kurtulmakla gerçekleşir. Eğer aşkı seversen cân olasınGönüller tahtına sultân olasınNiyâz için buyurdu Hak namazıNiyazdan vay sana gâfil olasın.Bu dünyâda ağlasa da öbür dünyâda gülebilmek için kulluk etmek gerekir. Dünyâ hayâtının gidişatına aldanıp Hakk’a değil de nefsine kul olanlar, ilâhî azaptan kurtulmak için sâlih amel işlememişlerdir. Bu gerçeği kendi özelinden izah eden Yûnus Emre günâhının çokluğundan dert yanmakta ve Allâh'ın affına mazhar olmak için Allâh'a sığındığından şu şekilde bahsetmektedir: Eğer gerçek kul imişsem ana kulluk kılayidimAğlayaydım bu dünyâda yarın anda gülem deyiHemen geldim bu dünyâya nefsime kulluk eyleyi İyi amel işlemedim azaptan kurtulam deyi Ey bîçâre miskin Yûnus günâhın çok neyleyesinSığındım ol Allâh'ıma dedi hem af kılam deyi Kulluk görevini yerine getirmeye devâm edenlerin ve kulluk vazîfesini ihmâl etmeyenlerin bir gün Allâh'ın cemâlini göreceği müjdesini veren Yûnus Emre, Rabbinden “kulum” diye kalbine nazar kılmasını, âb-ı hayâtı sunup kendisini hayran kılmasını istemektedir: Kullukdan ırag olma sultân göresin birgün Göstere cemâlini hayrân olasın birgün Gel beri kulum diyüp kalbüne nazar salup Câm-ı ebedî sunup hayrân olasın birgün. Bizleri toprağa hor bakmaktan sakındıran Yûnus Emre, toprakta nelerin yatmakta olduğunu, onca evliyânın, yüz bin peygamberin toprakta yattığını, Âdem (as), halîl İbrâhîm (as), Eyyûb (as), Yûnus (as), Yûsuf (as), Yâkub (as), Mûsâ (as), Muhammed Mustafâ (sav), Ali (kv), Hasan ve Hüseyin (ra), İbrâhim Ethem (r.aleyh), Bâyezid-i Bistâmî ve Mevlânâ Hüdâvendigâr gibi nice seçkin zâtların toprak altında yattıklarından ve onların her birisini sultan kılan hasletin de kulluk olduğundan bahsetmektedir. Ne kadar hikmet ehli olunsa, gönül tahtının sultânı konumuna gelinse, nefse hâkim olunsa, şerîat, tarîkat, mârifet ve hakîkat kapılarından geçilse bile âşıklar kulluk makâmından ödün vermezler.Şerî'at sûret evi tâ'ate girer kavî'Âleme çıkdı çavı 'ubûdiyyet içinde.diyen Yûnus Emre aşkın şarabını içip kansa, alnında Allâh'ın nuru parıldasa ve katresini umman kılsa bile aşkullahtan âh u zâr edip kullukta kalmayı tercîh edişini şu şekilde dile getirmektedir:Evliyâdır Hakkın sırrı alnındaki Allah nûruOnu seven âh u zârı kılsa gerek şimden geriSen hâcesin ben bir kulam ebedî kullukta kalamBu sözümü cümle âlem bilse gerek şimden geri.Dervişlik ikilik değil vahdet yoludur. Dervişlik yolunda kişinin kirlenmeden ve bulanmadan yoluna devâm etmesi esastır. Gönülden Hak dostlarıyla yoldaş olanlara cümle âlem eşlik etmeye başlar. Gönül su ile yıkanmaz. Kişiyi hakîkat yoluna vahdet şuuruna ermek sûretiyle sevk ederler. Yûnus Emre bu yolda derdinin bey olmak değil kul olmak olduğunu ne güzel ifâde etmektedir:Her kim hâli hâllendi ol beg oldı kullandıYûnus sen kul olıgör beg söyleşür kulıla.Kulluk derdine düşen Yûnus Emre sevenlerine de mala ve mülke aldanmadan Hakk'a kulluk etmelerini hatırlatmaktadır.Aldanma mâla davara kulluk eyle Hakk'a yaraSeviyile bile vara bâkî yoldaş olanı gör. Dünyânın âlâyişine aldanmayanlar, Hakk’ı sevip Hakk’a gereğince kulluk yapanların yoldaşı Allah’tır. Yûnus çagıruban eydür ben kulıyam dervîşlerün Kim ola kim bu dünyâda sultâna kullık eylemez. Yûnus dâvet edip dervişlerin kuluyum der ve bu dünyâda Allâh'a kulluk etmenin önemine vurgu yaparak, O'na kulluk etmeyenin kim olduğunu sorar. Zîrâ Yüce Allâh'a kulluk dervişlerin en önemli vazîfesidir ve dînin temelidir. Kulluk hassâsiyetine bu denli önem atfeden Yûnus Emre’ye göre ibâdet, ubûdiyyet ve ubûdet sırrına mazhar olan âbidin en temel vasfı itâat ve ihlâstır. 'Âbid midür ol işlemedi tâ'at u ihlâsFâsık dimenüz kendözini suçlu bileni. Yûnus Emre’nin şiirlerinde münâcât, tevhîd ve naatlar ve salâtnâmeler oldukça yekûn tutmaktadır. Dînî görevlerini yerine getirmekte son derece hassas olan Yûnus Emre, ibâdetlerin aşkla edâ edilmesini istemektedir. Öyle ki o, namazı, sanatın en üstünü olarak görmekte, namazın insanı kötü duygu ve düşüncelerden, kaygı ve tasadan alıkoyduğuna şu şekilde vurgu yapmaktadır: Sanatın yeğreği çün namaz imiş hoş pîşeNamaz kılan kişide olmaz yavuz endîşeTanlacak dura gelgil elini suya urgilÜç kez salavât vergil andan bakgil güneşeAllah buyruğun tutgil namazın kılıp gitgilNamazın kılmayınca zinhâr varmagıl işeEvinde helâline beş vakt namaz öğretgilÖğüdün tutmaz ise yazığı yoktur boşaNamaz kılmaz kişinin kazandığı hep haramBin kızılı var ise birisi gelmez işeNamaz kılmayana sen müslümandır demegilHergiz müslüman olmaz bağrı dönmüştür taşa Yûnus imdi namazın komagil sen kılagörAnsızın ecel erer ömür yetişir başa Şer’î kurallara riâyet etmeyi kulluğun en temel ilkesi olarak gören Yûnus Emre; Şerî'at eydür bize şartı bırakma Şart ol kişiyedür ider hiyânet. beyti ile bu gerçeğe telmihte bulunmaktadır. Şerîatın bizden şartı bırakmadan dînin kurallarını bilip uygulamamızı istediğini belirtmektedir. KaynakçaCebecioğlu, Ethem, Tasavvuf Terimleri & Deyimleri Sözlüğü, Anka Yayınları, İstanbul 2004. el-Cürcậnî, Şerif Ali b. Muhammed, Kitậbü’t-ta’rifật, Dậru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1995. Eren, Nilgün Yalım, “Yûnus Emre’ye Göre Dervişlik”, Yunus Emre, haz. Hakan Sarı & Yusuf Koşar, Ihlamur Kitap, İstanbul 2021, c. I, s. 323-343. Fuat, Mehmet, Yunus Emre Yaşamı Sanatçı Kişiliği Yapıtları, De Yayınevi, İstanbul 1976. Kemikli, Bilal, Can Gözüyle Bakan Görür Yunus Emre, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2015. Tatcı, Mustafa, Her Genç Bir Yûnus, H Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2021. Tek, Abdurrezzak, “Yunus Emre’nin Dîvânı’nda Tasavvufî Kavramlar”, Doğumunun 770. Yıldönümünde Uluslararası Yunus Emre Sempozyumu 26-27 Kasım 2021 Bildirileri, ed. Hacı Bayram Başer, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları, İstanbul 2010, s. 110-119. Yunus Emre, Dîvân, haz. N. Ziya Bakırcıoğlu, Ötüken Yayınları, 2. Basım, İstanbul 2003. Yunus Emre, Dîvân-ı İlâhiyât Yûnus’un Gül Bahçesinden II, haz. Mustafa Tatcı, TOBB, Ankara 2013. Yunus Emre, Yûnus Divanı, haz. Turan Karataş, Hece Yayınları, Ankara 2019. Mayıs 2023, sayfa no: 10-11-12-13