Fahr-i Râzî’nin beyânı vechile; her şeyin mukadder olması insanların rahatı içindir. Nitekim hadîs-i şerifte: “Bir kimse kaderde olan sırr-ı İlâhî’yi bilirse onun üzerine musîbetler ağır gelmez.” buyurulmuştur. Kezâ: “Kadere îmân etmek hüzün ve kederi izâle eder, giderir.” buyurulmuştur. Hadîs-i Kudsî’de, Allâh Azze ve Celle Hazretleri: “Bir kimse Benim kazâ ve kaderime râzı olmadı ise ve belâlarıma sabretmedi ise Benden gayrı bir (Rabb) arasın.” buyurmuştur ki, îtâb ve tekdîr mâhiyetindedir. Hadîs-i şerifte: “Nâs içinde ziyâde mihnet ve meşakkatlerle imtihân enbiyâ-i izâm hazerâtına, ikinci derecede evliyâ-i kirâma, üçüncü derecede, derece-i hallerine göre sulehâyadır.” buyurulmuştur. Kader: Mevcûdât’ın ezelde levh-i mahfuzda toplu bir halde vücûdudur. Kazâ: Mümkinâtın kadere mutâbık olarak birer birer, ayrı ayrı vücûda çıkması ve yoktan vâr olmasıdır. Buhârî şerhinde zikredildiği vechile: Rasûl-i Ekrem -sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem- Efendimiz bir gün mâil-i inhidâm bir binânın yanından sür’atle yürüyüp geçtiğinde: “Yâ Rasûlallâh! Allâh’ın kazâsından mı kaçıyorsunuz?” suâline cevâben: “Allâh’ın kazâsından Allâh’ın kaderine ilticâ ediyorum.” buyurmuştur ki, buna müşâbih bir muhâvere Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- ile Ebû Ubeyde -radıyallâhu anh- arasında Şam’da büyük bir vebâ hastalığı vukûunda olmuştu. Hazret-i Ömer (ra) vebâ olan yere girmeyip geri döndüğünde, Ebû Ubeyde (ra): “Yâ Ömer! Allâh’ın kazâsından mı kaçıyorsunuz?” demişti. Hazret-i Ömer de: “Allâh’ın kazâsından, Allâh’ın kaderine kaçıyor ve ilticâ ediyorum.” demiştir. Nitekim âyet-i celîlede: “Kendinizi tehlikeye atmayın!” (Savaştan kaçarak, hasislik ve hamiyyetsizlik ederek, dünyâya tapınarak...) (Bakara, 159.) buyurulmuştur. Buhârî şerhinde: “Ancak ehl-i cennet, cennete girdikleri zaman, kaderin hakikati anlaşılacaktır.” denilmiştir. Binâen-aleyh, kader bahsinde lisânımızı ve îtikâdımızı muhâfaza edip mükellef bulunduğumuz ferâiz-i ilâhiyye’ye, ibâdât ve tâate sa’y ü gayret etmekliğimiz lâzımdır. İmam Beğavî der ki: “Kader, Allâh’ın bir sırrıdır ki, ne bir melek-i mukarreb ne de bir nebiyy-i mürsel ona muttali’, hiç bir kimse o sırra vâkıf olmadı. Bu bahse dalıp batmak câiz değildir.” Kader hakkında bir kimse Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- Hazretleri’nden sordu. Hazret-i Ali -kerramallâhu vechehu ve radıyallâhu anh- buyurdu ki: “O karanlık bir yoldur, ona girme!” Tekrar soruldukta: “O derin bir denizdir, ona dalma!” Tekrar soruldukta: “O, Allâh’ın sırlarından bir sırdır ki, onu sana gizlemiştir, fazla araştırma!” Ekim 2020, sayfa no: 36-37