Es'ad-ı Erbilî(ks) eserlerine baktığımız zaman fenâ fîllâh ve bekā billah müşâhede halleri ağır basar. Dünyâya hiç metelik vermedikleri, uhrevî amellerin geçerli olduğu vurgulanır. Dünyâ ve âhiret hayâtını dengeli yürütmeyi tavsiye eder. “Es'ad unuttu Erbil'i, Kâbe'yiCânımı cânânıma vermişim artık.” Sevgili Peygamberimiz’e(sav) aşkı bize şu beyitleri hatırlatır: “Aşkından dolanıyorumKülhan gibi yanıyorumAllâh'a yalvarıyorumHû” Onun dergâhında ateşin kendisini serinlettiği kimseler de vardır. Dergâh-ı Es’ad’da Kel Hıdır diye bir İlâhî aşkın mecnûnu var. Zikrin harâretli ânında cezbeyle, yanan şöminenin ortasına oturur. Alevler sardıkça bedenini, yakasını bağrını açar “serinliyorum elhamdülillâh” der. Dervişin birinin çok genç evlâdı, “baba, başındaki kel kılları da yanmıyor.” der. “Etme vâiz nar-ı düzahdan hikâyet dinlememOlduğu için mazhar-ı esrâr-ı esmâ gönlümüz” Bestekârı Hüseyin Sebilci olan şiirde dillendirildiği gibi: “Ben bu aşkın mecnûnuyumRasûlün aşkına yandımAşkın şarâbına kandımDeli dîvâneye döndümEy benim güzel Sultânım” Cemâl-i İlâhî’ye vurgun Es’ad-ı Erbilî Hazretleri. “Ne dârım var benim Es’ad ne de meyl-i diyârım varCemâl-i yârdan başka diğer bir intizârım yok” Dün ü günü Mevlâ. Yok onda başka sevdâ. “Dünyâ ile ukbâyı ko ûlâ ile uhrâyı ko,Var ol kuru sevdâyı ko matlab yeter Sübhân sana.” Vuslatın derdiyle yanar Es’ad-ı Erbilî(ks). “Esîr-i dest-i hicrânım garîb-i külbe-i ahzân,Ne derdi hicre cân verdim ne yâre vâsıl oldum ben.” “Cemâlin nûruna pervâneyim benYakarım sînemi yâ Hazret Pîr Yanarım aşkınla nâr-ı sûzândaŞikâyet eylemem yâ Hazret Pîr” Ne kadar ayık olsa da gönlü sarhoş. Hep bu aşk konusunda Yaman Dede’yle arkadaş. “Gönül hûn oldu, şevkinden boyandım yâ RasûlallâhNasıl bilmem bu nîrâna dayandım yâ RasûlallâhEzel bezminde bir dinmez figândım yâ RasûlallâhCemâlinle ferah-nâk et ki, yandım yâ Rasûlallâh” Tecellî ile her an. “Tecellâ-yı cemâlinden habîbim nev-bahâr ateş!Gül ateş, bülbül ateş, sümbül ateş, hâk ü hâr ateş!” Demek istediği, Habîbim, Sen’in güzelliğinin tecellîsinden dolayı, Sana âşık olan ilkbahar dahî ateşdir. Gül ateş, bülbül ateş, sümbül ateş, toprak ve diken bile aşk ateşler içinde. Dertlidir kutb-ı Âzam’ın başı. İnen belâ ilk ona uğrar. Hadîs-i Şerîf’de, “Belânın en şiddetlisi peygamberlere, sonra velîlere, daha sonra sıra itibâri ile diğer kullarına gelir.” (İbn-i Mâce II, 1321, 1331, 1335.) “Ne yerden kârbân-ı gam geçer olsa konar bende,Belâ râhında şimdi bir muayyen menzil oldum ben” Ümmetin derdi onların derdi. Gazze’de ağlayan mâsumun göz yaşı derûnunda. Dünya üzerinde zulme uğrayan mü’minlerin derdi yüreğinde. Sevgili Peygamberimiz(sav) şöyle buyurmuştur: “Mü'minler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer.” (Müslim, Birr, 66.) Yûnus Emre’nin söylediği gibi, devamlı bir inleyiş var gönüldeki ızdıraptan. Cana şifâ veren İlâhî aşk inletir onu. “Dolap niçin inilersin Derdim vardır inilerim Ben Mevlâ'ya âşık oldum Anın için inilerim” Ateşsiz yaktın beni derdindeyim dendiği gibi, Es’ad-ı Erbilî (ks): “Sen’in aşkında mecnûnum, velâkin iştihârım yok.Demâdem dâğ-ı hasretle figândan başka kârım yok.” Tecellî bazan sınır tanımaz. Kalbde taşan nûr bedeni sarar. “Yak sînemi ateşlere, efgânıma bakmaRûhumda yanan ateşe, nîrânıma bakmaYak sînemi ateşlere, efgânıma bakmaRûhumda yanan ateşe, nîrânıma bakma” Yaman Dede bu şiiriyle Es’ad-ı Erbilî Hazretlerinin “ateş” kasîdesiyle örtüşür. Zât’ında yok olmak en büyük emelleri. Öyle bir güç kaynağı ki, Cenâb-ı Hak’dan(cc) Sevgili Peygamberimiz'den(sav) aldığı enerji ile insanlara muhabbet, ünsiyet, kurbiyet, basîret, hikmet ve vuslat aşılamayı temin etmiştir izn-i İlâhî ile. “Hayâtında nice mürde dili ihyâ eyledi.Her cihetten her ân halkı Hakk'a irşâd eyledi.” Mart 2024, sayfa no: 6-7