Allah Teālâ Hazretleri için mahsus bir takım melâike-i kirâm vardır ki vazīfeleri ehl-i zikri aramak için sokaklarda dolaşmaktır. Zikir yapan cemâati bulduklarında yekdiğerine nidâ ederek: “Geliniz, aradığımız buradadır.” diye toplanırlar. Tâ semâya kadar o mevkīyi kanatlarıyla çevirirler. Allah Teālâ Hazretleri ehl-i zikrin ibâdetlerini melâikeden ziyâde bildiği halde melâikeye hitāben: “Ey melâike! Benim kullarım ne diyorlar?” diye suâl buyurur. Melâike de: “Yâ Rabbenâ! O kulların seni tesbîh, tekbîr, tahmîd ve temcîd ediyorlar.” derler. Allah Teālâ Hazretleri melâikeye hitāben: - O kullarım acaba Beni gördüler mi ki? buyurur. - Hayır yâ Rabb! Vallâhi onlar Seni görmediler, derler. Allah Teālâ Hazretleri: - Onlar Beni görmüş olsalar nasıl olurlar? buyurur. - Yâ Rabb! Onlar eğer Seni görmüş olsalar daha şiddetle ibâdet ederler. Tekrar Allah Teālâ Hazretleri: - Benden ne istiyorlar? diye sorar. Melekler de: - Cennet istiyorlar, derler. - Cenneti gördüler mi? buyurur. - Yâ Rabb! Vallâhi onlar cenneti görmemişlerdir. - Eğer görmüş olsalar nasıl ederler? buyurur. Melâike de: - Eğer cenneti görmüş olsalar cennetin talebinde ve ibâdette daha hırslı olurlar. Allah Teālâ: - Benim kullarım neden istiāze ediyorlar? buyurur. - Cehennemden, derler. - Cehennemi görmüşler mi? buyurur. - Hayır yâ Rabb! Onlar aslâ cehennemi görmemişlerdir. - Benim kullarım cehennemi görmüş olsalar ne yaparlar? buyurur. Melekler de: - Daha şiddetle havf ederler, derler. Allâhü azīmü’şşân Hazretleri buyurur ki: - Ey melâikem, siz şâhid olunuz ki Ben o zikir meclisinde bulunanların günahlarını afv ve mağfiret eyledim. Melâikeden birisi: - Yâ Rabb! O mecliste filanca bir kimse vardır ki, başka bir hâceti için gelmişti, der. Allah Teālâ Hazretleri de buyurur ki: - O meclisle hemmeclis olan şakī olmaz. (Zübdetü’l-Buhārî, 1084) Ebû Mûsâ -radıyallâhu anh-’dan rivâyete göre Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır: “Rabbi olan Allah Teālâ Hazretlerini zikreden kimse ile zikretmeyen kimselerin misâli hayy ile meyyit misâlidir.” (Zübdetü’l-Buhārî, 1089) Yâni, zikrullâh eden kimse hayydir, diridir. Ve zikrullâh etmeyen kimse meyyittir. Bu hadîs-i şerîf ehl-i zikir için pek büyük bir tebşirdir. Tilâvet-i Kur’ân ve hadîs-i şerîf kırâati ve ulûm-i dîniyye tedrîsi ile meşgūl olmak hep zikrullahtan mādûddur. Zîrâ hayatta olan kimsenin zāhiri, nûr-ı hayâtın işrâkiyle ve bâtını da, nûr-ı ilim ve idrâkiyle tezeyyün ve tecellî eylediği gibi zikrullâh eden zâtın da zāhiri, nûr-ı amel-i sālih ve tāatla ve bâtını da nûr-ı mârifet-i sübhâniyye ile tezeyyün ve tecellî eylemiştir. Ocak 2020, sayfa no: 34-35