Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
50 | Sohbetler III mı acı bir tütün gelir, ondan sonra ateş alevlenir. Bu iki hal den sonra, köz halini alır; kahveyi pişireceğin zaman elin yanmaz, bir solukta pişirirsin. Kalbin durumu da böyledir. Derviş, kalbi zikrederken rabıtayı çok yaparsa kalbinde batma hali olur. Battığı zaman letâif değişilmez. Ondan son ra, acele de edilmez. Acıdan sonra, "küt küt küt" atmaya baş lar. Süveyda-yı derûn sana duyuracak şekilde "Allah Allah" der. Bizim yolumuzda Öyle dıştan bağırma-çağırma olmaz. Kendi kulağın duyacak kadar "Allah Allah Allah" diyeceksin. Gelin Hakk’ın zikrini kalbimize duyuralım; dilimiz, kalbimiz ve kulağımız bir olsun. "Bir kimsenin dili Allah derse, kalbi de Allah derse, onun yardımcısı Benim.” buyuruyor Allah'ımız. Onun halini me leklere bile duyurmam. Mîzan'da bir kulun hesapları görü- lüyormuş, günahları ağır gelmiş. Allah'ımız o kulun imdadına yetişmiş ve şöyle buyurmuş: "Benim indimde bu kulumun bir ameli var. Bu kulum, meleklerimin dahi duya mayacağı bir şekilde beni gizlice zikretti. Affettim onu." el-Kalbu kenzullah. Kalp, Allah'ın hâzinesidir. Ne arar sanız bulunur orada buyurmuş, Abdülkadir Geylanî (k.s.) hazretleri. Pazarda kumaşın iyisi de bulunur kötüsü de. İs teyen iyisini de alır kötüsünü. Bizim pazarımızda sermaye kabiliyet ve teslimiyettir. Sohbette ise her şey kendi kendine sökülür gelir. Konuşan mı söküp getiriyor? Hayır. Dudaklar da Allah’ın, gönüller de Allah'ın, her şey Allah'ın. Yani vazi feyi gören Rabbimiz. Biz talebkârız. Onun için iftihar eden belasını buluyor. "Men arefe..." sırrına mazhar olmazsan konuşması zor. Biz haddimizi bilmediğimizden konuşuyoruz. Üstadımız, bizlere "İhvana sohbet buyurun." dediği için konuşuyoruz. Yoksa bunları söylemeye haddimiz mi var?

