Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Ramazan ve Oruç / 35 enbiyânın şeriatında oruç tutmak bir ibâdet-i kadîme olduğu gibi bu âyet-i celîle ile de Ümmet-i Muham- med’e farz kılınmıştır. Oruç tutmak insanların nefsine ağır gelib meşak katli bir ibâdet olduğundan kulûb-ı mü’minîni tatyîb için yalnız Ümmet-i Muhammed’e oruç farz kılınmamış, sizden evvel geçen ümmetlere de farz kılınmıştır ve onlara farz kılındığı gibi size de farz kılınmıştır, diye vârid olmuştur. Yalnız, evvelki her şerîatte orucun keyfiyeti ve adedi başka başka sûretlerde muhtelif şekillerde emro- lunmuş ise de Şerîat-ı İslâmiyye’de ramazan ayında imsak vaktinden başlayarak akşam namazı vakti olan gurûb-ı şemse kadar yemekten ve içmekten ve cinsî mukârenetten nefsi men etmek suretiyle meşrû kılın mıştır. Orucun Farzıyyeti: Oruç, hicret-i nebeviyyeden birkaç sene sonra Şâ- bân-ı şerîfin üçüncü günü farz kılınmıştır. Cenâb-ı Hak azze ve celle âyet-i kerîmede: “Orucun farzıyyeti si zin ittikanız için...” buyurmuştur. Çünkü oruç insanın kuvve-i şehvâniyesini kırdığı gibi nefsin hevâ ve heve sini kırarak bütün âzâları günahdan, isyandan ictinâb ile zühd ü takvaya sebeb olacağı beyân buyurulmuştur. Çünkü insanların dünyevî mesâisi başlıca iki şeye münhasırdır: Biri tatlı tatlı yiyip içmek arzusudur. Diğeri de kuvve-i şehvaniyedir. Bu iki arzu da ancak oruç ile

