Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Yukarıdaki âyetlerde «Allah’ın çok çok zikredilmesi emrolunuyor. Muhakkıkîn-i müfessirînin tefsirle rinde beyânına nazaran, alel’ıtlak «zikr-i kesir» emr-i celili kemâline masrufdur ve mâtûfdur. Bu da mükellef insanın zikr-i dâimî'ye mazhariyetidir. O da ömür boyu «Kün maallah!» = «Allah ile ol!» emrine inkıyâd ederek, her anında Allah ile olmak şuuruna ermek için zikr-i kesir ile zikr-i dâimî’ye nâiliyet şartdır... Bu da hiç bir ânını veya nefesini Hakdan gâ- fil olarak geçirmemektir. — Bu nasıl mümkün olur? — Bir mürşid-i kâmilin irşâdıyle, şe riat ve tarikat esaslarına göre tâlim - ter biye ve seyr ü sülük gören mürid, nefis tezkiyesi ile birlikte kalb tasfiyesini hâ- lisâne talebeder; ve bir azm-i kavi ve fikr-i müdâm ile râbıta ve teslîmiyyet göstererek, mürşidinin nezaretinde hafi olarak «zikr-i kalbî»ye başlar... «Veled-i kalb» zuhur eder. «Allah» zikrinin seyri müstaid gönüllerin letâif-i aşeresinde te kâmül eder gider... 41

