Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Kur'an ve Muttakîler / 35 Yakîn-i delâlet: İstidlâl ile elde edilen yakîndir. Me selâ uzakda bir yerde duman çıkdığını görüp orada bir ateşin bulunduğuna dâir elde edilen yakîndir. Burada ateşi görme yok, dumanından istidlâl vardır. Yakîn-i haber: Bir şeye dâir haberle yakîn elde edil mesidir. Meselâ dünyâda Bağdad diye bir şehrin bulun duğundan bahis olunur ki, kişi oraya gidip görmese bile orayı bilenlerin verdikleri haber ile mevcûdiyetine yakîn hâsıl eder. Âyet-i celîlenin bu beyânı müşâhede mertebesinde olmayanlar için, yakîn-i haberdir. Bundan sonra yakîn-i delâlet gelir. Ahiretin hak olduğunu yakînen görünce de haber ve delâlet, iyân ve müşâhedeye yükselir. Şerîatin zâhirini bilmek ilme’l-yakîn, bildiğini hâlisâ- ne ve ihlâs üzere yaşamak ayne’l-yakîn, müşâhedeye ermek de hakka’l-yakîn mertebesidir. İlme’l-yakîn, isâbetli bir fikir ve istidlâl ile idrâk-ı bâtınî vasıtasıyla hâsıl olan ilimdir. Bu, gaybe yakînen inanan âlimlerin bulundukları mertebedir. Bu mertebe-i ilmiyye ervâh-ı kudsiyye ile münâsebet kurulmaksızın ziyâde- leşmez. İlim aynen, yani gözle görerek tahakkuk etmişse bunun mertebesi yakîn-i ¡yândır, yani ayne’l-yakîndir. Bu da ma’lûmun müşâhedesi ile hâsıl olur. Bu mertebenin bir üstüne, ikilik hicâbı aradan kalkmaksızın varılmaz. Bundan sonra hakka’l-yakîn mertebesi gelir. Bu merte bede artık hicâb diye bir şey kalmamıştır. Bu mertebenin ayne’l-yakîni evliyâya, hakka’l-yakîni ise enbiyâya mah- susdur.

