Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
66 Sohbetler lardan biri, bir çanak aş getirdi. Râbia çanağı aldı, bir tarafa koydu ve çırayı yakmaya gitti. Bu esnâda içeri giren bir kedi çanaktaki yemeği döküverdi. Râbia Sul tan, bari gideyim de su testisini getirip orucumu aça yım diye düşündü. Testiyi almak için kalktığında çıra söndü. Buna rağmen su içmeye çalıştı. Fakat bu sefer de testi elinden yere düştü ve kırıldı. Bütün bunlardan sonra Râbia anamız öyle ateşli bir ah. çekti ki, neredey se ev yanacak diye korkuldu. "İlâhî! Ben bîçâre kulu na revâ gördüğün şu muâmele nedir?" diye niyâzda bulundu. Hatiften bir ses işitti: "Dikkat et, Ey Râbia! Eğer dilersen seni dünyevî nimetlerimin içinde gark ederim. Fakat buna karşı muhabbetimi gönlünden çe kip çıkarırım. Çünkü benim muhabbetimle dünya ni meti bir gönülde, bir araya gelmez. Ey Râbia! Senin bir muradın var, benim de bir muradım var. Benim mu radımla, senin dünyevî muradın bir kalpte bir araya gelmezler." Râbia Hatun diyor ki: "Rabb'imin bu hitabını işi tince dünyayla olan ilgimi öylesine kestim ve emeli mi o kadar kısalttım ki, otuz yıldan beri kıldığım her namaz için hayatımın son namazı mı olacak diyorum. Veda hâlinde olan kişinin namazı gibi namaz kılıyo rum. Halktan öylesine koptum ki, gündüz olunca halk beni meşgûl edecek korkusuyla, 'Allah'ım! Beni seniple (veya kendimle) meşgûl et ki, hiç kimse beni senden alı koymasın.' niyâzını bıkmadan usanmadan tekrarlayıp durdum." Allah'ımız, bizleri "Kahrmda hoş, lütfunda hoş" sır- rma mazhar olan kullarından eylesin! (Âmin)

