Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Râbıta ve Lüzumu / 177 sâlikin kalbinde zuhur eder, ihvan arasındaki muhab bet de şüphe yok ki, şems-i hakikat, nûr-i nübüvvet Rasûluliah -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- Efendimiz hazretlerinden geliyor. Aslen o feyz kaynağından doğu yor. Nitekim ihvân arasındaki muhabbet, akrabâ .ara sında pek de görülemiyor, ihvân bir kere görüştüler mi, ayrılmak istemiyorlar. Halbuki dünyevî sohbet ve mu habbetlerde bu hal devam etmiyor. Akıbeti bozuk geli yor. Denilmiştir ki, Allah için olmayan muhabbetin nihâ- yeti adâvet olur. Muhabbet-i İlâhî için dökülen göz yaşları, cehen nem âteşini söndürür. Ehl-i zikr ve muhabbet kimseler, sırattan geçerken cehennem ateşi lisana gelip; Ey mü’min! Çabuk geç. Zîra senin nûrun benim ateşimi söndürüyor/diyecektir; Hakk teâlâ hazretleri Ümmet-i Muhammed'e pek büyük lütuflar ihsân buyurmuştur. Bu yüzden bizler, ümmet-i itaat olmalıyız. Emirlerini imtisâl, nehiylerin- den ictinâb ile Hakk'ı tanımalı, âmil olmak sûretiyle ita atkâr olmalıyız. Sâlik iç dünyasını dâimâ tecessüs etmelidir. İçinde bir kusûru veyâ fenâ bir niyeti olup.da bir kâğıda yaz mak lâzım geldiğinde utanırsa o kâmil değildir. Onu bı rakmağa gayret etmelidir. Eğer bir mü’min ekserî emre itaat edip de yalnız bir emre itaat göstermezse ona mûtî denmez/ Tasavvuf dâ hulâsa olarak bir noktada dır. O da rızâullahtır. Binâenahleyh, hevâ ve hevese, nefis ve şeytana uyarak başka bir maksat ve niyetle bu işte bulunmamak lâzımdır.

