Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Mürşidin Lüzumu / 159 Hanbelî gibi müctehidier gelmiştir. Ve dördü de hak tır. Tarikatta de Nakşibendî, Kâdirî, Bedevî hazarâtı gibi müctehidier gelerek zikir icrâ etmişlerdir. Ve tari katları da kendisi isimlerine izafe edilmiştir. Hepsi hak tır, hedef birdir. Daha sonraki meşâyih onların yolunda gitmektedir. Şeriatın hâricine çıkmamak lâzımdır. Vâkıa onlar da devrân yapmışlardır. Fakat bu devrân sırf cezbe halin de olmuştur. insanların gıdâsı cismânî ve rûhânî olmak üzere iki kısımdır. Gıdâ-i cismânî, yemek, içmek sûretiyle beslenmektir. Gıdâ-yı rûhânî de maneviyat ile tegaddî etmektir. Meselâ cismin gıdâsı olan yiyeceklerden ekmeği tasavvur edelim. Toprağa.ekilir, yağmur yağar neşv ü nemâ bulur, buğday vücûda gelir, ondan da ekmek olur. Eğer buğday ekilip de uzun müddet veyahut hiç yağmur yağmazsa tohum neşv ü nemâ bulmaz, buğ day mahsûlü de olamaz. Demek ki buğdayı kemâle getirecek yağmurdur. Yağmur olmazsa buğdayın ke- mâl-i husûlü de mümkün değildir. Binâenaleyh, cismâ nî gıdânın kemâle vusûlü için rahmet-i ilâhiyeye fevka lâde ihtiyaç vardır. Aksi takdirde helak olması muhak kaktır. Gıdâ-yı mâneviyede füyûzât-ı ilâhiyeye muhtaçtır. Yani, mânevî rahmet-i ilâhiyeye muhtaçtır. Mânevî rah met-i İlâhiye de, insanların kalbine ifâza olunur.

