Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Mürşidin Lüzumu / 157 Tarîk-i ibâdet şeriattır ki, ibâdet ve tâat, zikir ve fi kirdir, Tarîk-i terakkî, tarikattır. Şeriât İle takarrub ve mu habbet hâsıl olur. Tarîkat ile de fena fi'ş-şeyh, fenâ fi’r Rasûl ve fenâ fi’llâh hâsıl olur. Meselâ ashâb-ı kirâm hazarâtının en küçüğü, bü tün evliyâullahtan büyüktür. Her ne kadar riyâzât ve ibâdâtta ashâb-ı kirâma tefevvuk eden bir çok ricâl-i evliyâullah varsa da, ashâb-ı kirâma yetişmek mümkün olmamıştır. Sebebi ise ashâb-ı kirâm -radıyallahu an- hüm-’ün yüksek mertebeye nâil olmaları, Aleyhi's-sala- tü ve’s-selâm Efenimiz’in nûr-i Nübüvvetinden iktibas etmeleridir, bu yüzden o dereceye irtikâ etmişlerdir. Şu halde yalnız ibâdât ve tâatla maksada vusul mümkün olamayacağı anlaşılmıştır. Netîce İtibariyle ta- rîk-i terâkkide, tefeyyüz için herhalde yed-i sahih ile Aleyhi’s-salâtu ve’s-selâm Efendimiz’e müntehi olan bir mürşid-i kâmile ihtiyaç vardır. İşte ashâb-ı kirâm ha- zarâtı, Rasûluliah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendi mizin sohbet-i saâdetleriyle müşerref ve münevver ol muşlardır. Nâib-i Rasûluliah olan bir zâtı bulmak el zemdir ve belki farzdır. Sâlik-i mübtedî sülûkünün başlangıcında halktan uzlet edip Hakk ile ünsiyete mâni olmasın. Halvet-i zâ- hire, halvet-i batmayı tahsil içindir. Yoksa halvet-i zâhi- re şeriatta ve sünnette makbul değildir. Belki bidattir. Zira aleyhi's-salâtü Ve’s-selam Efendimiz sadr-ı Nü- büvvet’te halktan asla uzlet buyurmadılar. Dâima zâhir- de halka tâlim-i şeriat ve bâtında Cenâb-r Hakk’a mü-

