Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
64 / Musâhabe 4 ---------------------------:----------------------------------- nûr-ı dîde-i fahr u ibtihâcı idi. Bütün ashab ağlıyorlardı. Bir hengâme-i teessür ki tarif olunmaz. Kibâr-ı ashab müddeîlere diyet teklif ettikleri halde onlar adem-i te nezzül izhâr ve dâvâ-yı sâbıkada ısrar ediyorlardı. Huzzârın hayret ve helecanı son dereceye vâsıl olduğu bir zamanda idi ki müddeî aleyh olan genç hu- zûr-ı emîrü’l-mü’minînde arz-ı vücûd ve îfâ-yı vecâib ve tahiyyât ile yüzünden ter dâneleri dökülmekte oldu ğu halde dedi ki: - Yetimi dayılarıma teslim ettim onun ve benim em- vâlimizin bulunduğu mahalli gösterdim. Ancak gelebil-, dim. Çünkü görüyorsunuz hava pek sıcak yerimiz hayli uzaktır. Atımın öldüğü de malûmdur. Halk bu delikanlının vefâ-yı ahd-i emrindeki sebâta taaccüb ettiler. Delikanlı ise şöyle dedi: - Merd olan sözünde durur, kim ölümden kurtulur? Haslet-i mümlâze-i merdânesini bu kadar revnaklı bir sûrette isbât eden bu delikanlının âilesi ve kabîlesi hakkında Ebû Zerr hazretlerinden mâlûmât taleb olun du. Mekârim-i ahlâkı meyâne-i ashabda dahî darb-ı mesel olan, o büyüklüğüne gâyet tasavvur olunama yan sahâbî-yi âlicenab şu cevâbı verdi: - Bu delikanlı bildiğim biri değildir. Huzûr-ı Fârû- kî’de bir çok ashâb-ı kirâm huzurunda vukû bulan tekli fine redd ile mukâbele etmemi muvâfık-ı mürüvvet bul madım! “Âlemde fazîlet kalmamış!” mı denilsin? Müddeî gençler ise o dakikada dâvalarından vaz

