Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Bazı Fitneler / 261 Deviet adamları ile hüsn-i meşveret ve gizlice na sihat keyfiyeti imkân ile mukayyettir. Eğer mahremiyet dâiresinde ümerâya nasihat mümkün olmazsa hakkın zıyâından masûniyeti nâmına hak ve adâlet muktezâsı âlenen bildirilir. Sahih bir hadîste: "Cihâdın efdalı zâlim bir sultana karşı hak sözü söylemektir." duyurulmuştur. Muâviye -radıyallahu anh-’den mervîdir ki; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den işittim. Buyururdu ki: "Allah teâlâ her kimin hayrını murâd ederse ona dîn husûsunda -büyük bir- anlayış verir. Ben -verici de ğil- yalnız taksim ediciyim. Veren ise Allah -azze ve celle-’dir" Yani bana vahyolunan ilm-i dîni tebliğ ederken kimseyi tahsîs edip de diğerlerinden ketmettiğim yok tur. Taraf-ı Hak’tan bana ne bildirilmiş ise herkese ale’s-seviye teblîğ ediyorum. Ben ancak kâsimim, teb- lîgâtım herkese göre farksız olmakla beraber bu teblî- gât mütefâvit derecelerde müntehim oluyor. Çünkü an layışı veren Allah’tır. Allah'ın atâsı kullarına derecât-ı mütefâvitede râyegân oluyor. Bunun âsârı da benim tebliğimden sonra görülüyor. Herkes kısmetini benden alırsa da veren Allah’tır. Ben değilim.

