Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Kur'ân-ı Kerîm / 47 Müşrikler çok çalıştıkları halde kısa bir sûrenin bile mislini getirmekten âciz kalmaları ile bu âyet-i celîlenin sırrı o zaman tahakkuk etmiştir. Ve ilâ yevmi’l-kıyâm da bu tahakkuk bâkîdir. Kur’ân-ı Azîmü’ş-şânın mislini getirmek kudret-i be şerden hâriçtir. Mahluk kelâmı olmaktan çok yüksektir. Çünkü Kur’ân’ın nazmı ve eifâzının ve âyetlerinin birbi rine rabtı ve mugayyebâttan haber vermesi mûcizedir. Binâen-aleyh, belâğatın en yüksek tabakasından oldu ğundan beşerin söyleyebileceği sözlerden değildir. İkinci ayet: (jlij J£« '^S (j» (jJİİLI ¿iljül Iİa ^ Üij^s ılij < ' ' , ' ' 1 O z i Z» z i o o dİ j^Ul £~o Iİj 4oi^ '^■^r ¿s**1 /^l ûi-^j)[l (t^jii öi \ı ijyk-jj l$-^i iy^ji ^»«^ t>Çj L—jJJİJl *jJİJ jl ¿/Jj^l <LcZ “Zât-ı Ulûhiyyetime yemin ederim ki, muhakkak şu Kur’an'da biz, nâsa her nevi manâyı ve misâli tekrâr tekrâr beyan ettik ve aslâ şübhe bırakmadık. İşte biz Kur’ân’da her şeyi izâh ettiğimiz halde nâ- sın ekserisi kabülden imtina ettiler, asla müttaiz ol madılar ve durûb-i emsâl onların ancak kemâl-i şid detle inkârlarını ziyâde etti.”31 31. Kehf Sûresi, 54 - 55. Yani, biz nâsa şu Kur’ân’da dünyâ ve âhiret ahkâ mına müteallik ve nübüvvete ve ilâhiyâta ve ibrete ve geçen ümmetlerin ahvâline müteallik ve cennet ve ce-

