Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
74 Düşündüğümüzde, hepimizin garîb olduğunu anlarız. Çünkü biz ruhlar âleminden geldik, ana rahmine düştük. Asıl gurbeti, bu dünyâya gelmekle yaşadık. Efendimiz (sav) de, “bu dünyâda garîb ve yolcu gibi olun”1 buyuruyor. Gurbeti, vatancüdâ olan, ülkesinden ayrılanlar için kul- lanırlar. Mânâ ikliminde dolaşanlar için hiç de böyle değildir. Yûnus Emre ve emsâlinin, Cennette bile garîb olduğunu görürüz. Yiyecek içecekler, giyim kuşamlar, evler barklar, denizde yatlar, her türlü imkânlar onlara huzur vermez. Yahya bin Muaz (ks) münâcâtında şöyle dilleşir Mevlâ ile gönülden: “Geceler, Zât-ı Ecell ü A’lâ’nla münâcâtla tatlı- laşır. Gündüz ibâdetle, dünyâ zikrinle, âhiret affınla, Cennet de Cemâl-i İlâhî’nle zevklenir.” Aslî vatanına, ana ve babasına kavuşanlar kurtulur gurbetten. Behlül Velî’nin şu menkîbesi çok mânidardır: Pâdişah Harun Reşid, “Behlül, evimize kasaptan et götür” der. O da kabre götürür. Sebebi sorulunca, “asıl evimiz kabir değil mi?” der. 1 Tirmizi, Zühd, 25. Gurbet

