Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
10 Fakirken zengin, yetimken korunan, bilmezken öğreti- len, ne isterse kendisine nîmet arz olunan Dürr-i Cevher’dir O (sav). Kimseye bahşolunmayan rü’yet, erişilemeyen nîmet, kendisine arzedilen Fahrü’l Mürselîn’dir O (sav). Süleyman Çelebi’nin mevlidinde: “Gel Habîbim ben sana âşık olmuşam, Cümle halkı sana bende kılmışam” nidâsıyla mümtaz, muallimi Mevlâ-yı Müteâl olmakla seçkin, güzeller güzelidir O (sav). Varlığıyla tağutun eridiği, gelişiyle kimliğin belirlendiği, anne ve babanın belli olduğu, kumlara gömülen kızların şefkatle kucaklandığı, anaların, dulların rahmet nazarıyla iltifâta mazhar olduğu, Raûf, Rahîm Peygamberdir O (sav). O’ndan bize kalan mîras; taâma besmelesiz başlama- mak, sonunda şükürden de gaflet etmemektir. Kibir, riyâ, ucb, benlikten uzak kalmak, dünyânın geçici süslerine al- danmamaktır. Çünkü O’nun bir tulum ve sedirden başka bir şeyi yoktu. Hazîneler elinin altındayken bile sade yaşadı. Çoğu günler aç kaldı. İhtiyâcı olanları görür, hastaları ziyâret eder, cenâze- leri tâkip ederdi. Zarif, temiz ve düzenliydi. İzin almaksızın bir yere girmez, girilmesine de müsâade etmezdi. Kötülüğe iyilikle karşılık verir, gönül kırmaz, sert muamele etmez- di. Kimsenin kusûrunu ortaya atmaz, yapılan uygunsuz davranışları hoş görürdü. Ama, tatlı bir şekilde îkazdan da geri kalmazdı. Huyları çok güzel, sözü baldan tatlı, kalbi nâzikti. Şuna buna laf atmaz, bir söz söylemez, mübârek

