Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Hz. Mûsa ve Firavn / 61 tereddüd etmeden sür’atle kabul etmeleri âyet-i celîlenin belâğatıyle senâ edilmiştir. Şu halde akıl sâhiblerine ve bilhassa ehl-i îmâna lâyık olan hakka derhal ittiba edip doğru sözü tereddüdsüz kabûl etmektir. Bu.âyetde insanın havf ve endişesi zamanında Cenâb-ı Hakk’a iltica etmek ve musibeti zamanında duâ, tazarrû ve nîyâza sarılmak lazım olduğuna ve duâ ede cek kimsenin duadan evvel Cenâb-ı Hakk’a mütevekkil olmasına delâlet vardır. Çünkü Hazret-i Mûsâ ehl-i îmâna evvelâ tevekkülü tavsiye ve emrettikten sonra mü’minler de tevekkülü duâlarından evvel yapmışlardır. Zirâ tevek kül, duânın kabûlüne vesiledir. Şu halde her mü’nhinin dergah-ı ulûhiyyete müracaatında Cenâb-ı Hakk’atevek kül ve itimâd ettikden sonra duâya mübâşeret etmesi ve kabul olacağına şeksiz inanması lazımdır. Tevekkülün hakikati, mâsivâdan havf u recâyı kesip ancak Allah'a dayanmaktır. Kul olarak tedbirini aldıktan sonra eshâbı mülâhazayı bırakıp müsebbibü’l-esbabı müşahede bahrinde müstağrak olmaktır. Bazı büyükler tevekkülün tarifinde tevekkül, kalbin Kâdir-i Mutlak Celle Celâlühü Hazretleri’nin muhabbetiyle dopdolu,bulunup gayrisini unutmasıdır. Ne nefsinde, ne gayrisinde bir nebze kudret görmeyip gassal elinde mey yit gibi hükm-i ezelîye münkad olmakdır. Âyet-i celîlede iman ettikleri beyân olunan zürriyet Mûsâ aleyhisselâm’aîmân ettikden sonra Allah’a ibadet le meşgul olmaya başladılar ve cemaat halinde ibadet

