Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
146 / Hazret-i İbrahim Hazret-iÂdem -aleyhisselâm-'a inzal buyurulan su- huf-i Âdem’in her birisinde Hak teâlâ buyurmuş ki: “Mekke beldesi ki o beldenin halkı benim komşula- rımdır. O beldenin ziyâretçileri benim misâfirimdir. On lar benim hıfz u himâyemdedir. O hâneyi ehl-i semâ ve ehl-i arz ile mâmur etsem gerektir. O hâneye güruh gü ruh gelirler, yüzleri tozlanmış olduğu, halde “lebbeyk" sedâlarını yükselterek gözyaşları akıtırlar. Her kim ki o hânenin ziyâretîne gele ve ziyaretten maksûdu benden başka nesne olmaya, o ki tahkîkan beni ziyâret etmiş gibi mihmânım olarak kerem ve ihsa nıma lâyık olur. O hânenin şeref ve kemâlini, hâlinin yüksekliğini, senin evlâdından bir peygâmbere tefviz ederim ki onun adı İbrâhim’dir. Beyt'in kavâidini (temel lerini) onun vâsıtasıyla yükseltir ve onun eliyle tamam larım. Zemzem kuyusunu izhâr eder ona mîras veririm, ibrâhim’den sonra her karnın ehli o Beyt’in mâmurluğu- na sa’y ederler. Tâ ki senin evlâdından son peygambe rin nevbeti zamanında erişe kİ onun adına Muhammed -sallallâhu aleyhi ve sellem- derler. O Muhammedi -sai- lallâhu aleyhi ve sellem- o Beyt’in sâkinlerinden ve sâ- kîlerinden kılarım. Her kim beni araya, benden bir dilek dileye, gerek tir ki o kimse beni şu cemaatle bilsin ki, onların saçları sakallarına karışmış, toza toprağa bulaşmış, nezirlerine vefâ edici, Rableri yönüne rucû edici kimselerdir. İşte beni arayan o cemaatle beraber bilsin." Keza ibrâhim -aleyhisselâm-'a verilen sahîfelerde de:

