Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
12 / Hazret-i Ali sonra bir gün onun, zevcesi Hazret-i Hatice ile birlikte ibadetle meşgul olduğunu görmüş, onların bu ibâdeti onun saf ve temiz kalbi üzerinde derin bir tesir bırak mıştı. Resûl-i Ekrem’in ibadeti Hazret-i Ali’nin merakını uyandırmış ve Resûl-i Ekrem’den bunun ne olduğunu sormuşdu. Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali’ye “şirkin mahiyetini, bir insan için ne derece haysiyyet kı rıcı ne kadar kötü ve seciyye-i insaniyyeyi alçaltım bir şey olduğunu” izâh etmiş, daha sonra ona “tevhidin mâ nâsını” anlatarak kendisinin nübüvvetini beyan buyur muş ve tevhidi kabul etmesini tavsiye etmişti. Ali ilk de fa duyduğu bu sözleri evvela yadırgamış, sonra hayret ve tereddüde düşmüş idi. Ali, müslüman olmak için babasıyla iştişare etmek üzere Resûl-i Ekrem’den müsaade istemiş, Resûl-i Ek rem’ de: - “Müslüman olmazsan bunu ketmet, kimseye aç ma!” buyurmuşdu. Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem’in be yanları üzerinde düşünmeğe başladı. Onun kalb ve di mağında hak ve bâtıl fikirlerin mücadelesi kasırga gibi esti. Ailesinin Kâbe ile alakası dolayısıyle orada icra edilen ayinleri ve oradaki putları gören Ali’nin hayalinde bunlar ta’zim ve hürmete layık şeylerdi. Halbuki Resûl- i Ekrem bunlara tapmanın şirk olduğunu söylemiş, in san eliyle yontulan taş veya tahta parçalarının insana bir faide ve zarar veremiyeceğini anlatmış, bu putların hiç bir şeyi yaratmadığını ve yaratamayacağını, bunla-

