Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
40 / Hazret-i Ali Bu sabâ rüzgârı gönülleri okşayan nesîm-i sabâ değil, “Medîne vâdîsinin toprağını, kumunu savurup düşmanların yüzlerine gözlerine dolduran, çadırlarını söküp uçuran, yemek tencerelerini devirip ateşlerini söndüren, yük develerini ve süvârî atlarını birbirine ka rıştıran, diğer bir tabirle mahşeri hengâme ve bir ana baba gününü andıran âsumânî bir âfet, İlâhî bir ukubet idi. İbn-i Abbas hadîsinde müslümanlara yardım eden bu sabâ rüzgârının, Âd kavmini boğup öldüren Rîh-i Sarsar (Azgın rüzgâr) tabir olunan ve estiği günlere ey- yâm-ı nahisât (meş’um günler) denilen fırtınaya muâdil olarak zikredilmiş olması ve bu sabâ rüzgârının da kırıp geçiren bir âfet olduğunu tam bir vuzuh ve belâğatla ifâ de etmiştir. Yine Ahzâb Sûresinde bildirilen ve göz ile görülme yen ordulara gelince, bunlar da melâike orduları idi. Bu fırtına sırasında ve gecenin karanlığında düşmanların etrâfında tekbir sesleri işitiliyordu. Bunun üzerine düşmanda korku ve heyecan arta rak: - “Artık Muhammed -aleyhisselâm- sihir etmeğe başladı. Ne duruyoruz? Çabuk!1’ diye inhizâm başladı. Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Huzey- fe -radıyallahu anh-’i düşman ordugâhını tecessüse göndermişti. Huzeyfe, Ebû Süfyan’ın: - “Artık burası duracak yer değil, ben gidiyorum, siz de hemen göç edeniz” dediğini işitti. Ve devesine binip

