Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
45 ufalayıp tirit şeklinde yemeği, ekmeğe tercih ediyorum. Zîrâ ikisi arasında çiğneme için kaybedilecek zaman farkı vardır. Böylece yazmaya daha çok zaman ayırabiliyorum” derdi. Şâfiî âlimlerinden Nevevî hazretleri, günde bir defa, yatsıdan sonra yemek yerdi. Bunu, ibâdete daha çok vakit ayırabilmek için ve daha çok eser verebilmek için yapardı. Hiç evlenmedi. Geceleri uyumaz, kitap okur ve yazardı. Tâbiinden Kahmes bin el-Minhal, bir ayda Kur’ân-ı Kerîm’i 90 defa hatmedip, anlamadığı âyetleri dönüp tek- rar okurdu. İmâm-ı Gazâlî (rh.a) evini medrese gibi kullandı. Evrâdını okur, ihtiyaçlarını görür, ders okutur ve ehlüllâh ile bir ara- ya gelirdi. Vakti tanzimde bize en güzel örnek, sahâbeden Ebû Hüreyre (ra)’dır. Ebu Hüreyre (ra) geceyi üçe ayırırdı: Üçte birinde uyur, üçte birinde namaz kılar, üçte birinde Hz. Peygamber’in hadisleri üzerinde düşünürdü. Evine geldiğinde yiyecek bir şey olup olmadığını âilesine sorar, “yok” cevâbını aldığında, tebessümünü çürütmeden, “Olsun, ben oruçluyum” derdi. O kadar kanâatkârdı ki; bir avuç hurmayla bütün gününü geçirir, bu nîmetin şükrünü edâ edebilmek için her vesî- leyle Allâh’ı anardı. Yokluğa rağmen misâfiri sever, azığını paylaşmakta tereddüt etmezdi. O günlerde üç cümlelik bir biyografisi vardı: “Yetim büyüdüm. Yoksul olarak hicret et- tim. Karın tokluğuna çalışan bir işçiydim.” Başarının sırrı, cânı cânâna vermektir Fuzulî gibi. Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil, Ne nizâ’ eyleyelim ol ne senindir ne benim.

