Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
30 Mevlânâ’ya göre insan hayâtı, bu dünyâdan önce gayb- da başlar gaybda devâm eder. Ölüm, hayâtın son noktası değil, bilakis yeni bir başlangıcıdır. Dünyâ hayâtı, insan rûhunun ebedî hayâtında bir konaklamadır. “Benimle dünyânın hâli ancak bir ağacın gölgesinde bir müddet dinlenip de bırakıp giden bir yolcu gibidir.”3 buyurur Sevgili Peygamberimiz (sav) Her şey bitimli ama insan bir başkadır. Beden ölür ama Yûnus Emre’nin dediği gibi ruhlar ölmez. Mânâ eri bu yolda melul olası değil Mânâ duyan gönüller, gergiz ölesi değil Ten fânîdir, can ölmez, çün gitti geri gelmez Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil İnsandaki cevher, bedensel, biyolojik oluşumunu ta- mamlamasını müteâkip, Allâh’ın, ona “rûhundan üfleme- si”dir. Üflenen o rûhda akıl, idrak, ferâset, ilhâmât, tecelliyât, emânet ve hilâfet gibi nice sırlar vardır. On sekiz bin âlemin esrârına mazhardır insan. Bu selîm fıtratı koruması için, nebîler ve onlara vâris meşâyih-i izam gelmiştir. Büyük bir coşkuyla karşılanan Fatih Sultan Muhammed mânevî fâtih Akşemseddin Hazretlerini gösterir. Sultanları rikâbında arkasında yürüten Aziz Mahmud Hüdâî’ler, ilimde parmakla gösterilen mezheb imamları ve mezhebde mü- ctehidleri meşâyih-i izam yetiştirir. Nice fikir adamlarını Abdülhakîm Arvâsî’ler ıslâha vesîle olur. Necib Fazıl Kısakürek: “Bana, yakan gözlerle, bir kerecik baktınız; Rûhuma, büyük temel çivisini çaktınız!” 3 Tirmizi, 2377.

