Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Kur'an ve Muttakîler / 57 «Size ne oluyor ki yalanı hafife alıyorsunuz? Nitekim döşek de azıcık bir atesden, bir kıvılcımdan yanar. Şübhe etmeyiniz ki, amel defterine her yalan muhakkak yalan olarak geçer. Ancak şu üç yerde yalan câizdir: Harbde yalan söyle mek, çünkü harb hiledir. Diğeri iki dargın kimseyi barıştır mak için, öteki ise erkeğin karısının gönlünü etmesidir.» Meselâ, kocanın karısına bana senden daha sevgili hiç kimse yokdur demesi. Bu üç yerde yalanın câiz oldu ğu beyân olunmuşdur. Büyükler demişlerdir ki: Ehl-i küfür ve ehl-i nifakın kalblerindeki maraz Allah’dan gayriye iltifatlarıdır, yani kalbleriyle Allah’a de ğil, başka şeylere yönelmeleridir. Bu sebeble Allah onla rın, marazlarını ziyâde eylemiştir. Yani onların kendi fâsid fikirleriyle tutuldukları hud’a hastalığına ziyâde olarak hastalıklarını artırmışdır. Böylece Allah Teâlâ’ya vâsıl olmakdan mahrum oldular, eğer anlasalar onlara azâb olarak bu mahrûmiyet kâfidir. Anlamadıkları için Allah bu mahrûmiyetlehne ziyâde olarak elîm bir azâbla onları tebşir etmişdir. Sözlerinde yalancıdırlar. «Allah’aîman et- dik» derler, fakat hakîkatde îman etmiş değillerdir. Hakîki îman bir nurdur ki, kalbe girdiği zaman hakîki mü’minin nâsiyesinde zâhir olur. Nitekim Cenâb-ı Peygamber -aleyhi’s-salâtü ve’s- selâm- Efendimiz Kârise -radıyallahu anh-’e: - Sabaha nasıl çıkdın yâ Hârise, diye suâl etmeleri üzerine o büyük sahabî:

