Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Kur'an ve Muttakîler / 39 «İşte bunlar, yani Kur’an hidâyetiyle hidâyete erip gaybe îman edenler, namazı dosdoğru kılanlar, kendilerinin merzûk kılındıkları şeylerden infâk eden ler. Sana indirilene ve Senden önce indirilenlere îman ederek âhirete yakîn hâsıl edenler Rablerinden gelen bir hidâyet üzeredirler. İşte bunlar, felâha erenlerin tâ kendileridir.» Felah üç mertebedir: Birincisi: Nefse karşı muzaffer olmak. Hevâsına ve dünyâya tâbi olmakdan kurtulmak, alâyişine aldanma mak, şeytanın vesveselerine aldanmamak, fitnelerine kapılmamak. İkincisi: Küfürden, dalâletden, bid’at ve cehâletden, nefse aldanmakdan, şeytanın vesvesesinden, îmanın zevâlinden, emniyyeti zâyi etmekden, kabrin ve haşrin korkularından, sıratdan ayağı kayıp düşmekden, cehen nem azabına dûçâr olmakdan cennetden ve cemâlden mahrum olmakdan kurtulmak. Üçüncüsü: Ebedî mülkde, sermedi nimetlerde, zevâli ve intikali olmayan âlemde, hüznü olmayan sürûrda, ih tiyarlığı olmayan zindelik ve gençlikde, zorluğu olmayan rahatlıkda, illeti olmayan sıhhatde, hesabı olmayan ni mete nâiliyetde, hicâbı olmayan bir mülâkatda bekaya ermekdir. Cemalûllaha kavuşmakdır. Beyzâvî Tefsiri'nde naklolunduğuna göre Necmü’d- Dîn Dâye -kuddise sirruh- demişdir ki: «Bu âyet-i celîlede jâi nekre olarak zikrolunmuşdur. Bu her bir mertebenin hidâyetini beyânda hepsini içine

