Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Tâlût ve Câlût / 355 İşte Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in İlâhî huzûra yaklaşmaktaki bu derece yüksekliği, O’nun kâi nata galebe eden ışığının nurunun kuvveti ölçüsünde olmuştur. Ayrıca tevhîd nurlarının kâinat karanlıklarına gâlib gelmesi de Efendimizin bu yüceliğini artırmıştır. Peygamberlerin mertebeleri de birbirinden farklıdır. Allah’ın birlik nuru peygamberin insânî zulmetine galebe edince, Cemâl ve celâl sıfatlarının tecellî üstün lükleriyle peygamberin varlığının zulmeti dağılıp, yok olup gitmiştir. Her peygamber kendinde bulunan varlık zulmeti ölçüsünde semâda belli bir mekânda kalmıştır. Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ise hiç bir yerde kalmamış, yükselmiş, hiç bir beşerin hâttâ meleğin ulaşamadığı yer lere ulaşmıştır. Zirâ O, varlık zulmetinden uzaktı, Allah’ın varlığının nûru ile bakî idi. Bu yüzden Cenâb-ı Allah O’na Kur’an-ı Kerim’inde «Nur» ismini vermiştir. 3 J^ 5^’ ¿/î «Size Allah’tan hakîki bir nûr ve apaçık bir Kitab gelmiştir.»6 Burada Nur, Muhammed -sallallahu aleyhi vesellem-’dir. Kitâb ise Kur’an-ı Kerim’dir. Bu izahı iyi anla ve değerlendir. Zirâ bu manâları ancak burada bu labilirsin. Hikâye edildi ki: Kutbu’l-Aktâb’ın teşbihi: «Yâ hû, yâ men hû hû, ve yâ men lâ ilâhe illâ hû» idi. 6. Mâide sûresi, 15

