Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Tâlût ve Câlût / 339 İşte o peygamberlerdir ki biz onların kimine ki minden üstün meziyetler verdik. Allah onlardan ki misi ile söyleşmiş, kimini de nice derecelere yükselt- mişdir. Meryem oğlu İsa’ya o açık burhanları verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs ile teyid etdik. Eğer Allah dile- se idi onlardan sonra gelenler, kendilerine o apaçık burhanlar geldikden sonra birbirleriyle öldüresiye döğüşmezlerdi. Fakat ihtilâfa düşdüler. Netice olarak onlardan kimi îman etdi, kimi küfre sapdı. Evet, eğer Allah dilese idi birbirlerini öldürmezlerdi. Şu var ki Allah dilediğini yapar. Ey îman edenler, ne bir alış veriş, ne de bir dost luk, ne de bir şefaat imkânı bulunmayan bir gün gel mezden evvel size verdiklerimizden infâk edin. Kâfir ler zulmedenlerin tâ kendileridir.» Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur: k^j ^ ihj «Allah, kiminin rızkını daraltır, kiminin genişletir.» İmam-ı Gazâlî esmâ-i hûsnâ şerhinde demiştir ki: El-Kâbıd: Ölüm ânında cesedlerden rûhları çekip alan (kabzeden) Allah demektir. El-Bâsıt ise insanları tekrar dirilteceği zaman rûhları cesedlere koyan Allah demektir. Sadakaları (zekâtları) zenginlerden alır, fakirlere verir. Zenginlere o kadar bol verir ki, hiç bir ihtiyaçları kalmaz, fakirlerden de o kadar esirger ki, hiç tâkatları kalmaz kalbleri tutar, o kadar daraltır ki, onlara aldırmadığını, yüceliğini ve celâlini gösterir. Bazan da kalblere iyilik, lütuf ve cemâliyle yaklaşarak onları ferahlatır.

