Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Oruç / 259 Rivâyet olunur ki: Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Sekiz ramazan tuttu. Beş 29. geri kalanı 30 gün dür. Oruç, nübüvvetden 15, hicretden üç sene sonra farz kılındı. İbn-i Abbas -radıyallahu anh-’dan rivâyet edildi ki: «Allah Teâlâ, Peygamberini, kendisinden başka hiç bir ilâh olmadığına, şâhid olarak gönderdi. Peygamber bunu tasdik edince namazı ilâve etti, onu tasdik edince de zekâtı, ilâve etti, zekâtı tasdik edip, kabul edince oruç, sonra hac ve sonra da cihâdı ilâve etti, böylece onların dinini ikmâl etti. Oruç, ilk defa fakirler yüzünden, Benî Âdem’in üçün cü meliki Kral Tahmures zamanında zenginlere farz kılın dı. Adı gecen kral zamanında bir kıtlık vuku buldu. Bunun üzerine o da zenginlere, bir defa güneş battıktan sonra yemek yiyebileceklerini, gündüz ise fakirleri kendilerine tercîh ile Allah’a kulluk ve tevazu için, yiyemeyeceklerini emretti. Hadîs-i kudsî’de şöyle duyurulmuştur: «Oruç, benim içindir, onun mükâfatını, ben verece ğim» yani orucun mükâfatı benim, ne hûrilerim ve ne de köşklerimdir. Bu yüzden Allah sübhânehû ve teâlâ, kendi sini görme seâdetine nâil olmayı açlığa bağlamış ve Hz. İsa’ya bu konuda hitab ederken şöyle demiştir: - «Acıkırsan beni görürsün.» Büyükler demiştir ki: Allah size güçlükle birlikte olan kolaylığı dilemektedir. O halde sen, emre uyarken, güç lüğe bakma, O güçlükle beraber olan kolaylığa bak.

