Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Hz. Süleyman, Harût ve Marût / 183 bir tutarlardı. Allah Teâlâ sihrin ne olup ne olmadığını insanlara öğretmek maksadıyle bunları yeryüzüne gön derdi ki Allah’ın kelâmı ile sihirbazların kelâmı arasındaki bariz fark daha açık görülsün. Tefsir-i Hâzîn’de beyân olunduğu veçhile Rasûl-i Ekrem -sallaüahu aleyhi ve sellem-’den Ebû Hüreyre -ra- dı-yallahu anh-’ın rivâyet etdiği hadîs-i şerîfde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz: «- Helak edici yedi şeyden şiddetle sakının!» buyur duğunda ashab-ı kirâm: «- O yedi şey nedir Yâ Rasûlallah?» diye sual etme leriyle Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah Teâlâ’ya şirk, sihir, haksız yere cana kıymak, yetimin malını yemek, zinâ etmek, harbde cebheden kaç mak, iffet sahibi bir kadına zinâ iftirasında bulunmakdır» buyurmuşlardır. Bu hadîs-i şerifin beyânı veçhile sihir, insan öldürme ye denk büyük bir zulümdür. Hârutve Mârufun indirildikleri Bâbil, Küfe yakınında Nemrud’un beldesidir. Nemrud’un köşkü yıkıldığında nâsın lisânı çeşid çeşid değişip birbirlerini anlamaz hâle gelince akıbet her biri bir yere dağılıp yurt tutmaya mec bur oldukları için Bâbil denilmişdir. Hârut ve Mârut sihir yapmazlar, sihrin ne olduğunu öğretirlerdi. Ve sihir yapıp da kâfir olma diye başından söylerlerdi.

