Sayfa metni
114 | Sohbetler III - Asker arkadaş! Gel şöyle bir, dedim. Geldi. "Kavakla rın arasından niye böyle dikkatli bakıyorsun, ilgini çeken bir şey mi oldu, Hocaefendiyi görmeyi mi arzu ediyorsun." - "Bu zâtın yüzünü görünce tahammül edemedim. İlle bir görsem de elini Öpsem dedim. Diğer arkadaşlardan so ruyorum bu zatı. Onlar da, 'Ne bilelim biz, kimse kim!' diyor lar. Ben o zatı semaya doğru başı yükseliyor bir şekilde gö rüyorum, bir hal oluyor bana.” - "Gel, ben sana elini öptüreyim. Yalnız bir şey soraca ğım: Bu zâtın hakkında herhangi bir soruşturma var mı?" - "Dört jandarma komutanı bahçenin dört bir tarafına oturdular. Bize de, aralarda gezin diye emir verdiler. Bu yüzden sivil giyindik. Bu zâtı gözetliyoruz. Bu kadar bilgim var." Efendimiz Hazretlerİ'nin huzuruna vardım: - "Efendim! Şu asker elinizi öpmek istiyor." diye askeri gösterdim. Efendimiz kavakların yanına kadar geldi ve asker O'nun elini öptü. İçmeceler'de oturuyorduk, kadının biri eteğine doldur duğu armutları, erikleri ve kayısıları getirip önümüze döktü. "Efendiler! Şunlardan, şöylece birer lokma alın." dedi. Biz Hacı Mehmet ile birer tane aldık. İçmeceler'de insanı acıktırıyor tabii. Efendimiz, bana şöyle gözüyle bir işaret etti. "Yemeyin!" demek istediğini anladım. İçmece’den bizim midelerimiz hasta olur diye korkudan; erik, armut, kaysı pekiyi gelmeyeceği için mi acaba bize yedirtmedi bunlardan dedik. Kadın gidince Efendimiz, elinin dışıyla o meyveleri dışarıya attı. Biraz da hiddetlenerek "Uzak gitsin!" diye attı meyveleri. Biz de hemen bıraktık ama ikimizde de cesaret

