Sayfa metni
98 Sohbetler İli Şeyh Efendi namaza durmuş, kulaklar çıkıvermiş, müridler de kesivermişler. Namaz biter bitmez; Şeyh Efendi geriye dönmüş, iki müridinin de üstü başı kan olmuş. Meğer onlar, kendi kulaklarını kesip atmışlar. Aynada kendilerini görüyorlarmış. Şeyh Efendi onlara "Ben sizi nefsinizi tebdil ede ede, kö tü huylarınızı iyileştire iyileştire, sizin nefsinizi insaniyete çevirecektim. Nefsinizi millete menfaati olan merkebe tahvil ettim idi. Ama sizler sabredemediniz. Sabırsız dervişler bu kapıya layık değildir. Şeyhine su-i zanda bulunan dervişlerle bizim işimiz olmaz. Çıkın dışarı! Çıkın! Kabul etmiyorum, reddediyorum sizi!" der ve onları huzurundan kovar. Hem mürşid-i kâmil demişler, hem istihare etmişler, sonra da intisab etmişler, fakat tahlil edememişler meseleyi. Neden? Çünkü ilim ehli değiller. Tarikat için ilim lazım. Es'ad-ı Erbilî hazretleri de aynı şekilde kıymetli pederim Şeyh Mustafa Hulûsî'nin nefsini katletmişti. Bu olayın oldu ğu gün sevgili anneciğim bir rüya görmüş. Rüyasının aka binde başlamış ağlamaya. Ağıtına büyükannem uyanmış. - Niye ağlıyorsun kızım? - Rüyamda şeyhi oğlunuzun boğazını kesti, kan oluk oluk akıyordu. Dayanamadım, ağlıyorum. Büyükannem veli bir hanımdı. Rüyayı hemen yorumla mış. - Şeyhi oğlumun nefsini bugün katletti. Islah etti. Bu azgın nefsi kesmek, ıslah etmek bizlerin elinden gel mez. Ancak nefs-i emmâre, bir mürşid-i kâmilin hakikat kılı cıyla kesilirse nefs-i mutmainneye, nefs-i râziyeye, nefs-i merziyyeye dönüşür. Mürşid-i kâmile teslim olmalı iyice. O, akıl, zikir, hilm, sabır, kanaat, tevekkül, tevazu İle kötü huy-

