Sayfa metni
64 Sohbetler ¡11 ret ederler o ise gülümseyip geçer. Acaba o gülümseme, ar kadaşlarını idare etmek için midir, yoksa Allah için böyle basınca toz gibi yayıldığı dervişliğinden midir? Şimdi soracaksınız "Peki hangisi derviş olur, efendim? Boynuna sille vuranla, ağzına helva veren onun katında bir olursa derviş olur mu?" - Hayır efendim! 0 da derviş olamaz. Birisinin boynuna vurmuşlar, şöyle dönüp bir bakmış. - Niye bakıyorsun? - "Vurduranın kim olduğunu biliyorum da, ne ile vurdu, ona bakıyorum. Vurduran Mevlâ. Kalbime bir havatır geldi, Mevlâ boynuma vurdurdu. Şimdi ne ile vuruldu? El ile mi vuruldu yoksa başka bir şeyle mi? Baktım, bir şey yok.” de miş ve dönüp yoluna devam etmiş. Bu kimse de derviş olamaz. Niçin derviş olamaz? ' Çünkü burada da başkalarını idare etme hâli var. Yani vursalar da güya kendini olgunluğa vererek "Eline sağlık kardeşim! Benden bir havatır geçmişti. İyi ettin vurduğuna.” diyerek cemaatini kendine imrendirmek için böyle yapmış olabilir. Mahza dervişlik değil bu. Hülâsa; dervişlik ince bir meslektir. Amellerde kılı kırk yarmaktır. Bir an dahi olsun Allah hatırından çıkmayan ve huzur-ı dâimde olan kimse derviştir. Dervişin yanında tasavvufta bir de mürid var. Mürid ise, yirmi sene amel defterine günah düşmeyen kimsedir. Sami Efendimiz’in (k.s.) mübarek lisanından "mürid”, "derviş” gibi kelimeler asla çıkmazdı. Genellikle kendileri bu yolda

