Sayfa metni
86 | Sohbetler (II - Ciğer doğrayıp, kaynatıp, pişirip yiyormuşsun da baş kalarına yedirmiyormuşsun! Komşu hakkını bilmez misin? Üzerinde, dört cihetinden kırk komşunun hakkı var. - Yâ Rasûlallah! Yemine hacet yok. İki aydan beri evimde ateş yanmaz. Sırf hurma yiyoruz. Ben nerden ciğer bulup da kaynatmışım sonra da yemişim? Cibrîl-i Emîn geliyor ve meseleyi izâh ediyor: - Allah korkusundan Sıddîk'ın ciğerleri büryan oldu. Siz, o kokuyu duyuyorsunuz, yoksa dışardan bir et ya da ciğer kokmuş değil. Sıddîk-ı Ekber "Hû" dediği zaman ciğer kokusu yayılır mış etrafa. Hz. Ömer (r.a.), -Şefaatine nail et yâ Rabbi- sabah nama zına giderken azılı bir kafir tarafından, karnı yarılarak, şehit edildi. Cerrahlar yarasını iyileştirmek üzere iken Hz. Ömer: - "Ben öğle namazını kılacağım." diyor. Doktorlar, - "Yâ Ömer! Yerinden hiç kıpırdama, yaran derin, duru mun daha da kötüye gidecek." diyorlar. - Bir namaza bin tane Ömer kurban olsun. Namaz için Ölecekmişim, ne olur sanki? Hz. Osman'ın (r.a.) başına gelen ise, ciğerlerin dayana mayacağı bir hadise. Kur’an-ı Kerîm okurken, düşmanlar evinin penceresinden girip "Allah sana yeter. O işitendir, bi lendir." âyetinin üzerine kanını akıttılar. Öylece şehit oldu. Hz, Ali'yi deve boğazlar gibi boğazladılar. Hz. Haşan Efendimiz'i (r.a.) zehirlediler. Hele Hz. Hüseyin Efendimiz'in (r.a.) şehadeti içimizi da ha da çok yakıyor. "Siz İslam'ız diyorsunuz da bize muhalif oluyorsunuz. Rasûlallah'ı, babamı unuttunuz mu?" diyor

