Sayfa metni
42 Sohbetler III deki kötü fiilleri, tama'yı, hırsı, kini, buğzu, sümayı, hasetliği, kibri hiçbir şeyi koymasın, silsin süpürsün diye noktalı harf koymadı tevhîde. Bu sebeple, "Lâ ilahe illallah" kelime-i tayyibesini bolca okuyalım. Sami Sultânımız (k.s.) ile askere gitmeden önce içmece- de görüşmüş idik. Sultanımız'ın huzuruna; pederim ve Kıla vuz Hafız ile birlikte gitmiştik. Kılavuz Hafız ki, murakabede zirveye çıkmış bir zâttı. Pederim, hem Kuddusi Veli Hazret- leri'nden, hem de Esad-ı Erbilî Hazretleri’nden tarîk almış idi. Hem Nakşı, hem Kadirî halifesi. Kendisi, baba tarafından, Hacı Osmanzâdeler'den seyyid. Annesi, Baba Hoca ismiyle maruf ve o da seyyidlerden. Soy itibariyle iki taraftan da seyyid yani. Sami Sultanımız’la (k.s.) görüşmemizde hakkımızda, "Okuduğumuz evrâd ü ezkân tâliplere verecek, onun vekâleti bu.” buyurdular. Gözlerimden yaşlar fışkırdı. Peki, o yaşlar sürür yaşı mı idi? Hayır kaygı yaşı idi. Kendimi asla oraya lâyık görmedim. Hayatım boyunca, ne kadar methiyede bulundularsa kendimi hiçbir zaman oraya münasip görmedim, hep gözümün önüne günahlarım geldi. Pederim sual etti: - Oğlum niye ağlıyorsun. - Sizinle Kılavuz Hafız’ın erken vefat edeceğini Üstadımız keşfettiler de onun için. Bundan yirmi üç gün sonra babam, bir sene sonra da Kı lavuz Hafız vefat etti. (Allah rahmet eylesin, cümle ihvanı şefaatlerine nail eylesin.) Sonra ihvan bizim başımıza top landı. O günden bu yana Hâdimu'l-Fukarâ, Fakîru'l-Hakîr, hizmet etmeye çalışırım. Üstadımız Yeşilhisar’da çadır kurdurmuş. Bir kağıt çı kardı, okudu okudu:

