Sayfa metni
130 | Seyrü Sülük Nefsin yedi mertebesi, ruhun beş mertebesi, sırrın da altı mertebesi toplamında on sekiz mertebe ediyor. Bu âlem de, on sekiz bin âlem. İnsana da âlem-isuğra deniyor. Bir âlem-i ekber var; dışımızdaki âlem, buna âfak diyoruz. Bir de içimizde bir âlem var buna da enfiis diyoruz. Nil, Seyhan, Ceyhan gibi değişik ırmakların denize aktıkları şekilde insan da vahdet denizine akar ve kendisinden bir eser kalmaz. Bu mertebelerde, çalışmaya göre, fenâ halleri, bekâ halleri, vahdet-i vücûd ve vahdet-i şühûd halleri zuhur etmeye başlar. Bu, on sekiz mertebenin yanında bir de her letaifin kendi arasında biner perdesi vardır. Bunlar geçildiğinde derviş on sekiz bin âleme kendini açmış oluyor. Mesela kalbin, o yanıp batması, vurması... Normal hâlinde zevkiyle birlikte kendi içinde bin hicap, bin tane perdesi var. Bunlar da geçilecek. Nasıl geçilecek? Dille haber verilemez ki. O, kalbin hallerindendir. Ancak böyle izah edebiliriz.

