Sayfa metni
---------------------------------------------------- Allah Yolunda İnfak / 387 Verdikleri sadakadan sonra insanları, rencide eden kimselere lâyık olan, ukûbetdir. Hakîkatde mal Allah'ın olup insanlara yine Allah’ın nimet ve emâneti bulunmak la onu kendi mülkü imiş gibi zorla infâk etdikden sonra başa kakarak insanlara ezâ eden, gönüllerini rencide eden kimseye azâb-ı İlâhî hakdır. Bu sebeble büyükler «Güzel, muvafık ve münâsib bir söz arkasından ezâ gelen bir sadakadan hayırlıdır» mealindeki âyet i celî- leye dayanarak demişlerdir ki: kendinden bir şey isteyene münâsib bir lisanla bir şey veremeyeceğini yahud şimdilik müsait bulunmadığını söylemek, verdikden sonra başa kakmak yahud o kimseyi kendi şahsî menfaati istika metinde hareket etmeye cebr-i manevî ile zorlamaktan daha hayırlıdır. Çünkü isteyenin gönlünü yalnızca güzel bir söz de hoş edebilir. Sadaka cesedine fâide verecekse güzel söz de ruhuna fâide verir. Cesedine fâide verirken eğer ruhu ve gönlü incidilirse maksud olan rızâ ve insa na memnuniyyet veren bir fâide hâsıl olmaz, gönüllerde bulanıklık ve bunalma hâsıl olur. Bu sebeble bu illetden kurtulamayanlara yalnızca güzel bir sözle iktifa etmeleri tavsiye olunur. Haşan Basrî der ki: Bir gün Nebîyy-i Ekrem -sallal- lahu aleyhi ve sellem- ashabı arasına çıkarak: - »Sizden körlüğünün giderilip görür kılınmasını Allah’dan isteyen kimse var mı ? Öyle ise biliniz ki dün yâya rağbet edip tûl-i emeli bırakmazsa Allah onun dün yâya rağbeti ve tûl-i emeli kadar kalbini kör eder. Kim kalben dünyâyı terkeder ve tûl-i emeli bırakırsa Allah ona güzel bir ilim, güzel bir hidâyet verir. Bilesiniz ki

