Sayfa metni
Semahat ve Muavenet / 165 Hâlik-ı Hakîm, beşer rûhunun güzel şeylere karşı bahil (cimri), kıymetsiz şeyler için semîh (cömert) bir fıt ratta olduğunu pek iyi biliyordu. Bunun için durmayıp âyet üstüne âyet indiriyor. Harîs ve mâlûl ruhları yola getirmek maksadıyla ehl-i tevhîde vasiyette bulunuyordu. Ellerindeki malın en kıymetlileri üzerinde fukarânın, bîçâregânın, dulla rın, öksüzlerin, babaların, akrabanın... Evet hepsinin muayyen bir hakkı olduğunu hatırlarına getiriyordu. “Cenâb-ı Allah, rezzâktır. Erbâb-ı servetin nesi var sa erbâb-ı istihkâka noksansız olarak tevzî edilmek üzere kendilerine İlâhî hazîneden verilmiş emânetten başka bir şey değildir." diyordu. Kur'ân-ı Kerîm’de buna dâir pek çok âyet-i celîle vardır. Biz yalnız bazılarını iktibas edelim: Sûre-i Sebe’de: “Hangi şeyi infâk ederseniz yerine Allah başka sını verir, O rezzâkların en hayırlısıdır.”167 Sûre-i Mâide’de: dımlaşmayı kanunlaştıran bu ahkâmın tafsilâtı Mehmed Zihnî’nin Nîmetü’l-islâm ve Ömer Nasuhî'nin Büyük İslâm ilmihali gibi fıkıh kitaplarında vardır. 167. Sebe Sûresi, 39

