Sayfa metni
Ali Ramazan Dinç 37 tuttuğunu düşünerek giderler, daha yürürken gözyaşları nı tutamayanlar çok olur, kürsüye çıktıklarında kendileri de cemaat de ağlardı. Üstadımız'ın gördüğü, başkaları nın ise görmediği bir zât da: "İftihar etme Haşan Efendi, aman!" der ve kaybolur. Sami Ramazanoğlu (k.s.) o gün- larde: "Adana'da çok feyz var." buyurmuşlardı. Babalan Şeyh Mustafa (k.s.) hanımlan Aişe validemi ze: "Durumun müsait olmayışından dolayı evladımı tam manasıyla okutamadım." deyince, Valide Sultan: "Üs tadımız! Oğlumuz Haşan Efendi için endişe etme, manâ âleminde Peygamberimiz (s.a.v.) mübarek dizlerine koy muş, ben O'nu kitabını okuturken gördüm." der. Son an larında Üstadımız yakınlanndan birine: "Her hoca bizi dinliyor, sebebi nedir bilir misiniz?" dediklerinde: "Hayır Efendim, bilmiyoruz." deyince Üstadımız "Bize hâllerin talimini Peygamberimiz (s.a.v.) öğretti." buyururlar. Bizim gibi âcizler onun hakkında neyi anlatabilirler? Ancak der yadan bir damla sunabiliyoruz. Zahirde gördüklerimiz bu, bâtında olanlar Hakk ile kendi aralarında. Nakşı ve Kadirî icazetleri olan Üstadımız bu vesikala rın yanında iki lütfa daha mazhardır. O da mahviyyet ve mahfiyyet. Mahviyyet; gönülden, Allah'tan başka şeylerin silinmesidir. Mahfiyet ise gizliliktir. Enbiyadan biri vahyi rüya yoluyla alır. Mevlamız bu Nebiye bir altın tası gizle mesini emreder. Ne kadar da gizlemeye çalışsa tas ortaya çıkar. Sebebini sorunca Allahımız (c.c.): "Bu, güzel amel lerdir, kişi ne kadar gizlese yine zahir olur." buyurur. Üs tadımız da aynen öyle kendini gizler, zâhiri iltifatlardan hoşlanmazlardı. Biz çocuktuk, Medine-i Münevvere'den Mersinli Yusuf Amca'dan hediye geldi. Üzerinde, Yahyalı Nakşî Hâlifesi Haşan Efendi'ye verilecek, yazılıydı. Efen dimiz: "Ne halifesi, biz Cenâb-ı Hakk'm en aciz kuluyuz." diye ifade etmişlerdi. (1976) "Sami Efendi dua buyuracak dediklerinde Üstadımız: "Nakşi Halifesi dediklerinde utancımdan sanki belkemiğim sızladı." buyurmuşlardı.

