Sayfa metni
Neşr-î Dîn Hizmeti / 163 sellem- de bu fikirde idiler. Hz. Ali -radıyallahu anh- de bu fikirde idi. İmâm-ı Şafiî -rahmetullâhi aleyh- de bu fi kirde ictihâd etmiştir. Hz. Ömer -radtyallahu anh-, bu iddiâyı kabû! etme miştir. İmâm-ı Âzam Ebû Hanife -rahmetullahi aleyh- de Ehl-i Beyt’in bu iddiasını reddederek, Resûl-i Ekrem - sallallahu aleyhi ve sellem-'in irtihâlinden sonra ona âid olan hissenin bir kimseye verilemeyeceğini, Ehl-i Beyt’e âid hissenin de aynı muâmeleye tâbî olduğunu beyân etmektedir. Ganimetten alınan humûsün beş müsâvî kısma taksimine de bir emir yoktur. Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendi miz zevi’l-kurbâya âid hisseyi- Benî- Hâşim’e, Benî Ab- dülmüttalib’e verirdi. Maslahata ve ihtiyâca göre taksim olurdu. Müsâvî tarzda taksim olmazdı: Hz. Ömer -radıyallahu anh- de Benî Hâşim ile.Be nî Muttalib'e hisselerini vermiştir, Hz. Abdullah İbn-i Abbâs -radıyallahu anh- diyor ki: - “ Hz. Ömer -radıyallahu anh- bize âid humüsten ancak dullarımızı evlendirecek, borçlarımızı ödeyecek mikdârı kabul etmemizi teklif etti. Biz de hissemizin bi ze yerilmesini istedik. O da vermedi.” Hz. Ömer -radıyallahu anh- bu hususta Kur’amve fi’l-i Peygamber? -sallallahu aleyhi ve sellem- üzerine hareket etmiştir. Irak ile Sûriye’nin fethini müteâkib askerler fetholu-

