Sayfa metni
Fahil Vak'ası / 153 Düşman süvârileri Müslümanların ric’atinden şevk ve heyecâna gelerek kütle-i asliyelerinden ayrılarak ilerlemiş lerdi. Hz. Hâlid de bunları aldatarak yavaş yavaş geriye çekilerek düşmanı ordularından hayli ayırınca üzerlerine öyle bir şiddetle atılmışdı ki hepsini eritmiş; yüksek rütbeli zabitlerden bir çoğunu da kılınçdan geçirmişdi. Bu sırada kays bin Hübeyre de düşmanın sol cenâ- hına yüklenmiş düşmanı azim zâyiata uğratmışdı. Fakat tirendazlardan istifâde eden düşman merkezi henüz sar- sılmamışdı. Sol cenâh üzerine taarruz o kadar yaklaşmış idi ki ok yerine kiline ve hançer kullanmakdan başka çare kalmamışdı. Sahne-i harb kan içinde yüzmüş BizanslIlar kaçmaya mecbur kalmışlardı. Rumların birinci ve ikinci generalleri de maktul oldu. Orduları bozuldu, yollarını şa şırıp bataklıklara saplanan firârî askerleri asâkir-i İslamiy- ye takip eylediklerinden düşman askerinin kısm-ı azami telef oldu. Pek azı kaçıp kurtulabildi. Hz. Ebû Ubeyde -radıyallahu anh- bu muzafferiyeti Hz. Ömer -radıyallahu anh-’a bildirdi. Haklarında yapıla cak muameleyi istifsar eyledi. Hz. Ömer de: Mağlubların ehl-i zimmet tanınmasını, arazinin sahiblerine terk olunmasını emretdi. Bu zaferi müteâkıb Ürdün’ün bütün şehirleri Müslümanların eline suhuletle geçdi. Her yerde şerâit-i sulhiyye şu veçhile yapıldı: “Herkesin malı, canı, yeri, yurdu, mabedi her taarruz dan masûndur. Ancak Müslümanlar tarafından camiler inşâsı için bazı arâzi istimlâk edilecekdir.”

